33 : ) YENİÇERİ KİMDİR NASIL YENİ ÇERİ OLUNUR İSYANLARI NELERDİR...? / 31-03-2012

 

 

YENİÇERİ KİMDİR

NASIL YENİÇERİ OLUNUR

İSYANLARI

 

 

 
 
 
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yeniçeriler Kimdir Yeniçeri Ocağı Nedir
Yeniçeriler Nasıl Yaşarlardı Yeniçeriler Neden İsyan Çıkarıp Padişah Öldürdüler

Yeniçeriler kuruluşunda tamamiyle ''Bektaşi Ocağı'' geleneğinden gelen Türkler'den oluşuyorlardı. Osmanlının büyümesi ve diğer ''Gayri Müslim''lerin de yani ''azınlıklarında'' devlet yönetiminde söz sahibi olması için daha sonra devşirme yoluna gidilmiştir.

Kuruluşunda adları Çeri Ocağı olan bu ordunun devşirmelerin de katılmasıyla ''Yeni'' sözcüğü eklenmiş ve ''Yeniçeri'' adı doğmuştur.

Padişahın hizmetine ait yaya kuvvetlerinden olan Yeniçeri Ocağının I.Murat zamanında 1362 de kurulduğu ''kesin olmamakla'' birlikte iddia edilmektedir. Zira Osmanlı'da tarih kayıtlarının 15. Yüzyıl sonları 16. Yüzyıl'ın başlarında tutulmaya başlandığı bilinmektedir. Ocağın yapılanmasında Selçuklular örnek alınmıştır. Yeniçeri Ocağı I. Murat zamanında Anadolu Selçukluları’ndaki hassa ordusu örnek alınarak kurulmuştu.

Devşirme usulünün Yıldırım Beyazıt zamanında edildiği iddia edilmektedir. Osmanlı Devleti devşirme usulünü sistemli hale getirip geniş çapta uygulamışlardır. Askere alınacak çocuklar, Osmanlı uyruğunda olan Hristiyan halktan alınacaktı.Çocuklar arasından 12-22 yaş arasındakiler tercih edilecekti. Evli ve ailenin tek erkek çocuğu alınmazdı. Kanun gereğince asil ailelerin çocukları tercih edilirdi. Bu çocuklar Türk ailelerin yanlarına verilerek İslamiyeti, Türkçe’yi, Türk örf ve adetlerini öğrendikten ve sünnet edildikten sonra acemi ocağına alınırdı. Burada belli bir süre eğitim gördükten sonra yeniçeri ocağına kayıt olurlardı. Bu devşirmelerin evlenmeleri ve askerlik sanatından başka bir işle meşgul olmaları yasaktı. Devşirmeler son olarak yapılan elemeden sonra zeka testine tabi tutulurlar ve nitelikleri yüksek olanlar, saray ve saltanat hizmetine alınır; bir kısmı da yeniçeri ocaklarına asker olarak alınırdı.

Kapıkulu ordusunun en kalabalık grubunu oluşturan yeniçeriler, padişahın merkezi otoritesinin temelini teşkil etmişlerdir. Yeniçeri sayesinde padişah, uç beylerinin nüfuz ve otoritesini dengelemiştir. Ayrıca Avrupa’nın ilk daimi profesyonel ordusu da yeniçerilerdir.

Osmanlı ordusunun seferlerdeki toplam asker sayısı içinde yeniçeriler hemen her zaman bir azınlık oluşturmuşlar, savaşlarda ise ordu çok baskı altında kalmadıkça cepheye sürülmemişler yada düşman öldürücü son bir darbeyle düşecek duruma geldiği zaman sürülmüşlerdir. Öte yandan içerideki ayaklanmaların bastırılmasında yeniçeriler hep asıl rolü oynamışlar ve devlet bu durumlarda onlardan başkasına nadiren güvenmiştir. Yeniçeri ocağının komutanına Yeniçeri Ağası denirdi. Yeniçeri taburlarına orta denirdi. Yılda bir elbise ve üç ayda bir yevmiye hesabı üzerinden ulufe denen maaş alan yeniçeriler, kapıkulu ordusunun en itibarlı birlikleri arasında idi. Padişahın kendisi de bir numaralı yeniçeri idi. Kendilerini Ali Osman tahtında oturan padişahın kulları bildiler ve kulluk ile övündüler.

16. Asır ortalarına kadar geçici hadiseler istisnai olmak üzere yeniçeriler arasına I. Murat zamanında konmuş olan itaat-ı mutlaka usulü sayesinde disiplin bozulmamıştı. Ayrıca Kanuni’ye kadar padişahların ordularının başında bulunmaları ve en ufak yolsuzluklarına bile göz yummamaları yeniçeri ocağını devrin en modern, düzenli ordusu olarak gösteriyordu.

İstanbul’daki isyanların tamamı kapıkulu ordusu tarafından çıkarılmıştır. Bu isyanların sebebi devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri ile ekonomik ve mali sebeplerden kaynaklanıyordu. Yeniçerilerin ilk isyanları Fatih zamanına kadar uzanır. Bu isyanın sebebi padişah ile veziriazam arasındaki mücadelesiydi. Fakat genç padişah, bu isyanı bastırdığı gibi, Çandarlı Halil Paşayı bertaraf ettikten sonra kapıkulu ordusunu devleti genişletmek ve merkezileştirmek için müessir bir şekilde kullandı. 15 ve 16. Yüzyıl'da umumiyetle dirayetli padişahlar iş başına geldikleri için yeniçeriler isyan edememişlerdir.

Yeniçeri ocağının çözülmeye başlaması ise III. Murat döneminde başlar. Bu dönemde yeniçeriler arasında evlilerin sayısının arttığı, kışlalarında yatmak yerine evlerinde yattıkları ve askerlik dışı işlerle (ticaret ve esnaflık gibi) uğraştıkları görülmektedir. III. Murat zamanında, akçanın değerinin düşürülmesi üzerine, düşük ayarlı akça ile ulufe almak istemeyen kapıkulu askerleri isyan ettiler ve defterdar ile vezir-i azamın kellesini istediler. Ayaklanmayı bastırmak için istekleri yerine getirildi. Bundan sonra yeniçeriler, 17. Yüzyıl boyunca vezir-i azamlığa ve hatta padişahlığa istediklerini getirmeye başladılar. Saraydaki çeşitli gruplar arasındaki iktidar mücadelesine alet oldular. Bu dönemde ocağa para ile yabancılarda girmeye başlamışlardı. Ocağa girebilmek için belirli bir süreyi geçirmeden alınan bu yabancılar, ocaktaki askerleri yavaş yavaş kendilerine uydurup, serkeşliğe sevk ediyorlardı. Herhangi bir sebeple ocaktan çıkarılanlarında sonradan ocağa alınmaları da yeniçerilerin kanunlarına vurulmuş olan önemli bir darbeydi. Kanuni’den sonra padişahların istirahatı sefer zorluğuna tercih etmeleri başkumandanlarını başlarında görmeyen askere ağır geliyordu. Padişahı zorla sefere götüren yeniçeriler ise eski disiplinli yeniçeri ordusu değildi.

Yeniçerilerin çıkardıkları isyanların en korkuncu II. Osman zamanında çıkmıştır. Genç Osman yeniçerilerin Lehistan seferindeki gayretsizliği üzerine Yeniçeri ocağını kaldırarak düzenli bir ordu kurmak ve devlete çeki düzen vermek niyetindeydi. Fakat fikirlerinin duyulması üzerine yeniçeriler isyan ettiler ve bu isyan Genç Osman’ın ölümüyle sonuçlandı. IV. Murat ve IV. Mehmet zamanında da yeniçerilerin isyanlarına tanık olmaktayız.

I. Mahmut zamanında esame denilen maaş kağıtlarının alınıp satılmasına izin verilmesiyle yanlış bir dönem başlamış oldu. Bu durum esnafın açıkgöz ve hali vakti yerinde olanlarının işine yaradı ve esame maaş olmaktan çıktı.Yeniçerilik ise artık askerlik değil; ulufe sahipliği demekti ve yeniçerilik yoksul halk tabakasının bir geçim kaynağı idi.

Yeniçeri ocağına mensup askerlerin bir çoğunun sefere gitmeyip kadıasker, vezir ve devlet görevlilerinin hizmetlerinde bulunup efendilerinin iltimasları sonucu bu askerlerin yevmiyelerine zam yapılması himayesiz olup düşman karşısında siperlerde hizmet eden yeniçerilerin gayretini kırıyordu.

1560 yılından sonra İstanbul dışında, sancaklarda da yeniçeri garnizonları kuruldu. Böylece kapıkulu ordusunun nüfuz ve tesiri Anadolu’ya da yayılmış oldu. Dolayısıyla yeniçeriler eyaletlerde merkezi otoritenin ve asayişin sağlanmasında mühim bir fonksiyon ifa etti. Öte yandan yeniçeriler başkentte iktidarı tayin eden en başta gelen unsurdu. Fatih’in ölümünden sonra II. Beyazıt, I.Selim’in ve Yavuz’un tahta çıkmasını sağlamışlardır. Her saltanat değişikliğinde yeniçerilere dağıtılan cülus bahşişi de zamanla yozlaştı ve padişahlarla yeniçeriler arasında adeta bir pazarlık konusu haline geldi. Vergi toplamak ve devlet işlerini yürütmek gibi görevlerle de uğraşmaya ve vergiden muaf oldukları için de ticarete başlamışlardı. Zamanla eyaletlerdeki gelir kaynaklarına da el attılar ve iltizam işleri ile uğraştılar. 17. Yüzyıl'da taşradaki yeniçerilerin zulmünden bıkan halk onlara karşı yer yer isyan etti. Böylece devletin kuruluşu ve gelişmesinde büyük rolü olan kul sistemi zamanla yozlaştı ve devlete hakim olmaya başladı.

17. Yüzyıl'dan itibaren ocağın kanunnamelerinin bir tarafa bırakılıp yerlerine yeni geleneklerin alması yeniçeri ocağını devletin temel dayanağı olmaktan çıkarmıştı. Ocak devlet içindir prensibinin yerini devlet ocak içindir prensibi almıştı. Bundan dolayı da yeniçerilerin desteği alınmadan hiçbir konuda değişiklik yapabilme imkanı kalmamıştı. Ayrıca yeniçerilerin değişiklik yapmak isteyen devlet adamları ve padişahları görevlerinden etmeleri ya da onları öldürmeleri veya istedikleri her şeyi çıkardıkları isyanlar sonucu devlete kabul ettirmeleri yeniçerilerin devlet yönetiminde ne derece etkili olduğunu göstermektedir.

Yeniçeri ocağında yetişen Yeniçeriler Osmanlı İmparatorluğu'nun hep son darbeyi vurucu ve yıkıcı gücü olmuştur

Yeniçeri, Osmanlı Devleti’nde askeri bir sınıftır. Yeniçeriler, Padişah’a bağlı Kapıkulu Ocakları’nın piyade kısmıdır. Yeniçeriler, Osmanlı Devleti’nin sınırlarının genişlemesini takiben köle olarak toplanan Hristiyan çocukların küçüklükten alınarak yetiştirilmesi (devşirme) ile oluşturulurdu. I. Murad döneminde kurulmuştur. Devletin ilk yüzyıllarında yararlı olan bu sistem, daha sonra bozulması ile değişik sorunları birlikte getirdi. Yeniçeri ocağı II. Mahmud tarafından Vaka-i Hayriye olayı ile kaldırıldı.

Avrupa’da kurulan devamlı ordulardan iki asır önce vücuda getirilmiş olan Yeniçeri birliğinin, Orta Çağ Avrupa’sının gördüğü en elit askerlerden oluştuğu tartışmasız bir gerçektir. Padişahların, Yeniçeri Ocağı’nın 1. Orta’sına kayıtlı birer asker olmaları da, kendilerine verilen önemin bir göstergesidir.

Aslen Piyade birliği olan yeniçeriler yaya askerlerden oluşurlardı. 1299′da Söğüt’te kurulan Osmanlı Beyliği’nin kurucuları olan Oğuzların Kayı boyu 1220′li yıllarda Anadolu’ya gelip yerleştikleri bilinmektedir. Yaklaşık üç bin atlı askerden oluşan bu beylik zamanla Balkanları istilaya başlamıştır. Bu noktada Osmanlı Devleti piyade askerine ihtiyaç duymaya başlamıştır. Avrupa savaş sanatında görülen değişimlerle birlikte yavaş yavaş piyadeler önem kazanmaya başlamışlardır. Orhan Gazi’nin son dönemlerinde Türklerden oluşan bir piyade ordusu kurulmak istense de Türkler aslen atlı savaşçılardı ve yaya olarak savaşmayı hakaret olarak gördüklerinden bunu kabul etmemişlerdi. Son Balkan fetihleri ile kendi devletlerinde azınlık durumuna düştüklerinden dolayı bu kadar önemli bir kaynağı harcamak istemeyen I. Murat (Hüdavendigar) Çandarlı Kara Halil Paşanın tavsiyesiyle bir dönem kendileri gibi bu nüfus açmazına düşen Selçuklu Devleti’nin ve diğer islam devletlerinin de uyguladığı Hristiyanları kullanma (Memlûk tarzı askerler) yolunu padişaha önermiştir. Bu öneriyi çok beğenen padişah derhal 1600 hristiyan gencin Bursa’ya yollanıp eğitime başlanmasını istemiştir böylelikle meşhur yeniçeri ocağı kurulmuştur. Bazı kaynaklarda bu kuruluşun 1365 yılında olduğu söyleniyorsa da büyük bir ihtimalle bu 1362 yılında olmuştur.

İhtiyaca göre zamanı değişse de genel olarak her beş yılda bir bu işle görevli memurlar Rumeli Eyaletinde genelikle Makedonya, Bosna ve Kuzey Yunanistan’da (Batı Makedonya, Orta Makedonya, Doğu Makedonya ve Trakya) hristiyan köylerine gider ve köylerde buldukları genç sağlıklı bu hristiyanları toplarlardı sonra bu gençler Bursa ve İstanbul çevresindeki müslüman ailelere bir süreliğine verilir ki böylelikle İslam dinini ve Türk geleneklerini öğrenmeleri sağlanırdı. Tabi ki zaman zaman bu genç hristiyanları ailelerinden almakta zorluklar çıksa da bir çok aile bu işe gönüllü oluyorlardı[kaynak belirtilmeli] çünkü bu sekilde hem gençler iyi bir eğitim alırlar ve devlet içersinde önemli görevlere gelebilirlerdi hem de oralarda asla elde edemeyecekleri bir servet sahibi olma şansı yakalıyorlardı. Yeniçeri ocağındaki askerler Sultanlar gibi Sünni-Hanifi değil Alevi-Bektaşi idiler. Bunun nedeni bu erken Osmanlı döneminde Anadolu nüfusunun yarısından çoğu Orta Asya’dan yeni gelmiş göçer topluklardan oluşuyorlardı. Alevi geleneği Orta Asya’da o dönemde göçer hayata daha uygun olduğundan dolayı sünnilikten daha yaygındı. İşte Anadolu’da müslüman ailelere verilen bu hristiyanlar burda alevi İslamı öğreniyorlardı. 16. yy’da nüfusun çoğunluğu sünni olmasına rağmen onlara farklı bir aidatlık duygusu veren ve geleneklerine çok bağlı olan bu askerler 19. yy’da kaldırılmalarına kadar bu geleneği sürdürdüler. Bir süre sonra bu koruyucu ailelerden alınan gençler sarayda padişahın hemen yanında sıkı bir askeri eğitime alınırlardı. Evlenmeleri ve ticarete atılmaları kesinlekle yasaktı. Yeni aileleri ocaktaki arkadaşları ve yeni babaları kendisi de bir numaralı yeniçeri olan padişahtı. İşte bu kardeşlik ve bir yere ait olma duygusu ve disiplinli eğitimleri onlara savaş meydanlarında çok önemli bir güç haline getiriyordu.

Yeniçeriliğin ilk kuruluşunda, orduya bin kadar yeniçeri alınmıştı. Zaman içersinde sayıları değişse de 1582 yılındaki bu yılda Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştı- kendisi de bir yeniçeri kumandanı olan zamanının en büyük tarihçilerinden Mustafa Efendi’nin künhül-ahbar’da yazdığına göre sayıları 15.000 di. Bu rakam imparatorluk ordusunun çok büyük kısmı atlı sipahilerden oluştuğu anlaşılmaktadır ki tımarlı sipahiler devşirme değil tamamen Türklerden oluşurdu. Avrupa’daki ve Asya’daki fetihler bu ordu ile gerçekleştirilmiş. 1590 dan sonra sayıları hızla artmaya başlamıştır ki bunun nedenleri arasında savaşlarda artık atlı askerlerin önemini kaybetmeleri vardır. Ms. 4. yy’da piyade süvariye karşı savaşlarda önemini yitirmişti. Aslen piyade ordusu olan Roma imparatorluğu da bu devirde yıkılmıştı. Türkler, Moğollar ya da Araplar aslen süvari savaşcıları olmalarının avantajını kullanarak büyük fetihler gerçekleştirmişlerdi. Avrupa bunlara karşı atlı savaşçısı olan şövalyeyi geliştirmiştir fakat çok maliyetli ve ağır olan bu savaşçı türü maliyeti düşük ve hızlı bozkır savaşcıları karşında dayanamamıştır. 17. yy’da piyade ateşli silahların kullanımı ile tekrar süvariye karşı güç kazanmıştı. Bu dengesizliği gidermek için bu yy.dan itibaren Osmalı’nın piyade sınıfı olan yeniçerilerin sayısı hızla artmış fakat gerekli modern devrimleri yapılmamasından ve disiplin altına alınamamalarından dolayı devletin başına sayıları orantasında gittikçe bela olmaya başlamışlardı 

 

Yeniçeri, Osmanlı İmparatorluğu’nun belirli bir döneminde kurulan ve kendine has bir düzeni olan askeri örgüte mensup ere verilen isimdir. Yeniçeri örgütü, o zamanki deyimiyle “Yeniçeri Ocağı” 500 yıl süreyle İmparatorluk ordusunun temel direği olmuş, sonradan politik etkilerle düzenin çözülmesi yüzünden sık sık ayaklanmaların görülmesi üzerine, faydadan ziyade zarar getireceği düşünülerek ortadan kaldırılmıştı.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşu yıllarında askerin çoğu atlıydı. 1329 yılında I. Orhan zamanında, “yaya” diye tanımlanan ilk Osmanlı piyade örgütü kuruldu.

Sınırların genişlemesi, devletin giderek büyümesi,bu “yaya” örgütü yerine daha güçlü ve yeterli birliklerin varlığını gerektirdi. “Hüdavendigar” namıyla anılan I. Murat, 1362 yılında “Yeniçeri” Örgütünün kurucusu oldu. “Yaya” asker de, ordunun geri saflarında görevlendirilecek şekilde yeni düzene kokuldu.

Yeniçeri birliklerine yetiştirilmiş asker sağlamak amacıyla kurulması düşünülen ilk “acemi ocağı” 1363 yılında gerçekleştirildi. Bu ocak Gelibolu’da kurulmuştu.

Savaşlarda alınan tutsaklardan işe yarar görülenler,bu ocağa kaydedilecekti.

Askerliğe elverişli olmayan tutsaklardan,kanunla belirlenen miktarda vergi alınıyordu. Erkek esirler, yaşlarına göre (Şirhor), (Beççe), (Guiamçe), (Gulam), (Sakallı) ve (Pir) diye gruplandırılıyordu. Sonradan bu kanunda temelden değişiklikler yapıldı.

Başlangıçta,bu amaçla alınan tutsakların yaşlarına dikkat edilmiyordu. Bir süre sonra,yaşları 10-20 arasında erkek çocukların alınması esas tutuldu. Zamanla, Hıristiyanlardan Acemi Oğlanı alınması,yani “devşirme” uygulaması ortaya çıktı. “Devşirme Kanunu” hazırlandı.Hıristiyan uyrukların ,belirli yaştaki birden fazla erkek çocuğundan birinin ocağa alınmasına başlandı.

Yaklaşık olarak iki buçuk yüzyıl bu sistem uygulandı.

Bu düzendeki “Acemi Ocağı” başlangıçta 3000 mevcutluydu. Kanuni döneminde ocak mevcudu 4000′i buldu. Sonraları giderek 12.000-13.000′e kadar yükseldi. Yeniçeri Ocağı’nı meydana getiren sınıfların hepsi birden “Kapıkulu” diye tanımlanırdı.

Ocaklar ise şöylece sıralanıyordu :

(1) Acemi Ocağı, (2) Yeniçeri Ocağı; (3) Cebeci Ocağı, (4) Topçu Ocağı, (5) Top arabacıları, (6) Humbaracı Bölükleri, (7) Lağımcı Bölükleri.

Ocak subayları, “Ocak” ve “Orta” subayları olmak üzere iki guruptu.

Yeniçeri Ağası, Yeniçeri ve Acemi Ocakları’nın Başkomutanı’ydı.

Onun ardından, Sekban Ortaları Komutanı olan “Sekbanbaşı” geliyordu. Yeniçeri Ağası,Sancak Beyi ayarında sayılırdı.Terfi ederek beylerbeyi veya “Kaptan-ı Derya” olurdu.

Daha yukarda değinmiş olduğumuz gibi, zamanla düzeni çözülen,törelere,geleneklere bağlılığı,disiplin anlayışı gevşeyen, kendi çıkarlarını her şeyden yeğ tutan, sık sık “kazan kaldıran” Yeniçeriler, 1796 yılında III. Selim tarafından kurulan “Nizam-ı Cedit”,yani “Yeni Düzen” örgütüyle geri plana itildi. Yeniçeriler,bu yeni kuruluşa katılmak istemediler.”Nizam-ı Cedit” ayrı bir örgüt olarak kuruldu. Anlaşmazlık sonucu çıkan kabakçı Mustafa isyanı ile III. Selim tahttan indirildi.

Yeniçeri ocağı artık devletin yönetimine de el atmağa kalkışıyordu.

1826 yılında Et Meydanı’nda toplanıp tekrar ayaklanmaları üzerine, Sancak-ı Şerif altına çağrılan ve toplanan, Hükümete bağlı kuvvetler, Yeniçerileri kışlalarında sıkıştırdılar.

Kışlaların topa tutulması, 500 yıllık bir örgütün sonu oldu.