26 : ) BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ...? / 29-03-2012

 

 

BUNLARI

BİLİYORMUSUNUZ.....?

 

 

18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.

ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.

Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.

Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.

Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.

Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in "Born in Theusa" albümüdür.

Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.

Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.

Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.

Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi
.
Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur

Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.

Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.

Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.

Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.

Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.

Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.

Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.

Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.

Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.

Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.

Bir kromozom bir genden daha büyüktür.

Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.

Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.

Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.

Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg

Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.

Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.

Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.

Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.

Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.

Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.

Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur...

Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.

Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.

Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.

Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında
Connecticut New Haven’da yayımlanmıştı.

Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.

Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır.

Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.

Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97–72 82 cm olacaktı.

Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.

Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.

En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.

En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.

Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.

Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.

Fareler kusamaz.

Filler zıplayamayan tek memelidir.

Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.

Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.

Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.

Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.

Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir.

Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır.

Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır.

Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.

Hapşırdığınız zaman, kalbiniz de dâhil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarınız bir an için durur.

Hapşırırken Burnu ya da Ağzı Kapamak, Felce Neden Oluyor.

Havuca rengini karoten verir.

Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.

Her 25 kişiden biri astım hastasıdır.

Her dört Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor.

Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello yapmak yasaldır.

Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta cin’dir.

Hindistan`da oyun kâğıtları yuvarlaktır.

Hindistan’daki yıllık doğum sayısı, Avustralya’nın toplam nüfusundan fazladır.

Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.

İleri doğru bir adim atıldığında, insan vücudundaki 54 kas çalışır.

İlk çamaşır makinesi 1907 yilinda Hurley Machine Co. Tarafından pazarlandı.

İnciler sirkede erir
.
İnek sütünün pH değeri 6’dır.

İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikâyesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.

İngiltere’deki bütün kuğular kraliçenin malidir.

İnsan beyninin % 80’i sudur.

İnsan beyninin ortalama ağırlığı 1.3kg’dır.

İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak başparmağınki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.

İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.

İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.

İnsanlar beyinlerinin sadece %10’unu kullanırlar.

İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar ama yetişkin olduklarında bu sayı 206 ya düşüyor.

İnsanlar yaşamları boyunca altı filin ağırlığına eşit miktarda yiyecek tüketiyorlar.

İnternetin yıllık büyüme yüzdesi 314.000’dir.

Kadınlar erkeklere oranla iki kat fazla göz kırpar.

Kanada, Kızılderili dilinde "büyük koy" anlamına gelmektedir.

Kangurular geri geri yürüyemezler.

Kaptan Cook, Antarktika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır.

Kaşları yukarı kaldırmak için 30 kaşı harekete geçirmek gerekiyor.

Kediler ultrason seslerini duyarlar.

Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.

Kış aylarında, Moskova’daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar.

Kıta isimlerinin hepsi ayni harfle başlayıp ayni harfle biter.

Kirli kar, temiz kardan daha kolay erir.

Kopeklerin ter bezleri ayaklarındadır.

Kutup ayıları solaktır.

Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hiç kimsenin sigara içmesine izin vermezdi.

Marilyn Monroe’nun altı ayak parmağı vardı.

Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.

Mexico City her sene 25 cm kadar batıyor.

Mickey Mouse’dan önce en meşhur çizgi film kahramanı Felix The Cat’di.

Monako’nun ulusal orkestrası ordusundan daha geniş bir kadroya sahiptir.

Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır.

New York bir zamanlar Amsterdam`dı.

Newton, yer çekimi kanununu fark ettiği zaman 23 yaşındaydı.

Norveç’in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer.

Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton.

Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tıraş olmak için harcar.

Ortalama bir insan hayati boyunca iki yılını telefonda konuşarak harcıyor.

Ortalama bir pire, kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor. Bu oranı tutturmak için bir insanin yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli.

Ortalama olarak, Amerika’da günde üç adet cinsiyet değiştirme operasyonu gerçekleşmektedir.

Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu babalar gününde ediliyor.

Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde yaptığı resimleri yakarak ısınırdı.

Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kustur.

Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur.

Rodin’in unlu ‘Düşünen Adam’ heykeli aslında İtalyan şair Dante’nin portresidir.

Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır.

Rusya’da doğudan batıya doğru seyahat edilirse, yedi saat kuşağı geçilir.

Sadece bir tane kovboy filmi kadın yönetmen tarafından çekilmiştir

Sadece dişi kanaryalar ötebilir.

Sadece dişi sivrisinekler ısırır.

Sağ elini kullanan insanlar sol elini kullananlara göre ortalama dokuz yıl daha fazla yaşıyorlar.

Sahra çölündeki Tidikelt kasabasına on yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır.

Salatalığın yüzde 96’si sudur.

Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir.

Sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı vardır.

Sığırların dört tane midesi vardır.

Sihirli sözcük‘Abrakadabra’ ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti.

Sineklerin beş gözü vardır.

Suudi Arabistan’da hiç ırmak yoktur.

Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.

Tarantulalar iki bucuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler.

Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altın 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır.

Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.

Timsahlar renk korudur.

Tom sawyer daktiloda yazılan ilk romandır.

Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir.

Uyurken, televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori harcıyoruz.

Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis, 1919 yılında Elzie Crisler Segar tarafından yaratıldı.

Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.

Venus saat yönünde dönen tek gezegendir.

Virginia woolf kitaplarının çoğunu ayakta yazmıştır.

Yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.

Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir.

Yazar Rudyard Kipling sadece siyah mürekkep kullanırdı.

Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.

Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 23 bin kez nefes alır.

Yıllara göre ortalama alındığında, her sene eşekler tarafından öldürülen insan sayısı uçak kazalarında ölenlerin sayısından daha fazla.

Yunuslar bir gözleri açık uyurlar.

Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

Zürafalar 35 cm uzunluğunda siyah bir dile sahiptirler.

Zürafalar yüzemez. Yüzse bile kesin boğulur

Zürafaların ses telleri yoktur.

Dünyanın en büyük timsahı 6 metre boyunda, ağırlığı ise 1 tondan fazla.

- Develerin 3 tane kaşı vardır.

- Istakozların kanı mavidir.

- Bir sineğin hızı saatte 8
km'dir.

- Sıçan, deveden daha uzun bir süre susuz kalabilir.

- Erkek güve, dişi güvenin kokusunu 14 km'den alabilir.

- Bazı böcekler kafaları kopmasına rağmen 1 sene yaşayabilir.

- Zürafa kulaklarını diliyle
temizler.

- Çikolata köpekleri öldürebilir. Gerçek çikolata köpeklerin kalbini ve sinir sitemini olumsuz şekilde etkiler.

- Yarasalar bir mağaradan dışarı çıkarken hep sola döner.

- Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

- İngiltere'deki bütün kuğular, kraliyet ailesine aittir.

- Kutup ayıları solaktır.

- Baykuş mavi rengini görebilen tek kuştur.

- Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.

- Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi Çinlilerdir.

- Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.

- Bir karıncanın koku alma yeteneği, en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.

- Hamam böcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde, hiçbir değişime uğramamışlardır.

- Kediler ültrason seslerini duyarlar.

- Zürafa 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptir.

- Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunur.

- Dünyanın en büyük hayvanı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen hayvanıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır.

- Dünyanın en hızlı hayvanı Leopar'dır. Hızı saate 100 km.'ye ulaşır.

- Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıçtır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.

- İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila 12 sene yaşar.

- Kediler 100 değişik ses, köpekler ise 10 ses çıkartabilir.

- Son 4 bin sene içerisinde herhangi yeni hayvan evcilleştirilmemiştir.

- Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

- Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler.

- Kedilerin her bir kulağında 32 adale vardır.

- Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir.

- Karıncalar uyumaz.

- Her sene Amerika'daki hayvan bakım yerleri 30 bin kedi ve köpeği uyutma mecburiyetinde kalmaktadır.

- Hastalanmayan tek hayvan köpekbalığıdır.

- 2 bin 600 değişik cins kurbağa vardır.

- Yılanlar duyamaz.

- Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

- Filler zıplamayan tek memelidir.

- Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.

- Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

- Fareler kusamaz.

- Yunuslar gözleri açık uyur.

- Kangurular geri geri yürüyemez.

- Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

- Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.

- Sineklerin 5 gözü vardır.

- Sığırların dört tane midesi vardır.

- Zürafalar yüzemez.

- Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.

- Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir, çünkü insan ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.

- Tüm dünyadaki kedi ve köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketmektedir.

- İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür.

- Kedi ve köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol.

- Kirpiler suda batmaz.

- Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım kilo alabilir.

- Salyangozların 25 bin civarında dişi vardır.

- Mavi yunusların kalbi dakikada sadece dokuz kere çarpar.

- Köpekbalıklarının kansere karşı bağışıklığı vardır.

- Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.

- Büyükçe bir yunus günde 2 ton yiyecek tüketir.

- Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar.

- Kediler şeker tadını ayırt edemezler.

- Amerika'da 58 milyondan fazla köpek vardır.

- Zürafaların ses telleri yoktur.
-Filler günde ortalama 2 saat uyurlar.
-Hastalanmayan tek hayvan köpek baliklaridir
-Köpek baliklarinin kansere karsi bagisikligi vardir.
- Timsahlar derine batabilmek için tas yutarlar.
- Bir istakoz 7 senede ancak yarim kilo alabilirler.
- Penguen yüzebilen fakat uçamayan tek kustur.
- Atlarin insanlardan 18 tane daha fazla kemigi vardir.
- Büyükçe bir yunus günde 2 ton yiyecek tüketir.
- Sivrisinek insanlarin ölümüne en fazla sebep olan hayvandir.
- Bir inek hayati boyunca yaklasik 200.000 bardak süt üretir.
- Mavi balinanin agirligi 22 ayda 26 tona kadar ulasir.
- En hizli büyüyen hayvan mavi balinadir.
-En hizli balik yelken baligidir. Hizi saatte 109 km'ye ulasabilir.
- En hizli kus bogazli kirlangiçtir. Hizi 3 saniyede saatte 128 km'ye çikabilir.
- Mavi balinanin çikardigi ses 850 km öteden duyulur.
- Mavi yunuslarin kalbi dakikada sadece 9 kere atar.
- Suaygirlari su altinda dogar ve dogar dogmaz yüzebilirler.
- Hayvanlar alaminde sadece domuzlar günesten yanabilir.
- Suaygirlari agizlarini 120 cm açabilirler.
- Bir pire kendi boyunun 150 kati yükseklige ziplayabilir.
- Son 4000 sene içinde herhangi bir yeni hayvan evcillesmemistir.
- Karincalarin koku alma kabiliyeti en az köpekler kadar gelismistir.
- Insanlari parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanimak mümkündür.
- Hamamböcekleri yaklasik 250 milyon yildir hiçbir degisime ugramamislardir.
- Balinanin derialti yagindan sabun, güzellik kremi, margarin elde edilir.
- Vampir yarasalari hayvanlarin kanini emer ve günde 1 çorba kasigi kanla doyar.

-Dünya üzerinde bir milyon hayvan türü yasamaktadir.

 

Kaptanlar gemileri hareket halindeyken bir yunus gördüklerinde yavaşlarlar. Çünkü yaygın inanışa göre çok duygusal olan bir yunus gemiyle girdiği yarışı kaybederse intihar edebilir.

-Ala karga banyo yapacak su bulamadığında bir karınca yuvasının üzerine oturur. Karıncaların davetsiz misafirlerim üzerine salgıladıkları asit, ala karganın tüylerini temizler ve tüyleri arasında gezen parazitleri öldürür.

-Kuşların tüyleri elektriği geçirmediği için, yıldırım çarpması riski taşımazlar.

-Fillerin öldükten sonra da dört ayakları üzerinde kalabilirler.

-Uzaya ilk gönderilen hayvan bir maymundur. Roket onu uzaya bıraktıktan sonra bir dakika boyunca el sallamıştır.

-Genel kanının aksine zebralar siyah ve beyaz çizgilere sahip değildirler. Aslında beyaz derilerinin üzerinde siyah çizgiler yer alır.

-Aslanlar ormanlarda değil açık, otlak arazilerde yaşarlar.

-Bir kartal yavrusu bir geyiği öldürüp onunla beraber uçabilir.

-*****balıkları ömürleri boyunca yüzmek zorundadırlar, çünkü dururlarsa batarlar.

-Bir akrep tarafından sokulma ihtimaliniz 2 milyonda 1'dir.

-Hızından dolayı birçok çizgi filme konu olmuş Roadrunner saate 34 km hızla koşabilirken, devekuşu satte 70 km
hıza ulaşabilir.

-Yunuslar insanlar gibi otomatikman nefes almazlar ve uyumazlar. Eğer bilinçlerini kaybederlerse denizin dibine batar ve nefes almayı beceremeyecekleri için boğulurlar.

-Filler asla unutmaz.

-Penguenler bir yürümeye başlarken, bir de durmak için enerji harcarlar. Bu yüzden kilometrelerce yorulmadan yürüyebilirler.

-Bir köpeğin burnu o kadar hassastır ki, bir kova dolusu su ile, içinde bir çay kaşığı tuz karıştırılmış bir kova dolusu suyun kokusunu ayırt edebilir.

-Sivrisineklerin yaydıkları hastalıktan ölen insanların sayısı şimdiye kadar yapılmış tüm savaşlarda ölen insanların sayısından daha fazladır.

-Yunuslar uyurken daireler çizer, dairenin dışına bakan gözleri avcıları gözlemek için açık durmaktadır. Belli bir süre sonra yan dönüp aksi yöne daireler çizmeye devam eder ve diğer gözlerini açarlar.

-Kaz ve bazı diğer kuşlar sürü halindeyken "V" biçiminde uçarlar. Lider kuşun oluşturduğu pervane, arkadaki kuşa bir itme gücü verir. Böylece lider hariç her kuş, öndekinden yardım alarak uçarken daha az yorulur.

-Yarım kilo bal elde etmek için 37 bin arının 37 bin kere çiçeklerden öz toplaması gerekmektedir. Arıların böyle bir uğraş için kat ettikleri toplam mesafe yaklaşık 80 bin kilometredir.

-Bir mavi balinanın dilinin ağırlığı, bir filin ağırlığı kadardır.

-Kırkayak türünün aslında 20 ile 6000 arasında değişen ayak sayısı vardır. Bu türe sadece Türkler "kırkayak" der. Fransızlar ise "binayak" der.

-Salyangozların uykuları 12 yılı bulabilir.

-Tavuk yumurtanın kabuğunu, besinlerden aldığı kalsiyum ile oluşturur. Eğer tavuk yeterince kalsiyum alamamışsa bu eksiği kendi kemiklerinden karşılar. Bir tavuk, yumurtaları için gerekli kalsiyumu sağlayabilmek için bir günde tüm kemiklerinin %10'unu kullanabilir.

-Bir *****balığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki, 1 damla kanı ayırt edebilir.

-Bir karınca ağırlığının 50 katını taşıyabilir.

-Pazar günü doğmuş olan bir yeşil sinek, Çarşamba günü dede olacaktır.

-Kuşlar yuvalarında zaman zaman dinlenirler fakat başka yerlerde uyurlar.

-Yarasalar bir mağaraya girdiklerinde önce sola dönerler.

-Erişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

-Fil, dünyada 4 dizi bulunan tek hayvandır.

-750 bin arı arka arkaya dizilseler uzunlukları 9 kilometreyi bulur. Toplam ağırlıkları ise ancak 75 kg'ya ulaşır. 

 

 

Kırkayağın kaç ayağı vardır?

Kırk değil. Yüz de değil.

Kırkayak kelimesi, Latince’de “yüz ayak” anlamına gelen ‘centipeda’ kelimesinden gelmektedir. Kırkayaklar yüz yılı aşkın bir süredir incelenmesine karşın tam olarak yüz ayağa sahip bir örneğine rastlanmamıştır.
Bazılarının daha çok, bazılarının daha az ayağı vardır. Yüze en yakın ayak sayısına sahip olanı 1999’da keşfedilmiştir ve 96 ayaklıdır ve diğer kırkayaklardan ayak çifti, çift sayı olan tek tür olmasıyla ayrılıyordu: 48 çift.

Diğer bütün kırkayaklar tek sayılı ayak çiftlerine sahiptir. Bunların ayak sayıları 15 çift ile 191 çift arasında değişir.

 

Roma İmparatorları bir gladyatörün ölüm emrini nasıl verirlerdi?

Başparmaklarını yukarı kaldırarak.
Ne gladyatörün öldürülmesini isteyen Romalı seyirciler başparmaklarını aşağıya indirirlerdi, ne de bu ölüme izin veren Roma İmparatorları.
Bir gladyatörün öldürülmesi istendiğinde başparmak yukarı kaldırılırdı- tıpkı kınından çıkarılan bir kılıç gibi. Kaybeden bir gladyatörün canının bağışlanması için, başparmak sıkılmış yumruğun içine sokulurdu – tıpkı kınına geri sokulan bir kılıç gibi. Bu durum Latince’de “pollice compresso favor iudicabatur (iyilik yapma kararını içeride tutulan başparmak verir) şeklinde ifade edilirdi.



 


Ridley Scott Gladyatör’ü yönetmeyi kabul etmeden önce Hollywood yöneticileri kendisine 19. Yüzyıl ressamı Léon Gérôme’un Pollice Verso isimli tablosunu gösterdiler. Tabloda, imparator ölüm cezasını vermek için başparmağını aşağıya doğru uzatırken Romalı bir gladyatör bekliyor. Scott resimden çok etkilendi ve derhal filmi yönetmesi gerektiğine karar verdi.
Scott, esin kaynağının bütünüyle yanlış olduğundan bihaberdi. Son iki yüzyılın en büyük yanılgılarından birinin tek sorumlusu bu tabloydu.
Tarihçiler, şu konuda fikir birliğine vardılar: Gérôme büyük bir yanılgıyla “pollice verso” (çevrilmiş başparmak) ifadesinin “aşağı çevrilmiş” anlamına geldiğine hükmetti; halbuki bu ifade “yukarı çevrilmiş” anlamına geliyordu.

Deccal’in sayısı kaçtır?

616.
Kıyamet gününden önce dünyaya hükmetmeye gelecek korkunç Deccal’in simgesi 2000 yıldan beri 666’dır. Birçok kişi için bu uğursuz bir sayıdır: Avrupa Parlamentosu bile 666 numaralı koltuğu boş bırakır.
Bu sayıdan İncil’in en son ve en tuhaf kitabı Vahiy’de bahsediliyor: “Anlayabilen, Deccal’in sayısını hesaplasın: Çünkü bu sayı bir insanı simgeler ve onun sayısı altı yüz altmış altıdır.”
Ama bu sayı yanlıştır. Vahiy Kitabı’nın bilinen ilk nüshasının 2005’te yapılan yeni bir çevirisi bu sayının 666 değil 616 olduğunu açıkça gösteriyor. 1700 yıllık papirüs, Mısır’ın Oxyrhynchus şehrinin çöplüğünde bulundu ve başında Profesör David Parker’ın yer aldığı Birmingham Üniversitesi’nden bir paleografik araştırma ekibi tarafından deşifre edildi.
Eğer yeni sayı doğruysa, bu durum, eski sayıdan kaçınmak için küçük bir servet harcamış olanların hiç hoşuna gitmeyecek. ABD’deki 666 Otoyolu’nun adı 2003’te 491 Otoyolu olarak değiştirildi. Hele Moskova Ulaştırma Dairesi bundan hiç hoşlanmayacak. 1999’da 666 numaralı uğursuz otobüs yolu için belirledikleri yeni numara 616 idi.
Anlaşmazlık 2. Yüzyıldan beri devam ediyor. Deccal’in sayısını 616 olarak hesaplayan bir İncil versiyonu, Lyon Başpiskoposu Aziz Iranaeus (130-200) tarafından hatalı ve düzmece diye kınanmıştır. Karl Marx’ın arkadaşı Friedrich Engels Vahiy Kitabı adlı yazısında (1883) İncil’i inceledi. O da bu sayıyı 616 olarak hesapladı.
Vahiy, Yeni Ahit’in yazıya geçirilen ilk kitabıdır ve sayı bilmeceleriyle doludur. İbranice alfabesinin 22 harfinin her biri bir sayıya tekabül eder ve böylece her sayı aynı zamanda bir kelime olarak okunabilir.
Hem Parker hem de Engels, Vahiy Kitabı’nın politik ve Roma karşıtı bir risale olduğunu ve vermek istediği mesajı sayısal olarak şifrelediğini ileri sürer. Deccal’ın sayısı kaç olursa olsun ilk Hristiyanlara zulmeden Caligula ya da Neron’la ilgiliydi, hayatıkla bir yaratıkla ilgili değil.
666 fobisi, “Hexakosioihexekontahexaphobia” olarak bilinir, 616 fobisi ise “Hexakosioidekahexaphobia olarak bilinir.
Bir rulet çarkındaki sayıların toplamı 666’dır.

Evren ne renktir?

Gümüşi parçalarla siyah? Siyah parçalarla gümüşi? Soluk yeşil? Bej?
Resmi olarak bejdir.
2002’de John Hopkins Üniversitesi’nden Amerikalı bilim adamları, Avustralya Kırmızıya Kayan Galaksileri İnceleme Kurumu’nun topladığı 200.000 galaksi ışığını inceledikten sonra evrenin soluk yeşil renkte olduğu sonucuna vardılar. Evren göründüğü gibi, gümüşi parçalarla siyah değildi. Dulux renk kataloğunu standart olarak alırsak, bu renk, Meksika Yeşili, yeşim yeşili ve Shangri-La ipek yeşili arasında bir yerde kalıyordu.


Bununla birlikte, Amerikan Astronomi Derneği’ne yapılan açıklamadan birkaç hafta sonra, hesaplamalarında bir hata yaptıklarını ve evrenin aslında daha çok köstebek derisi renginin kasvetli bir tonu olduğunu itiraf etmek durumunda kaldılar.
17.yüzyıldan bu yana, en büyük ve en meraklı zihinlerin bazıları geceleyin gökyüzünün neden siyah olduğu üzerine kafasını yordu. Eğer evren sonsuzsa ve eşit biçimde dağılmış sonsuz sayıda yıldız içeriyorsa, baktığımız her yerde bir yıldız bulunmalı ve gökyüzü geceleyin gündüz gibi aydınlık olmalıydı.
Bu durum, bu sorunu 1826’da tanımlayan Alman gökbilimci Heinrich Olbers’e atfen (bunu yapan ilk kişi değildi), Olbers Paradoksu olarak bilinir.
Şu ana kadar hiç kimse bu soruna gerçekten doyurucu bir yanıt sunamadı. Belki yıldızların sayısı sonsuz değildir, belki en uzaktaki yıldızların ışığı henüz bize ulaşmadı. Olbers’in çözümü şuydu: Geçmişteki bir zamanda bütün yıldızlar ışık saçmıyordu ve bir şey onların ışık saçmaya başlamalarını sağlamıştı.
En uzaktaki yıldızların ışığının hala yolda olduğunu söyleyen ilk kişi, kehanet gibi şiirsel düzyazısı Eureka(1848) ile Edgar Allen Poe idi.
2003’te Hubble Uzay Teleskobu’nun Ultra Derin Alan Kamerası, geceleyin gökyüzünün en boş görünen kısmına doğrultuldu ve film bir milyon saniye boyunca ışıklandı.
Ortaya çıkan fotoğraf, her birinde evrenin belirsiz uçlarına uzanan yüz milyonlarca yıldızın bulunduğunu ve bugüne dek bilinmeyen onbinlerce galaksiyi gösteriyordu.

Su ne renktir?

Alışıldık cevap suyun rengi olmadığıdır; su “şeffaf” ya da “saydam”dır ve denizin mavi görünmesinin tek sebebi gökyüzünün denizin üzerine yansımasıdır.
Yanlış. Su aslında mavidir. Son derece soluk bir tonudur, ama mavidir. Bunu doğada, kardaki derin bir deliğe ya da donmuş bir şelalenin kalın buzlarının içine baktığınızda görebilirsiniz. Çok büyük ve çok derin beyaz bir havuzu suyla doldurup içine baktığınızda su mavi görünecektir.
Bu soluk mavi ton, suyun içine değil ama suya baktığımızda, bazen neden şaşırtıcı bir biçimde mavi renk aldığını açıklamaz. Gökyüzünden yansıyan renk, kesinlikle önemli bir rol oynar. Bulutlu bir günde deniz tam olarak mavi görünmez.

Ama gördüğümüz ışığın tamamı suyun yüzeyinden yansımaz; bu ışığın bir kısmı yüzeyin altından gelir. Su ne kadar bulanıksa, o kadar çok renk yansıtır.
Denizler ve göller gibi büyük su kütleleri genellikle son derece yoğun bir biçimde mikroskobik bitki ve su yosunu içerir. Irmaklar ve göletler son derece yoğun bir biçimde toprak ve diğer katı asıltıları içerir.
Bütün bu parçacıklar, suyun yüzeyine geri dönen ışığı yansıtıp dağıtarak gördüğümüz renklerde büyük sapmalara neden olurlar. Parlak mavi bir gökyüzünün altında bazen göz kamaştırıcı yeşil bir Akdeniz görmemizin sebebi budur.

Amerika adını nelerden almıştır?

İtalyan tüccar ve haritacı Amerigo Vespucci’den değil, Galli ve zengin bir Bristol tüccarı Richard Ameryk’ten almıştır.
Ameryk, John Cabot’un ikinci transatlantik yolculuğundaki baş sermayedardı. Cabot 1484’te Cenova’dan Londra’ya gitti ve Kral VII. Henry’den batıdaki bilinmeyen toprakları araştırma izni aldı.
Cabot, küçük gemisi Matthew’le Mayıs 1497’de Labrador’a ulaştı ve Amerika toprağına ayak basan ilk Avrupalı oldu:Vespucci’den iki yıl erken davranmıştı.
Cabot, Nova Scotia’dan Newfoundland’a kadar Kuzey Amerika kıyı şeridinin haritasını çıkardı. Richard Ameryk yolculuğun baş sponsoru olarak keşiflere kendi adının verilmesini bekleyecekti. O yıl Bristol yıllığında şöyle bir not vardır: “…. Vaftizci Yahya Günü’nde (24 Haziran) Amerika toprağı, Matthew adlı bir Bristol gemisiyle Bristollü tüccarlar tarafından bulundu.” Bu not neler olup bittiğini gayet iyi açıklıyor.
Bu yıllığın orijinal el yazması mevcut olmamasına rağmen, günümüze ulaşan diğer belgelerde bu metne bir dizi referans vardır. Bu, yeni kıtadan bahsedilirken “Amerika” tabirinin ilk kullanılışıdır.
Bu adı kullanan ve günümüze ulaşan en eski harita, Martin Waldseemüller’in 1507 tarihli büyük dünya haritasıdır; ama bu harita sadece Güney Amerika’yı gösteriyordu. Waldseemüller notlarında Amerika isminin Amerigo Vespucci’nin adının Latince versiyonundan türetildiğini varsaydı, çünkü Vespucci 1500-1502 arasında Güney Amerika kıyısını keşfedip buranın haritasını çıkarmıştı.
Bu durum, onun emin olmadığını ve diğer haritalarda (Muhtemelen Cabot’unkinde) görmüş olduğu bir ismin kökenini açıklamaya çalıştığını akla getiriyor. “Amerika” adının bilindiği ve kullanıldığı tek yer Bristol’dü –Fransa’da yaşayan Waldseemüller’in gitmesi muhtemel olan bir yer değildi. Waldseemüller anlamlı bir biçimde, 1513 tarihli dünya haritasında “Amerika”yı Terra Incognita (Bilinmeyen Topraklar) olarak değiştirdi.
Vespucci Kuzey Amerika’ya hiç varamadı. Yapılan ilk haritalar ve ticaret İngilizler tarafından gerçekleştirildi. Yaptığı keşif sırasında “Amerika” adını kullanmadı.
Bunun için geçerli bir neden daha var. Yeni ülkelere ya da kıtalara hiçbir zaman bir kişinin adı verilmemiştir; buralara daima bu kişinin soyadı verilmiştir.
Eğer İtalyan kaşif buraya bilinçli olarak kendi adını vermiş olsaydı, Amerika’nın adı muhtemelen “Vespucci Toprağı” (ya da Vespuccia) olacaktı.



İlk ABD Başkanı kimdir?

Peyton Randolph.
Randoplh, George Washington’dan önceki on dört Kıtasal Kongre Başkanının ilkiydi.


 

 


Kıtasal Kongre, şikayetlerini İngiliz tahtına iletmek için 13 koloni tarafından oluşturulmuş müzakere organıydı. Kıtasal Kongre, Randolph başkanlığındaki ikinci toplantısında Britanya’nın kolonilere savaş ilan ettiğine hükmetti ve karşılık olarak Kıta Ordusu’nu kurdu; George Washington’u başkomutan yaptı.
Randolph’un halefi John Hancock, Büyük Britanya'dan bağımsız olmayı öngören bildiri sırasında başkanlık yaptı; Kongre bu bildiride 13 koloniyi yönetme hakkının kendisinde olduğunu ileri sürüyordu.George Washington 30 Nisan 1789'da bağımsız ABD'nin başkanı olarak yemin edip göreve başlayana kadar, Peyton Randolph'un yerine 13 başkan daha gelmişti.

Dünyanın en büyük şehri hangisidir?

Mexico City? Sao Paolo? Honolulu? Mumbai? Tokyo?

Bu tuzak bir soru olsa da yanıt Honolulu’dur.
Hawaii eyaletinde 1907’de çıkarılmış bir yasaya göre Honolulu şehri ve Honolulu İdari Bölgesi aynı anlama gelir. Bu idari bölge, Honolulu şehrinin bulunduğu Oahu adasının yanı sıra, Büyük Okyanus’ta 2400 km boyunca uzanan Kuzeybatı Hawaii adalarının kalanını da kapsar.
Bu da Honolulu’nun 5509 km2’lik en büyük yüzölçümüne sahip şehir olduğu anlamına gelir; ama bu şehrin nüfusu sadece 876.156’dır. Şehrin yüzde 72’si deniz suyuyla kaplıdır.

 


Dünyanın en kalabalık şehri 12,8 milyonluk nüfusu ve 440 km2’lik yüzölçümüyle Mumbai’dir; km2’ye 29.042 kişi!
Eğer bütün anakent dahil edilirse en kalabalık şehir, 13.500 km2 üzerinde yaşayan 35,2 milyon kişiyle Tokyo’dur.
Honolulu, Hawaii eyaletinin başkentidir ama Hawaii’de değildir. Çok daha küçük, ama nüfus yoğunluğu çok daha fazla olan Oahu adasında yer alır. Hawaii büyük nüfus merkezlerinin en ıssızıdır.
Hawaii Takımadası’ndaki adalar dünyanın en büyük dağ silsilesinin çıkıntı yapan tepeleridir. Hawaii kahve yetişen tek ABD eyaletidir. Dünyada yetişen ananasların üçte birinden fazlası Hawaii’den gelir ve kişi başına en çok konserve eti Hawaiililer tüketir: Yılda yedi milyon teneke.
Konserve etin bu kadar yaygın olmasının sebebi bilinmiyor ama muhtemelen İkinci Dünya Savaşı sırasında adada çok sayıda Amerikan askeri bulunmasından ve bir hortum sırasında konserve etin çok kullanışlı olmasından kaynaklanıyor. Kızarmış konserve etli pilav bir Hawaii klasiğidir.
Kaptan Cook, Hawaii adalarını 1778’de keşfetti ve sponsoru Kont Sandwich’in anısına buranın adını Sandwich Adaları olarak değiştirdi. Cook 1779’da Hawaii’de öldürüldü.
19. yüzyılın başına gelindiğinde bu adalar Hawaii Krallığı olarak biliniyordu. Hawaii 1900’de ABD topraklarına dahil edilmesine ve 1959’da ABD’nin 50. Eyaleti olmasına rağmen, bayrağında Birleşik Krallık’ın bayrağını taşıyan tek ABD eyaletidir.

Yeryüzünde insan eliyle yapılmış en büyük yapı nedir?

Yanlış cevaplar arasında Büyük Piramit, Çin Seddi ve (kendisini akıllı zannedenler için) Kuveyt’teki Mübarek-El-Kebir Kulesi sayılabilir.
Doğru yanıt, New York’un Staten Island ilçesinde bulunan Fresh Kills adlı bir çöplüktür.
1948’de açılan Fresh Kills çöp depolama alanı çok geçmeden insanlık tarihindeki en büyük projelerden biri haline geldi ve sonunda (hacim olarak) Çin Seddi’ni geride bırakarak dünyada insan eliyle yapılmış en büyük yapı oldu.



 


Bu alanın yüzölçümü 12 milyon km2’dir. Kullanımdayken buraya her gün, her biri 650 ton çöp taşıyan 20 mavna geliyordu. Eğer Fresh Kills planlandığı gibi açık kalmaya devam etseydi ABD’nin doğu kıyısındaki en büyük çıkıntı olacaktı. Çöplüğün en yüksek noktası Özgürlük Heykeli’nden 25 metre daha yüksekti.
Yöre halkının baskısı sonucu çöplük Mart 2001’de kapatıldı ve sadece, Dünya Ticaret Merkezi’nin yıkılması sonucu oluşan devasa enkazı kaldırmak için açıldı.
Burası şu an tamamen kapalıdır ve yeni kısıtlamalara göre bir daha açılamayacaktır. (New York City dahilinde çöp depolama alanı açılması yasaklandı) Bu alan şu sıralar düzleştirilip park ve yaban hayatı sahası olarak düzenleniyor. Ne güzel!
Aslında daha fazla mekana yayılmış yapılar vardır ama Fresh Kills çöp depolama alanı tek, bütün halinde en büyük yapıdır.

Dünyadaki en uzun dağın adı nedir?

Mauna Kea. Burası Hawaii adasındaki en yüksek noktadır. Faal durumda olmayan bu volkanın deniz seviyesinden yüksekliği 4206 metredir; ama deniz yatağından zirvesine kadar olan yüksekliği 10200 metredir yani Everest Dağı’ndan, 1352 metre daha uzundur.


 

 


Dağlar söz konusu olduğunda, mevcut uygulamaya göre “en yüksek” deyince deniz seviyesinden zirvesine kadar olan ölçü, “en uzun” deyince de dağın dibinden tepesine kadar olan ölçü anlaşılır.
Böylece 8848 metrelik Everest Dağı dünyadaki en yüksek dağ iken, en uzun dağ değildir.
Dağları ölçmek göründüğünden daha güçtür.Dağın tepesinin nerede olduğunu görmek yeterince kolaydır, ama bir dağın “dibi” tam olarak nerededir?
Örneğin bazıları Tanzanya’daki Klimanjaro Dağı’nın Everest’ten daha uzun olduğunu ileri sürer, çünkü Klimanjaro, doğrudan Afrika Ovası’ndan yükselirken, Everest Himalayaların devasa tabanının (dünyanın sonraki en yüksek on üç dağı bu tabanı paylaşır.) üstünü kaplayan birçok doruktan yalnızca biridir.
Bazıları ise en mantıklı ölçünün, bir dağın doruğunun dünyanın merkezine olan uzaklığı olması gerektiğini iddia ediyor.
Dünya tam bir küre olmaktan ziyade yassı bir şekle sahip olduğu için, Ekvator’dan yerin merkezine olan uzaklık, kutuplardan yerin merkezine olan uzaklıktan yaklaşık 21 km fazladır.
Bu durum, Ekvator’a çok yakın olan dağların namı için iyi haberdir, ama bu aynı zamanda Ekvator’daki kumsalların bile Himalayalar’dan “daha yüksek” olduğunu kabul etmek anlamına gelir.
Devasa boyuna rağmen, Himalayalar şaşırtıcı derecede gençtir.Bu dağlar oluştuğunda, dinozorların yok oluşunun üzerinden 25 milyon yıl geçmişti.
Everest Nepal’de Chomolungma (Evrenin Anası) olarak bilinir. Tibet’teki adı Sagarmatha’dır. Sağlıklı herhangi bir genç gibi halen büyütmektedir- yılda 4 mm gibi çok parlak olmayan bir hızla.

Bastille’in zapt edilmesi sonucu kaç mahkum serbest kaldı?

Yedi.
Fransa’da 14 Temmuz Bastile Günü milli bayramdır ve şanlı bir milli simgedir. Bu sahneyi tasvir eden coşkulu tablolara baktığınızda, yüzlerce şanlı devrimcinin üç renkli bayraklarla sokaklara akın ettiğini düşünebilirsiniz. Gerçekteyse kuşatma sırasında yarım düzineden biraz fazla kişi içeride tutuluyordu.
Bastille 14 Temmuz 1789’da zapt edildi. Bundan kısa bir süre sonra, mahkumları iskeletlerin yanında bitkin bir biçimde zincire vurulmuş yatarken gösteren tüyler ürpertici gravürler Paris sokaklarında satışa sunuldu; o zamandan bu yana Bastille’deki koşulların halkta uyandırdığı izlenimi bu gravürler oluşturdu.


 


13. yüzyılda kale olarak kullanılan Bastille yüzyıllardır bir hapishaneydi; XVI. Louis zamanında, kralın ya da bakanlarının talimatları üzerine, komplo ya da yönetimi devirme girişimi gibi suçlardan tutuklananlara ev sahipliği yaptı. Burada kalan tanınmış eski mahkumlar arasında Voltaire de vardı ve Voltaire “Oedipe” adlı eserini 1718’de burada yazdı.
O gün orada bulunan yedi mahkum şunlardı: Dört kalpazan, Solanges Kontu (cinsel bir suçtan içeride bulunuyordu), ve iki akıl hastası (bunlardan biri Major Whyte adlı bir İngiliz ya da İrlandalıydı, beline kadar sakalı olan bu adam kendisini Julius Caesar zannediyordu).
Bastille’e gerçekleştirilen saldırı sırasında yüz kişi öldü, ölenler arasında vali de vardı ve valinin kafası bir kargının üzerinde Paris sokaklarında dolaştırıldı.
Hapishanenin muhafız birliği, askere alınmayıp çürüğe çıkarılan kişilerden oluşan bir gruptu ve koşullar birçok mahkum için oldukça rahattı.
Ressam Jean Fragonard’ın 1785’teki ziyaret gününü tasviri, avluda mahkumlarla (ki bunlara cömert bir harçlık, bolca tütünle alkol ve evcil hayvan besleme izni veriliyordu) dolaşan şık kadınları gösteriyordu.
1759-60 arasında burada hapis yatan Jean François Marmontel şunları söylüyordu:”Şarap mükemmel değildi ama idare ederdi.Tatlı yoktu: Bir şeylerden mahrum kalmanız kaçınılmazdı. Bir bütün olarak baktığımda hapistekilerin burada çok iyi ağırlandığını söyleyebilirim.”
Bastille’in zapt edildiği gün için XVI. Louis’nin günlüğünde şu satırlar okunuyordu:”Rien (Hiçbir şey).” O gün avladığı hayvan sayısından bahsediyordu.


Bir asteroit kuşağında nasıl uçarsınız?

Gözünüzü dört açın; ama bir şeye çarpmanız gerçekten pek olası değildir.
Kötü bilimkurgu filmlerinde gördüklerinize rağmen, asteroit kuşakları genelde tenha yerlerdir. Uzayın geri kalanıyla karşılaştırıldığında işlek olmasına rağmen tenhadır.


 

 


Genel olarak, büyük asteroitler (bir uzay gemisine kaydadeğer bir hasar verebilecek olanlar) arasındaki boşluk yaklaşık iki milyon kilometredir.
Yakın zamanda daha büyük bir cisimden oluşmuş ve “takım” adı verilen bazı kümeler olsa da, bir asteroit kuşağında hareket etmek çok zor olmayacaktır. Hatta rastgele bir güzergah seçerseniz tek bir asteroid bile göremeyebilirsiniz.
Eğer bunlardan biriyle karşılaşırsanız ona pekala bir isim verebilirsiniz.
Bugünlerde Uluslar arası Astronomi Birliği, küçük gezegenlerin gittikçe genişleyen listesini kontrol altına almak için on beş kişilik bir Küçük Cisimleri Adlandırma Komitesi’ne sahip. Aşağıdaki son örneklerin gösterdiği gibi, bu bütünüyle ciddi bir iş değil:
(15887) Daveclark, (14965) Bonk, (18932) Robinhood, (69961) Millosevich, (2829) Bobhope, (7328) Seanconnery, (5762) Wank, (453) Tea, (3904) Honda, (17627) Humptydumpty, (9941) Iguanodon, (9949) Brontosaurus, (9778) Isabellalende, (4479) Charlieparker, (9007) Jamesbond, (39415) Janeausten, (11548) Jerrylewis, (19367) Pink Floyd, (5878) Charlene, (6042) Cheshirecat, (4735) Gary, (3742) Sunshine, (17458) Dick, (1629) Pecker ve (821) Fanny.
Smith, Jones, Brown ve Robinson asteroitlerin resmi isimleridir; Bikki, Bus, Bok, Lick, Kwee, Hippo, MrSpock, Roddenberry ve Swissair de öyle.
Gezegenlere isim vermedeki tuhaflık yeni değil. Plüton’un adı 1930’da, 11 yaşındaki Oxford’lu kız öğrenci Venetia Burney tarafından verildi. Venetia’nın dedesi, onun kahvaltıda yaptığı öneriyi yakın arkadaşı ve Oxford Astronomi Profesörü Herbert Hall Turner’a iletmişti.
Belki de 2003 UB313 sonuç olarak Rupert adını alacak.

Işık hangi hızda yol alır?

Duruma göre değişir.
Genellikle ışık hızının sabit olduğu söylenir ama öyle değildir. Işık sadece boşlukta en yüksek hızına, saniyede yaklaşık 300.000 km hıza ulaşır.
Diğer ortamlarda ışığın hızı oldukça değişkendir ve herkesin bildiği rakamdan daima daha yavaştır. Örneğin elmasın içinden, yarı hızdan daha düşük bir hızla geçer: 130.000 km/sa.
Yakın zamana kadar, ışığın kaydedilen en yavaş hızı (-272 C’deki sodyumdan geçerken) saatte 60 km’nin biraz üzerindeydi: Bir bisikletten daha yavaş.
2000 yılında (Harvard Üniversitesi’ndeki) aynı ekip ışığı, Rubidyum elementinin Bose-Einstein yoğunlaştırmasına yansıtarak tamamen durma noktasına getirmeyi başardı.
Rubidyumu Robert Bunsen (1811-1899) keşfetti; ama kendi adının verildiği Bunsen bekini Bunsen icat etmemiştir.
Işığın kendisini göremeyiz, yalnızca onun çarptığı şeyi görebiliriz. Boşluktaki bir ışık ışını, ona bakan kişiye dik açıyla ışıldadığında görülemez.
Bu çok garip olmasına rağmen oldukça mantıklıdır. Eğer ışığın kendisi görülebilseydi, gözlerimizle baktığımız her şey arasında bir tür pus meydana getirirdi.
Karanlık da aynı ölçüde tuhaftır. Karşımızda öyle bir şey yoktur ama onun arasından hiçbir şey görülemez.

 

  • Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemisine İngilizler göz göre el koydular, tüm ültimatomlarımıza rağmen paramızı geri ödemediler ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladılar.


 

İsim:  canakkale.jpg
Görüntüleme: 2595
Büyüklük:  64,2 KB (Kilobyte)


 

  • İngilizler daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir’i bombaladılar ve bu sırada 86 şehit verdik.



 

  • Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın gençleri “Avrupa’yı Almanlardan kurtarmak ve Avrupa’nın özgür kalmasını sağlamak” propagandasıyla toplanmışlardı, bu gençler daha önce Gelibolu denilen yerin adını bile duymamışlardı.



 

  • İkinci çıkarma için savaşa giden bir Avustralya askerine nereye gittiğini soran bir yaşlı adama “Türkler buraya gelip yerleşecekler, onları öldürmeye gidiyoruz” dedi, bu söz üzerine yaşlı adam binlerce kilometrekarelik çöle doğru baktı ve “Eee gelsinler ne olacak ki burada yer çok” dedi.



 

  • Padişahın “Cihad” ilanını duyan ve Avustralya’da yaşayan iki zenci Müslüman, Türklerle savaşa giden birliğe ateş açtı ve orada şehit edildiler, orada bulunan ve olayı yaşayan Avustralyalılar bu olayın nedenini uzun süre anlayamadılar.



 

  • İngiliz-Fransız donanması Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmemişti, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak biliniyordu. Bu donanmanın bayraklarını gören Türklerin topukları yağlayıp kaçacaklarını düşünüyorlar, daha da trajik olanı bu düşünceye saplantı derecesinde inanıyorlardı.



 

  • İngiliz-Fransız donanması seksen parça gemiyle boğaza saldırdı. Gemilerden birinin adının “Agamemnon” du. Aynı zamanda Agamemnon, binlerce yıl önce Truva’ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan komutanının adıydı.



 

  • İngilizler, sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini zannediyorlardı. Komutanlar, akşam beş çayını Marmara denizinin ortasında içmeyi planlıyor, İstanbul üzerine bahisler yapıyorlardı.



 

  • İngiliz şairleri de savaşa katılmışlardı ve bazı idealleri vardı. Bu ideallerini günlüklerinde “Lokum ve halıları yağmalamak, Ayasofya’nın çinilerini sökmek, İstanbul’un en güzel lokantalarında balık yemek” olarak yazdılar.



 

  • Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kalmıştı. Bir rivayete göre Nusret gemisinin kaptanı Tophaneli Hakkı Binbaşı, mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında görmüştü. Ertesi gün gerçekten de bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde Ertuğrul koyunda kıyıya paralel olarak döktü. İngilizler boğazı defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit edemediler çünkü Nusret’in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra sabaha karşı bırakılmıştı.



 

  • Donanma boğazı geçmeye başladığında düşük top menzilli Fransız gemileri taktik gereği tabyalarımızı şaşırtmak için öncü atışlar yaptılar ve daha sonra arkalarından gelen uzun menzilli İngiliz gemilerine yol açmak için kenara kaydılar. Bu kayma esnasında kıyıya paralel yerleştirilen mayınlara çarptılar, büyük bir panik yaşandı, ortalığın karıştı, gemiler birbirine girdi, 200 yıldır yenilmeyen dünyanın en büyük donanması iki saatte dağıldı. Türkler batan düşman gemilerindeki savunmasız askerlere ateş etmeyi bıraktılar ve diğer gemilere ateş ettiler.



 

  • Edremitli Seyit Onbaşı, Topun ağzına mermi süren vinç tesisatı bombardımanda kullanılamaz hale gelince “Ya Allah Bismillah” diyerek üç tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak yatağa sürdü ve ateşledi. Bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı metal bir merdivenden çıkması gerekiyordu ve üçüncü atışta İngilizlerin “Ocean” zırhlısının dümenini parçaladı. Dümeni kırılan “Ocean”ın sarhoş bir serseri gibi mayınlara sürüklendi, bir mayına çarparak havaya uçtu ve yirmi dakika içinde battı.



 

  • Bu olayın ertesinde bölük komutanının Seyit Onbaşı’yı çağırttı, aynı mermiyi kaldırmasını istedi ancak Seyit Onbaşının bunu başaramadı. Bunun üzerine Komutanı “Bu merminin tahtadan bir maketini getirsinler, Bu yiğidin fotoğrafını çeksinler” diye emir verdi. Bu fotoğraf hepimizin çok iyi bildiği, Seyit Onbaşının günümüze ulaşan tek fotoğrafıdır. Seyit Onbaşı’nın Çanakkale’de mermiyi kaldırdığı yerde bir heykeli de bulunmaktadır.



 

  • Nusret Mayın gemisinin aslı yakın zamana kadar Mersin’de demirliydi ve Çanakkale Çimenlik Kalesi’ndeki Nusret Mayın Gemisi makettir.



 

  • İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın taramacıları sorumlu tuttular. Hepsi kurşuna dizdirildi. Savaş bittikten yıllar sonra her iki ordu arşivleri açıklanıp gerçekler öğrenilince bu askerlerin ailelerinden özür dilendi, tazminat ödendi, iade-i itibar yapıldı ve şerefli birer asker olarak öldüklerini ilan edildi.



 

  • İngiliz-Fransız ortaklığının boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekatı yapmaya karar vermişlerdi. Bunun için Mısır’da piramitlerin dibinde, sömürgelerinden getirdikleri on binlerce askeri toplayıp “Nasıl olsa orada Türklerle işimiz çok kolay olacak” diyerek bu askerlere baştan savma bir eğitim vermişlerdi, burada toplanan askerler 16 farklı ülkeden gelmişti ve aralarında Müslümanlar bile bulunuyordu, daha sonra bu askerler savaş esnasında kandırıldıklarını anlayıp taraf değiştirdiler.



 

  • Mısırda toplanan askerlerin kayıtlarını tutan bir katibin sürekli “Australia and New Zealand Army Company/ Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği” yazmaktan yorulmuştu ve pratik bir çözüm olarak bu kelimelerin baş harflerini alarak ANZAC kısaltmasını buldu. Bu kısaltmanın dünya tarihine geçti.



 

  • İngilizler oldukça başarısız bir operasyon yürüttüler. Akıntı ve hava durumu dahil yaptıkları hiçbir hesabın tutmamıştı, aralıklarla çıkmaları gereken geniş kumsala değil, dar bir koya ve kalabalık bir şekilde çıkmak zorunda kaldılar, karşılarında ise Ezineli



 

  • Yahya Çavuş ve 62 kişilik takımı dışında hiçbir birliğimiz yoktu.



 

  • Türk ordusunun başındaki Alman Liman Von Sanders Paşa’nın çıkarma beklenen bölgeleri kasıtlı olarak yanlış hesapladığı, İngilizleri ve Türkleri olabildiğince birbirine kırdırarak İngilizlerin dikkatini bu bölgeye çekmeyi, bu sayede Avrupa’da savaşan Alman askerlerinin karşısında daha zayıf bir askeri güç olmasını ve Alman birliklerini rahatlatmayı amaçladığı düşünülmektedir. Bu iddia ispatlanamamış olsa da, tüm savaş boyunca Liman Paşanın hiçbir askeri tahmininin tutmamış olması ciddi şüphelere yol açmıştır ve açmaktadır.



 

  • Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşları, eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koydular. Mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmedi. Neredeyse, hiçbir mermi israfının yapılmadı, İngiliz askerleri çakılı kaldılar, bir santimetre ilerleyemediler, takım komutanlarının üstlerine telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli tüfek (!) birliğinin bulunduğunu bildirdiler. Dışarıdaki kıyımı gören İngiliz askerleri ise çıkmak istemediler ve bunun üzerine komutanlarının onlara arkalarından ateş ederek zorla savaşmaya gönderdi. Havadan savaşın seyrini takip etmekle görevli bir İngiliz pırpır uçağının pilotu kıyıdan 50 m kadar açığa kadar denizin kıpkırmızı kan ile dolduğunu görmüştü, daha sonra bunun hayatında gördüğü en korkunç şey olduğunu söylemişti.



 

  • Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının hepsi orada şehit oldu. Bu çarpışma belki de savaşı kurtardı. Bu bölgeye çıkarma yapıldığını haber alan diğer birliklerin bölgeye yetişmesi için gerekenzaman kanla kazanılmıştı.



 

  • Bir bölgeye çıkarma yapan 2000 kişilik İngiliz ve Fransız bölüğünün o bölgede bulunan selvi ağaçlarını Türk birliği sandıkları için kaçarak bölgeyi terk ettiler. Bu olayı yıllar sonra kendiraporlarından ve yazılı kaynaklarından öğrendik.



 

  • Tüm çıkarma harekatı boyunca İngilizlerin yılan gibi sinsice davranmaya çalıştılar. Başta Anzac birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandılar. Ölümün kesin olduğu taarruzlarda öncü siper birlikleri olarak hep bu askerlerin kullandılar. Mel Gibson’ın gençlik yıllarında başrol oynadığı “Gallipoli” adlı sinema filminde bu konuya inceden göndermeler yapılıyor.



 

  • İngilizler tüm savaş boyunca hata üstüne hata yaptılar. Emir-komuta zincirlerinde sürekli kopukluklar oldu, verilen önemli emirler asla yerine ulaşmadı, kimden geldiği belli olmayan emirlerle önemli stratejik hatalar yapıldı. Mevzi ve can kaybı bu nedenle çok arttı. İngiliz savaş kaynaklarında, askerlerin anılarında ve araştırma eserlerinde bunlara örnek olabilecek yüzlerce olay anlatılmaktadır.



 

  • Çanakkale savaşlarındaki en büyük askeri dehalar, Mustafa Kemal ve Esat Paşadır. Düşmanın her hamlesini doğru tahmin etmişler, yaptıkları kritik hamleler ve aldıkları cesur kararlarla savaşın seyrini değişmişlerdir. Gelişen olaylar neticesinde askerlerinin de yüksek güvenini ve hayranlıklarını kazanmışlardır.