CAMİİ MİNBER , MİHRAP , VAAZ KÜRSÜSÜ , RABLE , CAMİİ KAPISI UYGULAMALARI

 

 

    

CAMİİ' LERDE  

KULLANILAN

MİNBER 

MİHRAP 

VAAZ  KÜRSÜSÜ 

MAHFiL

RABLE 

ALEM

CAMİİ  KAPISI

KUBBE

MAHYA

UYGULAMALARI

 

 

Minber

Nedir.?

Camilerde İmamların cuma ve bayram hutbesi okudukları basamaklı yüksekçe yerdir.

Sözlükte "yüksek yer" anlamına gelen minber ıstılahta camilerde imamların

Cuma ve bayram hutbelerini okudukları basamakla çıkılan yüksek yerlere denir.

Peygamberimiz (a.s.) önceleri hurma kütüğü üzerine çıkarak hutbe okumuş daha sonra

minber yapılmıştır.

Her caminin bir minberi vardır.

Camilerimizde ağaçtan taştan ve mermerden yapılmış çeşitli şekillerde süslenmiş ve tezyin edilmiş

muhteşem birer sanat eseri niteliğinde minberler bulunmaktadır.

Hadislerde bu kelime cennette kurulacak tahtlar anlamında da kullanılmıştır.

Allah için birbirlerini sevenlerin adil olanların ve cömertlerin nurdan minberler üzerinde oturacakları

bildirilmiştirminber

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Minber'in tarihi

Hz. Peygamber'in Medine'de inşa ettirdiği Mescid-i Nebevi'de, önceleri bir minber bulunmuyordu.

Cemaatin çoğalması nedeniyle Hz. Peygamber (s.a.s)'in ders ve hutbelerinin daha rahat

duyulabilmesi için, Hicretten yedi yıl kadar sonra ilk minber yapıldı. Hz. Peygamber o zamana kadar

bir hurma kütüğüne yaslanarak ve kerpiçten yapılmış bir set üzerine çıkararak hitap ediyordu.

İlk minber Hz. Peygamber'in ashabıyla istişaresinden sonra isteği üzerine bir kadının marangoz olan

kölesi tarafından yapılmıştır.

Ustanın adıyla ilgili farklı rivayetlerden, minber yapımıyla bir kaç kişinin ilgilendiği anlaşılmaktadır.

Ahşap olan ilk minber,

Medine'den Şam tarafına doğru dokuz millik bir mesafede bulunan ormandan kesilen ılgın

ağacından yapıldı.

Minber iki basamak ve üst tarafında bir oturma yerinden ibaretti.

Mescidde yerine konulup,

Allah Rasulünün üzerine ilk çıkışında, daha önce yaslanarak hitap ettiği hurma kütüğünden bazı inilti

sesleri duyuldu. Hz. Peygamber, hurma kütüğünü eliyle okşayınca inleme sesi kesildi.

Bu olay, Ashabın huzurunda cereyan ettiği için pek çok kimse tarafından rivayet edilmiştir.

Hatta bu konu ile ilgili hadislerin tevatür derecesine ulaştığı öne sürülmüştür.

Hz. Peygamber vefat edince ilk halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) edebinden dolayı minberin ikinci

basamağında, Hz. Ömer (r.a.) de ilk basamağında hutbe okumuşlardır. Hz Osman (r.a) ise üçüncü

basamağa kadar çıktı. Çünkü o da bir basamak inseydi yerde hitap etmesi gerekecekti.

Bu ise sünnete aykırı olurdu. Minber'in kapısına ilk perde astıranın da o olduğu rivayet edilir.

Hz. Peygamber'in minberi hicri kırk dokuz tarihine kadar daha önceki hali üzere kalmıştır.

Muaviye b. Ebi Süfyan Sultan olunca siyasi nüfuz ve gücünü arttırmak için minberi Şam'a nakletmek

istedi. Bunun için Medine valisi Mervan b. el-Hakem'e mektup gönderdi.

Ancak minber sökülmeye teşebbüs edildiği sırada güneş tutuldu.

Medine ufuklarının kararmasını manevi bir işaret olarak kabul eden Mervan,

düşüncesinden vazgeçti.

Minberin alt kısmına altı basamak daha ilave ettirerek, basamak sayısını dokuza çıkardı.

Mervan, cemaat çoğaldığı için bu yola başvurmuştu.

Minber bu şekliyle 654/1256 yılındaki yangına kadar devam etti.

Mermerden olan Mescid-i Nebevi'nin son minberi

Osmanlı Sultanı III. Murad tarafından yaptırılmıştır.

Mescid-i Nebevi'de müslümanların en fazla rağbet ettikleri yer Minber'le

Hz. Peygamber'in kabri arasıdır. Çünkü Hz. Peygamber burasını Cennet'ten bir bahçe olarak

nitelendirmiştir (İbn Sa'd, I, 253). Bazı hadislerde ise minberin Havz'ın üzerinde olduğu ve cennet

kapılarından biri bulunduğu bildirilmektedir.

Hz. Peygamber'in hayatında bir ilim kürsüsü, bir idare makamı özelliği olan minber,

ondan sonra hutbeler dışında halifelerin üzerinde bey'at aldıkları ve göreve başlarken çıkmayı

mutad hale getirdikleri bir yer olarak fonksiyonunu sürdürmüştür.

Hakimiyetin sembolü haline gelen minber, valilerin göreve başlarken ve ondan ayrılırken çıktıkları

hükümdarın temsilcisi olarak oturdukları bir makamdı.

İlk asırlarda valiler ellerinde asa ile ayakta hutbe okurlardı.

Mescidlerin kazai fonksiyonları da, genellikle minber yanında gerçekleşiyordu.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in minberi yanında yalan söylenemeyeceği ve bunu yapanın

Cehenneme gireceğini belirten sözleri sebebiyle olmalı,

genellikle zanlılara minberinin yanıbaşında yemin ettirilirdi

Mescid-i Nebevi'den sonra ilk minber Mısır'da Amr Camii'ne konuldu.

Ancak başlangıçtaki hükümranlıkla ilgili fonksiyonu sebebiyle olmalıdır ki

Hz. Ömer (r.a.)'ın emriyle bu minber kaldırıldı.

Hicri 132 yılından itibaren Mısır'da eyalet camilerine minberin konulmasıyla minber,

bütün cuma camilerine yayıldı.

Ahşap ve mermer işçiliğinin en güzel örneklerini teşkil edecek minberler yapıldı.

Ahşap minberlerin en eski örneği Keyravan Camii minberidir.

Kurtuba'daki Hakem II minberi kaynakların verdiği bilgilere göre çok değerliydi.

Tekerlekler üzerinde yürütülebilen minberde Hz.Ömer'e ait bir Kur'an nüshası da bulunmaktaydı.

Anadolu'da en eski minber Konya Alaaddin Camii'nin ahşap minberidir.

Kendisinden sonrakilere örnek teşkil etmiştir.

Selçuklu taş minberleri ise kötü tamirler sonucu özelliklerini yitirmişlerdir.

Osmanlılar döneminde mermerden yapılan minberler yaygındır.

Bitki motifleri ve geometrik şekillerle süslenen minberler camiin iç süslemesi ve mimari üslubuyla bir

bütünlük arzetmektedir.

Günümüzde minberler beş, yedi, dokuz veya daha fazla basamaklı ölur.

İmam, genellikle yedinci basamakta durur. Ancak bu durum, camiin ve dolayısıyla minberin büyüklüğüne göre değişir. 

 

Mihrap nedir...?

Cami ve mescitler ile namazgahlarda kıble yönünde belirleyici mimari öğe.

İmamın önünde durduğu bölüm. Genellikle etrafı çerçevelenmiş,

duvarda küçük bir girinti biçiminde yapılmıştırmihrap

Kuran-ı Kerim'de Mihrap

Kur'an-ı Kerim'de mihrab sözcüğü ve çoğulu şu ayetlerde geçmektedir.

Kudüs'te Mescid-i Aksa bünyesinde,

Meryem'in barındığı bir bölme anlamında şöyle kullanılmıştır:

Rabbi onu, güzel bir şekilde kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi.

Onu Zekeriyya'nın himayesine bıraktı.

Zekeriyya meryem'in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek, rızık buldu.

"Bu,.sana nereden geldi ey Meryem?" dedi". Meryem; "O, Allah tarafındandır.

Şüphesiz Allah, dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır" (Ali İmran, 3/37).

Mihrabın nasıl yapılır?

Mihrab, günümüzde genellikle caminin kıble duvarı oyuk şekilde inşa edilerek ve çevresi de yazı

veya diğer süs unsurları ile süslenerek yapılır.

Çini, mermer veya ahşaptan yapılan ve sanat değeri oldukça yüksek mihraplar vardır.

Cami zemininden 15-20 cm. yüksek yapılanlarına da rastlanır.

Mihrabın tarihçesi

Mihrabın camilere günümüzdeki şekliyle girmesi Emeviler devrine kadar dayanmaktadır.

İlk zamanlarda, yani;

Peygamber döneminde kıble, mihrab ile değil, renkli bir çizgi veya üzerinde belirli işaretler bulunan

bir taş levha gibi herhangi bir işaret ile gösterilmekteydi.

Emeviler devrinde camilerin ayrılmaz bir unsuru olarak dini hayata giren mihrablar,

Selçuklular ve özellikle

Osmanlılar zamanında yapılan taş ve çini çeşitleriyle diğer İslam ülkelerinin hiç birinde görülmeyen

bir değişiklik arzetmiştir. Bilhassa Bursa'daki Yeşil Camii'nin mihrabı,

Selçuklular devrinde bile rastlanmayan bir zenginlik ve ve ihtişam gösterir.

Ayrıca bu caminin çinili mihrabı kendi cinsleri arasında en büyük ölçüde yapılmış olanıdır.

Sözlükte "Mihrap" ne anlama gelmektedir?

1- Cami, mescit vb. yerlerde kabe yönünü gösteren,

duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer.

2- Mecazumut bağlanan yer.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

VAAZ  KÜRSÜSÜ 

TARİHİ....? 

Camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü. Arapça. yüksek olmak, anlamındaki "nebr" kökünden ism-i âlettir. Minber, Cuma veya bayram hutbelerini okumak üzere çıkılan, genellikle mihrâbın hemen sağında bulunan merdivenli yapının adıdır.

Hz. Peygamber'in Medine'de inşa ettirdiği Mescid-i Nebevi'de, önceleri bir minber bulunmuyordu. Cemaatin çoğalması nedeniyle Hz. Peygamber (s.a.s)'in ders ve hutbelerinin daha rahat duyulabilmesi için, Hicretten yedi yıl kadar sonra ilk minber yapıldı. Hz. Peygamber o zamana kadar bir hurma kütüğüne yaslanarak ve kerpiçten yapılmış bir set üzerine çıkararak hitap ediyordu (Semhûdî, Vefâü'l Vefâ, Mısır 1326, I, 281-282).

İlk minber Hz. Peygamber'in ashabıyla istişaresinden sonra isteği üzerine bir kadının marangoz olan kölesi tarafından yapılmıştır. Ustanın adıyla ilgili farklı rivayetlerden, minber yapımıyla bir kaç kişinin ilgilendiği anlaşılmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

 

 

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Türk-İslam sanatlarının en önemli dallarından biri şüphesiz ahşap işçiliğidir.

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri

Ahşabı Sabırla Mayalamak: Kündekâri
 

Ahşap işçiliğinin önemli tekniklerinden biri olan kündekâri Anadolu’da Selçuklu devrinde gelişmiş; kendine özgü bir şekil almış ve daha çok cami kapıları, minber, vaaz kürsüsü, dolap kapakları, pencere kapakları, sanduka gibi öğelerde geniş uygulama alanı bulmuştur.
Kündekâri sözcüğü Farsça’dan dilimize geçmiş, asıl hâli kendekâri olan; heykeltıraşlık, hakkâklık, kalemkârlık gibi plastik sanatları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Osmanlıcada kendekariye daha çok kalemkâri anlamı verilirken yine Farsça künde (tomruk, masif ağaç kütlesi) kelimesinden etkilenilerek bir kündekârî terimi ortaya çıkmış. Zamanla ince marangozluk kapsamına giren ahşap sanatı, dekoratif doğramacılık sanatı için kullanılır olmuş bu terim. Günümüzde bu sanata İran’da mütenebbihe, Arap coğrafyasında ise ta’şik adı veriliyor ve kündekâri kelimesi yalnız Türkçe’de kullanılıyor. Sabır ve ustalık gerektiren bu değerli sanatın en güzel örnekleri Anadolu topraklarında bulunuyor.

İÇ İÇE GEÇMİŞ TAHTALAR
Kenarları erkek-dişi değerlerde oyulmuş, çokgen ve yıldız biçiminde ayrı ayrı kesilmiş, çeşitli geleneksel kabartmalarla bezenmiş parçalar… Bu parçaların ahşap kirişlerinin çivi ve tutkal kullanılmaksızın, birbirine geçmesi biçiminde uygulanan ve büyük bir ustalık isteyen kündekârînin, bezeme temeli gökyüzüne dayanır. Gökyüzündeki yıldızları ve sonsuzluğu ifade eden yıldız, sekizgen, ongen, baklava gibi birçok geometrik desenle birlikte uygulanır.

ETKİLEYİCİ TEKNİK
Tekniğin temeli küçük ağaç parçalarının damarları, dolayısıyla eğrilme yönleri birbirlerine zıt gelecek şekilde yivler ve girinti-çıkıntılarla birleştirilmesi esasına dayanır. Genellikle parçaları çerçeveleyen çıtalarla, kemer tahtaları ve göbekler oyma-kabartma arabesk motiflerle bazen de sedef kakmalarla süslenir. Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap plakalar konarak görüntü zenginleştirilir. Bazı örneklerde oyma isçiliği, sedef, bağa ve fildişi kakma isçiliği de kompozisyona dâhil edilir. Hazırlanan parçalar birbirine ayrıca bağlayıcı bir malzemeyle tutturulmadığından, kündekârînin uygulandığı ahşap yüzeylerde zamanla ayrılmalar olmaz.

ZAMANA MEYDAN OKUYAN SANAT
Kündekâri tekniğiyle yapılmış bazı örneklerde dayanıklılığı arttırmak için geçmelerin arkasında, yine ahşaptan yapılmış bir iskelet kullanılır. Değişen mevsim şartlarında ısıdan ve nemden etkilenmeyecek nitelikte bir ağaçla çalışılır ve birleşme yerlerindeki kanallarda bırakılan hava payları sayesinde, ahşap işçiliğinde zamanla ortaya çıkan çatlak ve şişmeler önlenir.

Daha çok kapı, pencere ve dolap kapaklarıyla minber ve kürsülerde uygulanan kündekârînin, en güzel örnekleri 12. yüzyılda Selçuklu mimari geleneğine sahip çıkan Mısır, Suriye, Filistin ve Anadolu’da hâkim olan Türk-İslam devletlerinde, sonraki yüzyıllarda (16. yüzyıla kadar) sadece Anadolu’da görülür.

11. yüzyıl ve 14. yüzyıl arasında geometrik motiflerin bolca kullanıldığı Selçuklu eserlerinin tesirleri Beylikler Dönemi ve Osmanlı Dönemi’nde de görülmektedir. 15. yüzyılın başında yeni kullanılmaya başlanan çiçekli üslup hem rumîli kompozisyonlar ile hem de ayrı ayrı kullanılmıştır. Sedef ve fildişi kakma eserlerde teknik özelliğinden dolayı geometrik motifler tercih edilmiştir.

MAYASI SABIR ŞİFRESİ EBCED
Kündekâri sanatıyla uğraşan ustalar yani kündekârlar, bu işin mayasının sabır olduğunu ifade ediyorlar. Bugün çok az sayıdaki kündekâr, yeni neslin bu sanatı öğrenmeye sabrı ve isteği bulunmamasından şikâyetçi. Uygulama esnasında başlangıçta milimlik kaymaları dikkate almazsanız, kontrol elinizden çıkar ve kündekârîyi toplayamazsınız diyor ustalar. Eğer zelzele, yangın ve aşırı rutubet gibi menfi tesirlerden korursanız rahatlıkla 7-8 asır dayanabileceği bilinen bu tekniğin, yeri geldiğinde hazırlanan binlerce parçanın çuvallara doldurulup mekânında uygulanıyor olması da ne kadar meşakkatli olduğunun kanıtı. Derin manalar eşliğinde derin bir el maharetidir kündekârî, sabırla nakşedilir.

 

MAHFEL

NEDİR...?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Camilerde etrafı parmaklıklarla çevrilmiş yahut yerden yüksek yapılmış olan yerin adı. Mahfel de denir.

Camilerde aynı zamanda binanın yüksekliğine göre

ikinci bir mekan temin etmek ve duvar boşluklarına bir hareket vermek üzere, muhtelif cephelerine sütunlar üzerinde mahfeller yapılmıştır.

Padişahlar için yapılmış olanlarına

"Mahfel-i Hümayun" veya "Hünkar Mahfeli",

müezzinler için yapılmış olanlarına da "müezzin mahfeli" denmiştirmahfil

Hünkar mahfili veya mahfil-i hümayun:

Padişahlar tarafından yaptırılmış ve Selatin adı verilmiş olan camilerde,

padişahların namaz kılmaları için ayrılan yerin adıdır.

Caminin yüksek yerine yapılır ve etrafı da kafesle kapatılırdı.

İlk camilerde hükümdarlar için böyle bölümler görülmemektedir.

Osmanlılar devrinde en kıymetli ve en güzel hünkar mahfeli,

Bursa Yeşil Camidedir.

Mimarisi, zeminden duvarlarına kadar olan nefis çinileri ve dış cephedeki eyvanı

ile emsalsiz bir şaheserdir.

Sultanahmed hünkar mahfeli de, oyma ve kabartma,

süslemeli mermer korkuluklu,

yeşil süslemeli mihrabı,

duvar çinileri,

sedefli kapılarıyla pek sanatkarane bir eserdir.

Hünkar mahfelleri, son devir

camilerinde de türlü şekillerde yapılmış ve etrafı sanatkarane kafeslerle çevrilmiştir.

Bu kafes penceresinin açılması, hükümdarın geldiğini bildirirdi.

Yeni Cami ile Sultan Ahmed Camiinde pek kıymetli kasırlar da yapılmıştır.

Son asırlarda, bu kasırlar ve direkler çeşitli şekiller almıştır.

Müezzin mahfeli:

Müezzinlerin, son cemaat yerlerinde,

namaz kılanlara, imamın tekbirlerini tekrar ederek,

cemaate uymalarını sağlamak için, caminin arka kısmında bulunan yerin adıdır.

Bilhassa büyük camilerde müezzinlerin vazife görmeleri için

yapılan bu mahfeller binanın en elverişli yerine yerleştirilmiştir.

Büyük camilerde,

son cemaat yerindeki ve hatta dış (şadırvan) avlusundaki cemaate de imamın

tekbirlerini duyurmak üzere cümle (giriş) kapısının yanlarında

veya sermahfilde yapılmış olan cumba şeklindeki

çıkıntılara da mükebbire veya mükbire" yahut "mi’zene" adı verilir.

Süleymaniye,

Edirne Selimiye Sultanahmed camilerinde,

mihraba yakın bir kısma sütunlar üzerine oturtulmuştur.

Bazı camilerde, cümle kapısı önündedir.

SÖZLÜK ANLAMI NEDİR...?

1. Toplantı yeri.
2. Toplanmış kimseler.
3. Camilerde parmaklıkla ayrılmış yüksek yer. 

 

 

RABLE 

ALEM.......?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cami Alemi nedir ?

 

Cami Alemi nerden geldi.

 

Türk-İslam sanatında cami, medrese, türbe gibi kubbeli yapıların, minare külahlarının, sancakların üzerine yerleştirilen tepelikler.

 

Ayrıca bayrak, sancak, alamet ve bir kavim veya topluluğun tanınmış ve şöhretli kişileri için kullanılan bir tabirdir.

 

Araplarda sancak manasınadır. Umumiyetle altında toplulukların birleştiği alamet ve sancaklara, bu hususta kullanılan timsali işaretlere denir.

 

En eski zamanlardan beri ordu ve asker topluluklarının bir işareti olmak üzere Alemler kullanılmıştır.

 

Türkler önceleri Alem olarak at kuyruğundan tuğlar, boynuz, kurt sureti ve hilal şekillerini kullanmışlardır.

 

Osmanlılarda alem aynı zamanda silah olarak kullanılan bir nevi balta ( teber )dır.

 

Muhtelif şekilleri olur. Uçları dar yüzlü bir kama veya dört köşe bir süngü şeklinde mızrak gibi uzunca saplı bir silah olup, mızrak vazifesini de görür.

 

Bunların bazılarının üzerinde Altın kakmalı yazılar ve süslemelere rastlanır.

 

Yeniçeri ordusunda “sancak alemi” olarak da kullanılırdı.

 

Osmanlılarda beyaz, kırmızı, yeşil ve sarı olmak üzere muhtelif renkte bayrak yapılmış ve kullanılmıştır.

 

Sancak karşılığı olarak da alem tabirini kullanmışlar ve sancağı taşıyanlara da alemdar demişlerdir.

 

İlk Osmanlı bayrağı, Selçuklu Sultanı Alaeddin tarafından Osman Gaziye gönderilen Alemin beyaz renkte olmasından dolayı beyaz idi.

 

Bu beyaz sancak, Osman ve Orhan Gazi zamanlarında kırmızı harb bayrağı kullanılmasına rağmen,

 

Yavuz Sultan Selim devrine kadar muhafaza edilmiştir. Yeşil sancak ise,

 

Fatih devrinde padişahın gemiye bindiği zaman geminin arkasına takılmak üzere kullanılırdı.

 

Osmanlı bayraklarına hilal konması Orhan Gazi devrinde başlamıştır.

 

Üç hilal ise, Fatih’in ilk sikkelerinde ve bundan sonraki yeşil sancaklarda kullanılmıştır.

 

Ay yıldızın bayrağa konulması Sultan Üçüncü Selim zamanında olması kuvvetle muhtemeldir.

 

Cami, türbe, medrese, çarşı, imaret ve bunlara benzer dini ve içtimai binaların kubbeleri tepesine ve minare külahlarıyla,

 

minberler ve şadırvanlar gibi mimari kısımlarının ahşap çatıları üstüne bazen süs bazen da mimari bir eleman olarak konulan tepeliklerdir.

 

Bunlar düşey bir eksene geçirilmiş boncuk gibi yuvarlak şekilde bir kaç parçadan ve onların tepesine takılmış ay veya iki uçları dışarıya doğru kıvrılmış bir boynuz

 

ve bunlara benzer şekillerle son bulan elemanlardır.

 

Alemler

 

güzel görünmenin yanısıra mimari bir mecburiyetin neticesi olup,

 

kurşun levhaların tepedeki birleşme noktasını örterler

.

Estetik açıdan da dikkati tepede toplayıp,

 

sanki kubbe veya minare semaya yükseliyormuş gibi bir his verirler.

 

Kubbe ve minarelerin Alemleri binanın büyüklüğüne uygun bir şekilde yapılır.

 

Alemi meydana getiren

 

parçalar aşağıdan yukarıya doğru

 

küp,

 

alt bilezik,

 

Armut,

 

boyun,

 

üst bilezik

 

ve

 

ay

 

gibi isimler alırlar.

 

Alemlerin en çok dikkat çeken yeri ay kısmıdır.

 

Bunların

 

boynuz,

 

hilal,

 

nal,

 

zombah,

 

yaprak

 

ve

Mevlevi sarığı

 

şeklinde olanları vardır  

 

                     

 

 

KÜNDEKARİ 

NEDİR...?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kündekârî tekniğinde

bir ahşap iskelet üzerinde yan yana getirilen

geometrik mahiyetteki ahşap parçalarla bunları birbirine bağlayan oluklu ahşap kirişler

tutkal ya da çivi kullanılmaksızın iç içe geçirilmek suretiyle eser tamamlanır.

Dolayısıyla iklim şartları ve zamanın getirdiği eskime ile bu parçalar

kuruyup ufalsa da yerinden düşüp ayrılmaz.

Bu tekniğe “kündekârî” diyoruz.

Günümüze kadar korunarak gelmiş ahşap minberler içinde

kündekârî tekniğiyle yapılmış kıymetli örnekler vardır.

Konya Alâeddin Camii’nin

Ahlatlı bir ustaya ait 1155 tarihli,

Siirt Ulucamii’nin Abdülfettah isimli bir ustaya ait 1191 tarihli,

Divriği Ulucamii’nin Tiflisli Ahmed’e ait 1241 tarihli minberleri bunlar arasında sayılabilir.

XII-XIV. yüzyıllara ait Alâeddin Camii,

Malatya ve Kayseri Ulucamii

ile Ankara Aslanhane Camii minberleri,

Birgi Ulucamii pencere kanatları,

Ankara’daki Hacı Bayram Türbe kapısı

ile Ahî Şerefeddin sandukası da Anadolu’daki

Türk ahşap işçiliğinin derin oyma tekniğindeki en eski ve nefis örnekleri arasındadır.

Yıldız parçalarını birbirine bağlayan çıtaların çivilerle zemine monte edildiği

bir yalancı kündekârî ile kündekârî görünümlü ancak tüm parçaların oyularak

tek zeminde oluşturulduğu kabartmalı bir başka yalancı kündekârî daha söz konusudur.

Ancak bu türden eserler zaman içindeki ısı ve rutubet değişikliklerinin,

sıcaklık ve soğukluk farklarının ahşapta oluşturduğu hareketlenmeye dayanıklı değildirler
 

Kündekâr : Ağaç oymacısı , sedefçi , kündekârî ustası