60 : ) KABALA NEDİR..? / 22-08-2013

 

               

KABALA

NEDİR..?

 

SAYFAFIMIZ HER TÜRLÜ GÖRÜŞE YER VEREREK

TARAFSIZCA

İNSANLARI BİLGİLENDİRME VE DOĞRU KARARI KENDİLERİNİN VERMESİ AMACIYLA DÜZENLEME YAPILMIŞTIR

 

 

KABBALLAH

1. Kabala ‘nın tanımı.
2. Kabala’nın Tarihi.
• Yahudi tarihi ve değişik Yahudi guruplarıyla ilgili kısa bilgiler
• Tevrat
3. Kabala ‘nın ana hatları ve bazı yorumları.
4. Kabala’dan türeyen değişik akımlar
• Sabetaycılık
• Hasidizm
5. Hermetik Kabala

 

Tanımı: Kabala,

Yahudilerin kutsal kitabı Tevratın herkes tarafından bilinen açık anlamından başka, ezoterik anlamı bulunduğu, sembollere gizlenen bu anlamın öğrenilmesi ve yorumlanması geleneği olarak tanımlanabilir.

Kabala kelimesi, kimilerine göre İbranice Kibbel kökünden türetilen ‘’gelenekle kabul edilmiş şey’’ , kimilerine göre ise gene İbranice KBLH harflerinden oluşmuş, ‘’vahiy olarak almak, kabul etmek’’ kimilerine göre de ‘’sözel gelenek’’ anlamındadır.


Kabala ezoterik bir anlayış olduğundan dolayı hayata ve yaradılışa dair, çok çeşitli boyutlarda ve konularda yorumlar içerir. Amaç, yaradılışın sırlarına vakıf olmak, bireyin kendini arındırıp, geliştirerek mükemmele ulaşmasıdır. Yani mükemmel insan olmak ve bu suretle Tanrıya yakın olmaktır. Araç ya da kaynak ise Tevrattır.


Burada Kabala nın tarihine geçmeden önce Tevrat ve Yahudilerle ilgili bazı kısa bilgiler iletmek istiyorum. Yahudi kime denir? Yahudi sözcüğü, en büyük İsrail kabilesi olan ‘’Yahuda kabilesinden olan’’ demektir. Yahudiler daha sonraları Musa dininden olan anlamına gelen Museviler olarak anılacaklardır. Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat bu dinin kurucusu olarak, Tanrının buyruklarını kabilesine ileten ilk peygamber olduğu iddiasıyla İbrahim’i gösterir. Evrenin ve insanın yaradılışını anlattıktan sonra insanların nasıl tek soydan çeşitli soylara ve tek dilden, çeşitli dillere geçtiğini açıklar ve insan soyunu Adem’den başlatarak Musa’ya kadar getirir. İbrahim, İshak, Yakup, Yusuf ve Musa peygamberler hepsi Nuh’un üç oğlundan Sam ‘ın soyundandır ki bunlara bilindiği gibi Samiler adı verilir. Musa, Tanrı Yahve’den 10 emri almış ve esaretten kurtardığı ırkı, Musa’nın dininden anlamına gelen Museviler olarak anılmaya başlanmıştır.

Tevrat denince akla, ilk beş kitap ; Tekvin, Çıkış , Levililer, Sayılar ve Tesniye gelir. Musa’dan sonra gelen kitaplarla Musevilerin Tanakh adını verdikleri Eski Ahit meydana gelir. Eski Ahit, Tevrat’ın yazılı kurallarını içerir. Tevrat’ın bir de gelenek haline gelmiş Hahamların yorumlarını içeren sözel kuralları vardır ki İS 200 - 500 de Talmud adı altında toplanarak kağıda dökülmüştür. Yani Tevrat denince aslında Eski Ahit ve Talmud birlikte düşünülmelidir.

Tevratın ezoretik yorumlarını içeren Kabala yani gelenek, bazı Kabalistlere göre ilk Yahudi olarak kabul edilen İbrahim Peygamber’e kadar gider. Tanrı Yahve, İbrahim’e yaradılışı 10 sefirot ( Tanrı nın açılımları) ve 22 harften (İbrani alfabesi) oluşan toplam 32 yol halinde anlatır ve gelenek böylece başlar.

Kabala bilgileri

herkese verilmez,

ancak inisiye olanlara verilir.

 

Kabala geleneğinin ilk olarak yazıya geçirilmesi 1.yy Filistin’ine kadar gitmektedir. 1 yy da Kudüs’te başlıca 3 Yahudi gurubu bulunmaktadır.

Saddusiler,

Farisiler

ve

Esseniler.

Saddusiler, katı kurallara sahip bürokratik yönetici kesimdir. Yönetim açısından Yahudi ilkelerinden çok Roma ilkelerini , kültürel açıdan da Yunan ekinini benimsemektedirler. Yazılı Tevrata katı bir şekilde bağlıydılar. Talmud’u kabul etmiyorlardı.

Farisiler; Hem Eski Ahit’e hem de Talmud’a bir bütün olarak inanıyorlardı. Bugünkü ortodoks Yahudiliğin temelini oluşturmuşlardır. Kudüs’te bulunan

 Eseniler ise ruhun ölümsüzlüğüne inanan, kendilerine has yaşam tarzları olan kapalı bir guruptu. Saddusi ve Farisilerden farkları, Eseniliğin doğuştan değil ancak bireyin inisiye olmasıyla elde edilebilmesiydi. En önemli inisiyelerden biri de İsa peygamberdir. Esenilik Kabala’nın en çok kabul gördüğü sect’ tir.

(Bu arada bugünkü ortodoks yahudiler dediğimiz zaman, daha çok Sefarad ve Eşkenaz Yahudileri akla gelmektedir. Sefardik İbrani dilinde İspanya demektir.Ve Sefardim ( İspanyol ve Portekiz Yahudisi) ve Mizrahim (doğu) ( Kuzey Afrika ve Ortadoğu Yahudileri) olmak üzere iki gurupta toplanırlar. ( Ladino konuşurlar) Eşkenaz İbranice Almanya demektir. Almanya, Fransa, Doğu Avrupa Yahudileriyle Amrika’da bulunan Yahudilerin çoğu Eşkenazdır. (Yiddiş konuşurlar.)

Bir çok haham Kabala Felsefesinin 12.yy da Fransa Provence’ında yaşamış olan Kör İsak ‘la başladığını kabul eder. Kabala bilgisi içeren üç ana kitap bulunmaktadır. Bunlar, Sefer Yezirah (Yaratmanın Kitabı), Sefer Zohar (İhtişamın Kitabı) ve Sefer Bahir ( Işığın Kitabı) dır. Yezirah 1. yy da, Zohar 13.yy da, Bahir ise 12.yy da yazıya geçirilmiştir.

Sefer yazı demektir. Tanrının yazısından evrende var olanların tümünü anlamak gerekir. Tanrının düşüncesi bu var olanların anlamıdır. Kabala bilgisinin ilk yazılı metni olduğu kabul edilen Sefer Yezirah ( Ing.Book of formation, Tr. Oluşumun Kitabı) yaradılışın hikayesini Sefirot la anlatır. Yaşam Ağacı da denilen Sefirot 10 sefira dan meydana gelmiştir. Sefirot , üç sütun halinde, alt alta sıralanmış sol ve sağda üçer, ortada ise dört sefira olacak şekilde konuşlanmıştır.

Hepsi birbirleriyle bağlantılıdır. Bu bağlantı İbrani alfabesinin 22 harfi ile gerçekleştirilmiştir. Kabala felsefesinde harflerin özel bir önemi vardır. Harfler ve sayılar birer sembol olarak kullanılır ve bu yolla varlık birliği yani Tanrının birliği (Vahdeti Vücut) anlatılmaya çalışılır.

Sefer Yezirah der ki: Sefirot on’dur. Dokuz değil; on’dur on bir değil; Akıl ve Hikmetini onları anlamakta yoğunlaştır; inceleme ve araştırmalarını, irfan ve vicdanını onlara ada; var olan herşeyde Sefirot’u temel bil; Tanrıyı onlarla kavramaya çalış. Aslında bu sefirot, mükemmel insanın tasarımı olup insanın kendini tanımasıyla varacağı noktayı tarif etmektedir.

Kabalada aşkın tanrı ( fizik ötesi) AYN diye adlandırılır. İbranice’de Ayn ‘’hiç birşey’’ ‘’yokluk’’tur. Tanrı için kullanıldığında ise ‘’Varoluşun ötesinde’’ anlamındadır. AYN SOF içkin tanrıdır, ‘’ sonu olmayan’’ olarak ifade edilir. Zaman ve mekanla sınırlanamaz. AYN SOF; ‘’olan’’ ve ‘’olmayan’’ın toplamıdır. ‘’Mutlak Herşey’’dir. ‘’Tanrı Tanrıdır, Tanrıyla kıyaslanabilecek ne vardır?’’ İfadesi Kabalistlerin Tanrıyı bu dünyanın dışında tuttuğu anlaşılmaktadır.

Sefer Bahir’de ise şu sorular sorulur?

• Eğer Dünya’yı Tanrı yarattıysa, yani bir tarfta Tanrı diğer tarafta Dünya varsa, Tanrı olmazsa Dünya ne olur?

• Eğer Dünya Tanrı’nın bizzat kendisiyse, o zaman neden mükemmel değil?

Saf ve mükemmel valıkla, saf ve mükemmel olmayan Dünya arasındaki ilişkiyi Kabala da aramış deiğişik şekillerde ifade etmiştir.

Mükemmel insanın tasarımı ya da yaradılışın hikayesi diyebileceğimiz Hayat Ağacı yani Sefirot daha önce de söylediğim gibi 3 sütundan oluşur. Bu sütunların çok çeşitli ifadeleri mevcuttur. Sağdaki sütun Merhamet ( Etkin Kuvvet, Genişleme, Yayılma) soldaki sütun Adalet ( Şiddet, Pasif form, Sınırlama) ortadaki sütun ise İrade ( Denge, Rahmet, Erdem) dir.

Sefiralar arasındaki ilişki üç ilke ile yönetilir. Merhamet sütununa yani sağa doğru genişleme ve Adalet sütununa yani sola doğru sınırlama şeklindedir. İrade ise tüm bu hareketi dengede tutan unsurdur. Diğer bir deyişle İlk sefira Keter ( Crown ) dir. Keter taç anlamındadır. Güç, bilgelik, Adalet gibi bir kralın sahip olması gereken özellikler keter ile sembolize edilir. En üst ve ortada olmasıyla bütünselliğini gösterir. Ruhsal olarak Tanrıyla birleşmeyi temsil eder.

Denge sütunundan sağa doğru genişleyen Merhamet, kuvvet ve yayılmanın etkisinde olan olan Hikmet ( Wisdom) sefirası, tanrının eril kısmının ifadesidir. İnsan düşüncesinde etkin içsel zekadır. İnsanlar tarafından dehanın, ilham ve içedoğuş ve irfanın simgesidir.


Üçüncü sefira olan Binah ( intuition, understanding) adalet sütununda yer alır. En yüksek dişil yayılmadır. Anlayıştaki adalet biçim ve kasılmayla dengelenir. Aklı ve geleneği simgeler.

Binah daha sonra orta sütun olan Denge sütununa dokunur. Bu nokta Yaşam Ağacının en önemli noktasıdır. Bu nokta Mutlağın girebileceği ve doğrudan varoluşa karışacağı yerdir. Bu nokta Tanrıdan gelen bilgiyi temsil eder.

Etkin veya içsel duygunun sıfatı Hesed ( mercy) yani marhamettir, bazen sevgi olarak adlandırılır. Edilgin veya dışsal duygunun sıfatı ise Gevurah ( strength) dır. Disiplin, adalet, ayırma gibi eylemlerimizde açığa çıkar.

Buradan sonraki sefira Tiferet, yani güzelliktir. Denge sütununda en ortada yer alan Tiferet Adalet ve merhametin bütün sefiralarıyla doğrudan ilgilidir. İnsan psikolojisinde Tiferet’in yeri bireyselliğin özü olan ego dur. (Külli Nefs) Merhamet ve Adaletin bilinç dışı akışını ayarlayan ‘’Bekçi’’dir. Arınmış bir kişinin ulaşabileceği en üst noktadır. Tiferet, direkt olarak mesih kavramıyla ilintilidir. Bu noktaya ulaşmış kişi mesih seviyesine erişmiş, yani Tanrı ile ilişkiyi tam olarak kavrayabilecek hale gelmiş demektir.

Bir sonraki sefira etkin ve genişleyen yan Nezah, sınırlayıcı sefira da Hod adını alır. Nezah insan açısından içgüsel eğilimleri, Hod ise bilinçli ve kontrollü psiko-biyolojik süreçleri gösterir.

Denge sütununda bu iki sefiradan sonra Yesod yani temel bulunur. Yesod bilinçaltıyla ilgilidir ve kişiliğimizin temelini oluşturur.

En alttaki sefira Malkut yani krallıktır. En üstteki Taç sefirasını tamamlar niteliktedir. Fiziksel dünyayı ve ölümü simgeler.

 

Farklı Kabalist yaklaşımlar:

1. Abraham Abulafia (1240 – 1295) Sadece sessiz harflerden oluşan İbrani Alfabesinin Tanrısal doğasına inanmaktaydı. Kabala’nın en önemli öğretilerinden biri, Harflerin yerinin değiştirilmesiyle elde edilen yeni kelimelerin manalarını ve aralarındaki ilişkileri irdelenmesidir. Esrime (kendinden geçme hali) ulaşmak için saatlerce soyut harf kombinasyonları yapılır. Ve esrim haline ulaşıldığı anda söylenen sözlerin de özel bir anlamı ve önemi olduğuna inanılır. İbrani alfabesinde her harfin rakamsal bir değeri vardır. Dolayısıyla, sözcüklerin de sayısal bir değeri mevcuttur. Aynı sayısal değere sahip kelimeleri bularak kelimelerin ifade ettiği nesnelerle fikirler arasında bağlantılar araştırılarak çeşitli yorumlar yapılır. Bütün bunların temeli Tevratı okuma tekniğinden doğar. Kabala’da Tevratı okumanın 3 temel tekniği mevcuttur. Themuria, Gematria ve Notaria. Themuria; sözcükleri oluşturan harflerin yerleri değiştirilerek yeni sözcükler elde etme ve bunları tefekkür etme tekniği, Gematria; sözcükleri oluşturan harflerin değerinin hesaplanması tekniği; Notaria; bir metnin şifrelenmesinde ve kodlanmasında kullanılan akrostiş tekniğidir. Tüm bu teknikler sayesinde elde edilen yeni sözcük ve anlamların tefekkürü Kabala’nın çalışma alanına girmektedir.
2. Kabalanın en önemli kitaplarından Sefer Zohar (İhtişam Kitabı) İS 170 yılında yazıya geçirilmiş Moses de Leon tarafından (1238 – 1305) de yayımlanmıştır. Zohar Tevratın ilk beş kitabındaki cümlelerin birebir ezoterik yorumlarından ve Tanrısal süreçlerin teosofik anlatımları olan ve çok geniş ve değişik konuları içeren bir dizi metinden oluşur.
3. ( 1534 – 1572) Isaac Luria Ashkenazi ‘nin öncüsü olduğu Lurianik Kabalalistleri Sefer Zohar kitabında yer alan metinlerde Evrenin yaradılış sürecini betimlerler. Bu betimlemeler Fizikçilerin betimlemesiyle ilginç bir benzerlik gösterir.

Big Bang teorisi evrenin saf enerjiden oluşan küçük bir noktadan başladığını ve bunun balon gibi dışa doğru genişlediğini ileri sürerler. Fizikçiler, bunu bir patlama olarak tanımlarken, Kabala, bunu bir içe çekilme olarak yorumlar. Tanrı dünyayı yaratmak istedi ve her yeri ışık şeklinde kaplarken içine çekildi ve varlıkların yaratıldığı boşluğu yarattı. Kabalistlere göre Tanrı yaratılmış dünyanın dışındadır ve gizlenmiş Tanrı olarak durmaktadır.

 

Merkabah Mistisizmi:

Daha sonra göreceğimiz Hasidism’e de kaynaklık edecek olan Merkabah mistisizmi Tanrının insanlara kendisini göstermesi olgusudur; makbul kullarının kalbinde Tanrısal sırların açığa çıkması halidir. Çeşitli meditasyon, kendinden geçme halinde ibadetler ve sihir içeren ritüellerle çalışan Merkabah’ın kökeni, Zekeriya Peygamber’e dayanır. Zekeriya Peygamber ( Ezekiel ) ön görüleri ya da kehanetleri ile ünlüdür. Babil diasporası sırasında Süleyman Mabedi ‘nin (İS 586 yılında Babil Kralı Nebukadnezar tarafından) yıkılacağı kehanetinde bulunur. Bunun, Tanrının Yahudilerin geçmişte Tanrı yolundan ayrılıp Mısır Tanrılarına tapdıkları için verdiği bir ceza olarak görür. Tapınağın yıkılması ve Kudüs’ün yok edilmesi, ölümü sembolize eder onun için. Yeni Tapınağın kendisi tarafından yapılacağını ve Yahudilerin kendi önderliğinde yeniden doğacağını tahayyül eder. Zekeriya peygamberin Tanrının tahtına kadar 7 kat göğün ruhsal alemi boyunca yolculuk yaptığı sırada Tanrıyı Taht arabasında otururken gördüğü ve onunla konuştuğu söylenir. Bu mistisizm Şekinah adı verilen Tanrısal seviyeyi tefekkür ederek bu aleme ulaşmayı amaçlar. Zekeriya Peygamberin yaşadığı aslında, diğer peygamberlerin de yaşadığı, derin tefekkürler sayesinde içkin Tanrısına ulaşmak , irfan sahibi olmaktır.

17. ve 18. yy boyunca Ortodoks Yahudilik Kabalayla içiçe yaşadı. Ancak iki akım Yahudiler için sapma olarak değerlendirilmiş ve Yahudilerin Kabalaya duyduğu ilgiyi azaltmıştır. Bundan sonra, günümüzde de olduğu gibi Kabala sihir ve Tarot falcılığının ana kaynağı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1. Sabetaycılık. Sabatay Zvi İspanyol kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1626 yılında İzmir’de doğmuştur. Doğum günü olarak Mabedin 1. ve 2. yıkılışıyla aynı güne geldiği iddia edilmektedir. Sabatay kendisini mesih olarak ilan etmiş ve Lurianik kabalist olan müritlerini kutsal topraklara götürerek bir Yahudi Devleti kuracağını ilan etmiştir. Bu durum Osmanlı Ortodoks Museviler tarafından bir tehlike olarak görülmüş ve Padişaha şikayet edilmiştir. Bunun üzerine Sabbatayla birlikte 200 ailelik bir grup Musevilikten Müslümanlığa dönmek durumunda kalmıştır. Tarihe, dönmeler olarak geçen bu grubun sadece görünüşte müslümanlığı kabul ettiği ve içerinde kapalı olarak kendi geleneklerine göre yaşadıkları söylenir. Sabbatay bir süre Anadolu’da yaşadıktan sonra Arnavutluk’a sürülmüştür. Cemaatinin büyük çoğunluğu Selanik’e yerleşmiş ve birer Türk ve Müslüman görüntüsünde yaşamışlardır. Halen kapalılıklarını koruyan Sabetaycıların mevcut olduğu ve çoğunlukla İstanbul ,İzmir, Manisa Edirne, Kırklareli, Antep, Adana ve Hatay ve Çanakkale ‘de yaşadıkları bilinmektedir. Çoğunlukla biri İbranice ve biri de Türkçe olmak üzere iki isim kullanmaktadırlar. Sabatayist öğretiye göre mesih yeryüzüne gelecek ve kurtuluş gerçekleşecektir. Öğretiye göre Adem peygamberden bu yana Sabbatay Zvi 17. mesihtir. 18. mesih kıyamet gününde gelecektir ve yeni tanrısal kurallar koyacaklardır. Sabbatay’ın koyduğu 18 emirin bu öğretiden kaynaklandığı düşünülmektedir. Kimileri, bu 18 emrin, Yahudi ayinlerinin temelini teşkil eden 18 duayı temsil ettiği, kimleri ise bunu 10 emrin geliştirilmiş hali olarak yorumlamaktadır. Mesih, Yahudi inanışının temelini teşkil etmektedir. Gelecek olanın mesih olarak kabul edilebilmesi için mesihim demesi değil Kutsal topraklarda Mabedi inşa etmesi gerekmektedir. Bazı Kabalistlere göre mesih Tanrının sureti sayılan Adem Kadmon dur. Lurianik ve Sabatayist Kabala’nın temel görüşlerinden biri de yeniden inşa etme, onarma anlamına gelen Tikkunim’ dir.İki uygulaması vardır. 1. Kutsal Kıvılcımların yeniden kaynaklarına dönmesi; yani insanın kendini yüceltmesi 2. Kendimize ait ikiliklerin uzlaştırılmasıdır. Bu kavram ‘’ ya kendin gibi ol, ya da olduğun gibi görün’’ olarak yorumlanabilir.
2. Hasidism. Doğu Avrupa’da 1700 lü yıllarda Israel Ben Elizer ( Baal Shem Tov ya da Beth olarak bilinir.) ile başlayan bir harekettir. Baal Shem Tov, vücudun ve ruhun acılarını yakarmalar, dualarla mucizevi şekilde iyileştiren kişi olarak tanındı. Öyküleri ve önerileri etrafında Hasidik denilen müritlerin toplanmasına sebeb oldu. Hasidism 4 temel ilkeye dayanıyordu. 1. Tanrıya dua ederek güçlü bir ruhsal deneyim yaşama; 2. Dini emirlerin uygulanmasında bireyin ‘’içte niyetli‘’ olmasının büyük önemi; 3. Tanrıya ibadette kendini maddi şeylerden men etmektense, bunlardan sevinç duyma; 4. Müstesna erdemleri sayesinde Tanrıya daha yakın olan tsadik ( dürüst kişi) veya Ribbi sıfatını taşıma.

Hasidikler, hayatla ilgili tüm önemli kararlarını tsadik lere danışırlar. Hasidiklerin kendilerine has giyinişleri, saç ve sakal şekilleri vardır.


Orta çağda geleneğin yazıya dökülmesiyle birlikte, Yahudi olmayanlar da Kabala üzerinde çalışmışlardır. Bazı Hristiyanlar, Kabalayı kutsal kitabın gizlerini onlara açacak bir araç olarak gördüler. Bazıları ise Yahudileri Hristiyanlığa döndürmeye yarayacak doktrinler bulmaya çalıştılar içinde. İlk başlarda Hristiyan Kabalası denen daha sonra Hermetik Kabala adını alan bu akım tamamen Yahudi Kabalasının dışında gelişmiştir. Bugün hala bir takım sihir ve falcılık teknikleriyle içiçe girmiş modern Kabala adı altında çalışmaktadır.

Kabala dört Dünya’dan bahsetmektedir. Bu dört dünya Ateş, Hava, Su ve Toprağa karşılık gelmektedir. Azilut (Yayılma Dünyası), Beriyah (Yaratma Dünyası), Yezirah (Oluşum Dünyası) ve Asiyah ( Fiziksel Dünya) Bu dört dünya insanın varlığının farklı düzeylerine denk düşer. Fiziksel beden, duygular alemi, akıl, ve ruhtur. Tasarımsal olarak bu, Yakup’un merdiveni gibi de görülebilir. Kabala’da zaman zaman bir beşinci dünya’dan bahsedilir ki o da ADAM KADMON yani Kamil İnsan dır. Bu, açıklanamaycak, öte bir haldir. Kamil İnsanın Tanrıyla bütünleşmesini, Hakikate ulaşmasını anlatır.

Bir Kabala yorumu şöyle der; (Tefekkür ve İçebakış üzerine) Her sabah yenileniriz, ruhumuz yeniden yaratılmış gibi olur. Eğer bir insan yatmadan önce kendini ciddi bir biçimde yargılamıyorsa, yaşam o insanı gün boyu yargılar. Bu nedenle uyumadan önce günlük olumsuz davranışlarınızı iyice düşünün. Eylemlerinizden sorumlusunuz. Kendinize dürüst olun ve ben merkezli eylemlerinizi araştırın. Egonuz ne kadar ağır gelirse gelsin, kendinizi değiştirmeye çabalayın.Yüzleştiğiniz sorunları sorgulayın. Sorgularken ne kadar açık olursanız yanıtlar da o kadar sonuç verici olur. Egonuzun ve şüphenizin ötesine gidin. Destek isteyin. O zaman ruhunuz bedeninizden ayrılır, sorularınızın yanıtlanabileceği düzeye çıkar. Gece ne kadar üzerimizde çalışırsak, gündüz sular o kadar dingin olur.

Eğer bir insana karşı kötü duygular besliyorsak, uyuduğumuzda iki ruhun da Üst Dünyalara yükselmesini engelleriz. Dolayısıyla diğer insanlara duyduğumuz bütün öfkemizi sona erdirmeliyiz, bizi ne kadar kızdırlarsa kızdırsınlar.Hoşgörüsüzlüğümüz ve ben merkezli rekabetçiliğimiz yüzünden acı çekmelerine neden olduğumuz insanlardan da af dilemeliyiz. Kaybedek birşey yok. Bir sonuç almaya başladınız mı bu fikre daha açık olmaya başlarsınız.

 

 

RADİKAL

SİYONİZMİN KÖKENLERİ

 

Radikal Siyonizm din dışı bir ideolojidir ve zaten onu zararlı, tehlikeli, yıkıcı hale getiren asıl neden de budur. Ancak Siyonizmin bir de Yahudi inançları içinde yer alan bazı kaynakları, öncülleri vardır. Bu bölümde bunu inceleyeceğiz.

 

 
Siyonizmin kurucusu olan Theodor Herzl'i tanıtan Siyonist bir poster.

Yahudilik İlahi bir dindir. Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği Tevrat'a dayanır. Ancak bir önceki bölümde incelediğimiz gibi, Yahudi tarihi içinde sık sık bu İlahi temelden sapmalar olmuştur. Bu sapmalar doğrudan dinden uzaklaşma şeklinde olduğu gibi, dini dejenere etme şeklinde de yaşanmıştır. Bu ikinci sapmanın en belirgin şekli, Yahudilik içinde, son derece kibirli, katı ve Yahudi olmayan insanlara karşı husumet dolu bir eğilimin gelişmesidir.

 

 
De ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda Allah katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım."
(Kasas Suresi, 49)

İlginçtir ki elimizdeki Yeni Ahit'in (İncil'in) içinde, Yahudilerin bu dini görünüşlü sapmasını eleştiren önemli pasajlar vardır.

Hz. İsa'nın ağzından aktarılan bu İncil pasajlarında, Yahudi toplumuna önderlik eden din adamlarından bazılarının çok kibirli, katı ve yabancılara düşman oldukları anlatılır ve samimi dindar Yahudiler bunlara karşı uyarılır. Örneğin Markos İncili'nde şöyle yazılıdır:

İsa ders verirken şöyle dedi: "Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır." (Markos, 12: 38-40)

 

 
Hani İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hâlâ) yüz çeviriyorsunuz.
(Bakara Suresi, 83).

İncil'de söz konusu samimi olmayan din adamları hakkında dikkat çekilen bir diğer özellik de Yahudi olmayanlara karşı çok önyargılı ve düşmanca davranmalarıdır. Hatta bu nedenle Hz. İsa'nın Samiriyeli (Yahudi olmayan) bir kadına iyilik etmesini garipsedikleri anlatılır.

Allah bizlere, bu katı kalpliliği, samimi olmayan Yahudilerin durumunu haber veren bir Kuran ayetinde de bildirmiştir:

Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)

İşte bugün Siyonizm dediğimiz ve gerçekte din dışı olan ideolojinin temeli "katı kalpli", kibirli Yahudi tavrıdır. Bu tavra sahip olan Yahudiler, dine karşı temelde gösteriş amaçlı bir bağlılık göstermişler ve koyu bir bağnazlık geliştirmişlerdir.

Bu durum, Yahudilerin bir kısmının tarih boyunca Allah'ın kendilerine gönderdiği peygamberlere karşı tutumlarında da belirleyici rol oynamıştır. Batıl inançlarından kopmak istemeyen Yahudiler, peygamberlere itaat etmekten ve hak dine uymaktan şiddetle kaçındıkları gibi, peygamberler ve iman edenler aleyhinde de türlü tuzaklar kurmuşlardır. Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Andolsun, Biz İsrailoğullarından kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler. (Maide Suresi, 70)

 

 
Kutsal Yahudi metinleri.

Elçilerin kendilerine tebliğ ettikleri hak din çoğu zaman bu kimselerin menfaatleri ile çatışmış, bu nedenle peygamberleri öldürmeye dahi yeltenmişlerdir.

Bu artniyetli kimselerin en belirgin özelliklerinden birisi de bir şekilde hak dini dejenere etmiş olmalarıdır. Bunun bazı örnekleri Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat'ta görülür. Tevrat, Allah'ın Hz. Musa'ya vahyetmiş olduğu kutsal bir kitaptır, ancak sonradan tahrif edilmiştir. Allah Hz. Musa'ya toplumunu doğruya yöneltmesi, onlara Kendi emirlerini bildirmesi için Tevrat'ı indirmiştir. Allah Kuran'da "Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik..." (Maide Suresi, 44) şeklinde buyurur. Hz. Musa ve onun ardından gelenler, insanlar arasında Tevrat ile hükmetmiştir.

 

 
Yahudilerin kutsal günlerde çaldıkları "şofar" adlı boru.

Gerçek şu ki Biz Tevrat'ı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar) Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafir olanlardır. (Maide Suresi, 44)

 

 
De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz." .
(Maide Suresi, 68).

Ne var ki, Hz. Musa'nın ölümünün ardından, inkarda direnen bir kısım Yahudiler Tevrat'ı değiştirip bozmuşlar ve ortaya bugün Eski Ahit olarak adlandırılan Muharref Tevrat çıkmıştır. Muharref Tevrat incelendiğinde içinde Allah'ın birliği, Allah korkusu, adil olmak, tevazulu davranmak, hırsızlık yapmamak, zinadan sakınmak, hile yapmamak, masum insanların canına kastetmemek gibi hak dinin izlerini taşıyan pek çok hükümle karşılaşılacaktır. Öte yandan, yine aynı kitabın içinde dejenere olduğu açıkça anlaşılan pek çok batıl efsane ve hüküm de yer almaktadır. Söz konusu efsaneler ve hükümler incelendiğinde ise ortaya çarpıcı bir gerçek çıkar: Bunlar Yahudi halkının çoğunlukla pagan kültürlerden etkilenerek kapıldıkları yanılgılardır. Ve Yahudiler içinde paganizme bağlı kalmakta direnen bir grup insan tarafından nesilden nesile aktarılarak neredeyse ilk hali ile muhafaza edilmiştir.

Bu durum, Yahudiliğin ana unsurlarının nesiller boyunca aktarılan efsaneler, mitolojik kavramlar, egzotik sembollerden oluşan bir felsefe haline gelmesine neden olmuştur.

Gerçekten de mitolojik kavramlar ve semboller, özellikle eski Mısır efsaneleri ve bu efsanelerde yer alan sözde kutsal kavramlar, Yahudi felsefesinde önemli bir yer tutar. Yahudi felsefesinin temel taşlarını ise Kabala ve Talmud oluşturur.

 

Talmud'un Yahudi Olmayanlara Karşı Körüklediği Nefret

 

Yahudilerin hayatında geleneklerin yeri büyüktür. Bir Yahudi dini sorumluluklarının ne olduğunu, kimle evlenebileceğini, kime karşı nasıl tavır takınacağını, nelerin yasak nelerin yasak olmadığını 'Halakha' adı verilen dini kaynaktan öğrenir. "Yahudi şeriatı"nın temel kaynağı olan Halakha, hahamların "bir Yahudi nasıl yaşamalı" sorusunun cevabını en ayrıntılı biçimde vermek için hazırladıkları ve asırlar boyu yeni eklenmelerle genişlemiş yazılı bir dini kaynaktır. Klasik Yahudiliğe göre, bir Yahudi günlük hayatını nasıl geçirmesi gerektiğini öğrenmek için Muharref Tevrat'a ya da Eski Ahit'in öteki kitaplarına bakmamalıdır. Bunlar, sıradan insanlar tarafından anlaşılamazlar çünkü. Bunların anlamını sadece hahamlar kavrar ve Yahudi toplumu da dini onlardan öğrenir. Halakha, hahamların Yahudi toplumuna verdiği bu eğitimin toplandığı kaynaktır. Halakha'nın en önemli kaynağı ise, 'Talmud' adı verilen çok ciltli bir kitaptır.

 

 
İsrail'de çocuklar küçük yaştan itibaren din adamlarından Talmud eğitimi alırlar. Bu eğitim, yeni yetişen nesillerin Siyonist bakış açısını kazanmalarında önemli rol oynar.

Talmud'un pek çok pasajında, Muharref Tevrat'ta yer alan ve hak dinin etkilerini taşıyan açıklamalar göz ardı edilir ve başta belirttiğimiz gibi kibirli ve katı kalpli bir tutuculuk emredilir. Allah'ın emrettiği ahlak ile hiçbir şekilde bağdaşmayan saldırgan, bencil ve ırkçı bir modelin telkini yapılır. Tarihte çeşitli radikal Yahudi fraksiyonların ve günümüzde de Siyonist ideolojinin söylemlerinde göze çarpan kinin, öfkenin ve çatışmacılığın kökeninde Talmud'un "katı kalpli" öğretilerinin etkisi vardır.

Bugün liberal görüşü benimseyen pek çok Yahudi tarihçi ve akademisyen de İsrail'in şovenist uygulamalarının söz konusu katı Yahudi ideolojisinden kaynak bulduğunu ifade etmektedirler. Ünlü İsrailli akademisyen Israel Shahak bu gerçeğe dikkat çeken önemli isimlerdendir. Shahak, kimi Yahudilerin Tevrat'ı tamamen göz ardı edişlerini şu sözleri ile ifade etmektedir:

 

 
İsrail'in günümüzde Filistinlilere uyguladığı şiddetin kökeninde,Talmud'un Yahudi olmayanlara karşı körüklediği nefretin de izleri vardır.

En radikal Yahudiler, kutsal kitabın büyük bir bölümüne kayıtsızdırlar ve kalan bazı bölümleri konusundada, anlamları çarpıtılmış tefsirler aracılığı ile fikir sahibirdirler.

1Talmud'un öngördüğü 'ideal Yahudi' modeli kısaca incelendiğinde, kastedilen daha net anlaşılacaktır.

 

 
Yukarıda, Talmud yorumcularından Maimonides tarafından yazılan bir "Mişna" (Talmud yorumu) örneği görülmektedir.

Talmud'un büyük bölümü, -hak dinde temel kavramlar olan uzlaşma, anlayış, sevgi, merhamet gibi kavramların tam tersine- Yahudi-olmayanlara karşı kin beslemeyi ve imkan buldukça da bu kini eyleme dönüştürmeyi emretmektedir.

Öncelikle, diğer iki İlahi dine karşı son derece saldırgan bir tutum göze çarpar. Talmud yazarlarının tüm

 

yeryüzünde en çok karşı oldukları insan Hz. İsa'dır. Oysa Hz. İsa, Allah'ın seçtiği ve dini insanlara tebliğ etmesi için gönderdiği mübarek bir insandır. İman edenler Allah'ın gönderdiği tüm elçilere gönülden itaat ederler ve onlara derin bir saygı duyar, içli bir sevgi ile elçileri severler. Talmud'a göre ise, Yahudiler ellerine geçen İncil'leri, eğer şartlar uygunsa, yakmakla yükümlüdürler

.2Talmud'un Yahudi-olmayanlar hakkında verdiği diğer bazı ilginç hükümler şöyledir:

 

 
Yahudi felsefesinin ve Yahudi mistisizminin en ünlü isimlerinden olan Moses Maimonides 1135-1204 yılları arasında İspanya'da yaşamış ve eserlerini hem Arapça hem de İbranice olarak burada yazmıştır.

Bir Yahudi bir mezarlığın yanından geçerken, eğer o yer bir Yahudi mezarlığı ise orada yatanları takdis eden kısa bir dua okumalı, ancak mezarlık Yahudi-olmayanlara ait ise orada yatanların annelerine lanet etmelidir.

3 Talmud kaynaklı bir başka geleneğe göre de, dindar bir Yahudi, bir kilise ya da Hz. İsa tasviri gördüğünde üç kere yere tükürmekle yükümlüdür.

4Talmud yazarlarının en bilinenlerinden olan Maimonides, bir Yahudi-olmayanın hayatının kurtarılması konusunda da sapkın hükümler vermiştir. Bu hükümlerin biri şöyledir:

Kendileriyle savaş halinde olmadığımız Yahudi-olmayanlara gelince, ölümlerine doğrudan sebebiyet vermek yanlıştır, fakat eğer ölüm anındaysalar onların hayatlarını kurtarmak yasaklanmıştır. Örneğin bir Yahudi-olmayanın denize düştüğü görülürse, boğulmaktan kurtarılmamalıdır

.5Maimonides'e göre, bir Yahudi doktorun bir Yahudi-olmayanı iyileştirmesi de, karşılığında para kazanılsa dahi, yasaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir noktaya değinir: "Eğer Yahudi bir doktorun bir Yahudi-olmayanı iyileştirmekten kaçınması, Yahudiler'e karşı toplumsal bir tepki gelişmesine neden olacaksa, o halde yasak ortadan kalkar ve hastanın iyileştirilmesi gerekir."

6 Talmud'un en büyük yazarlarından biri olan Maimonides'in ırkçı fikirleri de oldukça ilginçtir. Bir yerde şöyle yazar:

 

 
Talmud öğretisi Yahudi ırkı dışındaki insanları Eski Ahit'te adı geçen Amelek kabilesine benzetir ve bu insanların dolaylı yoldan yok edilmelerini öngörür.Türklerin bir kısmı ve kuzeydeki göçebeler ve zenciler ve güneydeki göçebeler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara benzeyenler; bunların tabiatı daha çok düşük sesli bazı hayvanların tabiatına benzer. Benim düşünceme göre, bunlar insan seviyesinde değildirler. Seviyeleri bir insan ile bir maymunun seviyeleri arasında bir yerdedir. Çünkü görünüşleri maymundan daha çok insana benzemektedir.7

Haham Sofer, Responsum adlı Talmudik çalışmasında, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar hakkında ilginç yorumlar yapar.

7 Bu sapkın yorumlara göre, bu insanlar, "başka ilahlara tapan putperestlerdir ve dolayısıyla dolaylı yoldan öldürülmeleri doğrudur". Dahası, Sofer bu iki grubu, Eski Ahit'te adı geçen Amalek kabilesine benzetir

.8 Eski Ahit'te Amalekler hakkında verilen hüküm ise şöyledir:

Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amaleki vur ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.9

 

 
Ortaçağ'da yazılmış bir Talmud sayfası .

Günümüzde de pek çok radikal İsraillinin Filistin halkını Amalek kabilesi olarak değerlendiriyor olmaları kuşkusuz dikkat çekici bir durumdur.

Talmud'un cinsel suçlar (zina) hakkında verdiği hükümler de ilginçtir. Eğer bir Yahudi erkek bir Yahudi kadınla evlilik dışı bir cinsel ilişkiye girerse, her ikisinin de öldürülmesi gerekir. Oysa eğer kadın bir Yahudi-olmayan ise, bu kez erkek sadece dayak yer; kadın ise yine ölüm cezasına çarptırılır. Aynı hüküm, Yahudi bir erkeğin Yahudi-olmayan bir kadına tecavüz etmesi durumunda da geçerlidir. Bunun arkasında yatan mantık ise, Yahudi-olmayan kadının her durumda "baştan çıkarıcı" sayılmasıdır. Kadın, "bir Yahudiyi günaha sokmuş" olduğu için ne olursa olsun birinci dereceden suçlu sayılmaktadır

10 Nitekim Maimonides, Yahudi-olmayan tüm kadınlar için "N.Sh.G.Z." kısaltmasını kullanır. Bunlar, İbranice'deki "niddah, shifhah, goyah, zonah" kelimelerinin baş harfleridir. Kelimelerin anlamı ise şudur: "Kirli, köle, Yahudi-olmayan, fahişe".

11 Yahudiler ile Yahudi-olmayanlar arasındaki mal-mülk ilişkileri hakkında da Talmud'un ilginç hükümleri vardır. Eğer bir Yahudi kayıp bir eşya bulur da onun sahibinin bir Yahudi olduğunu fark ederse bunu sahibine geri vermekle yükümlüdür. Fakat eğer malı yitiren kişi bir Yahudi-olmayan ise, malın ona geri verilmemesi emredilir. Bir Yahudi-olmayana hediye vermek ise kesin biçimde yasaklanmıştır. (Ancak hahamlar, bir sonraki aşamada Yahudilere maddi kar getirebilecek hediyelere -bir başka deyişle rüşvetlere- izin verirler.) Alış veriş sırasında Yahudi-olmayanlara hile yapmak ise, eğer "dolaylı" yoldan olursa, meşru sayılır. Örneğin bir Yahudi, karşısındaki müşterinin kendisine yanlışlıkla fazla para verdiğini fark ederse, "senin yaptığın hesaba güvendim, benim saymama gerek yok" demelidir. Böylece eğer karşı taraf durumu sonradan fark ederse, suçlu duruma düşmez.

12Bu saydıklarımız, Talmud'un Yahudi-olmayanlara yönelik düşmanca hükümlerine yalnızca bir kaç örnektir. Yahudi geleneğinin bu geleneksel "şeriat kitabı" araştırıldığında, buna benzer daha pek çok hükme rastlamak mümkündür. Ancak bu bir kaç örnek bile, Yahudi ideolojisinin içeriği hakkında fikir sahibi olmak için yeterlidir.

Dikkat edilirse, bu hükümlerin bir kısmı Muharref Tevrat ve Eski Ahit'in belli bölümleriyle dahi çelişkilidir. Bunun nedeni, Yahudi ideolojisinin, Muharref Tevrat'ın ve Eski Ahit'in diğer kitaplarının hükümlerini de kendi düşüncesine göre yorumlayıp çarpıtmakta bir sakınca görmemesidir. Örneğin Hz. Musa'ya verilen "On Emir"den sekizincisi olan "Çalmayacaksın" (Çıkış, 20:15) hükmü, "bir Yahudiyi çalmamak" (yani kaçırmamak ya da rehin almamak) konusunda konulmuş bir yasak olarak açıklanır. Hükmün mal değil de insan "çalmak" şeklinde yorumlanmasının nedeni, "On Emir"in yalnızca ölümcül suçları içerdiğine dair Talmud yazarlarınca yapılmış bir kabuldür. Öte yandan, Yahudi-olmayanların rehin alınması zaten Talmud tarafından izin verilen bir eylemdir.

13"Kardeşini kendin gibi seveceksin" (Levililer, 19:11) hükmünün yorumlanması da aynı şekildedir; "kardeşler" yalnızca Yahudilerdir. Nitekim bir Yahudi genel olarak Talmud tarafından bir Yahudi-olmayanın hayatını kurtarmaktan alıkonur, açıklaması da şöyle yapılır; "çünkü o senin kardeşin değildir".14

 

 

Yahudi İdeolojisinin Mistik Boyutu:

Kabala

 

 
Antik pagan kültürlerin karanlık ve gizli öğretileri Yahudilerin mistik kitabı Kabala'da toplanmıştır. Yahudileri Tevrat'tan uzaklaştıran en önemli etkenlerden biri Kabala'dır.

Yahudilikte meydana getirilen dejenerasyonun "yasa" yönünü Talmud'da görmek mümkünken, mistik yöndeki dejenerasyonu da Kabala'da görmek mümkündür.

Kabala İbranice'de 'gelenek' anlamına gelir. Yahudi ruhbanlarının asırlardır birbirlerine aktardıkları ve Eski Ahit'in gizli anlamları ile ilgilenen bir tür okültizm ve mistisizm yöntemidir. Kara büyü ile yakından ilişkili olan Kabala, Yahudi felsefesinden derinden etkilenen masonluk gibi pek çok örgüt ve tarikat tarafından da benimsenmiştir.

Kabala, özellikle Ortaçağ'dan başlayarak 17. yüzyılın sonuna kadar devam eden süreç içinde çok gündemdeydi ve dönemin toplumları üzerinde büyük etkisi vardı. Bu dönemde, Hıristiyan toplumu içinde de bazı gruplar Kabala ile yakından ilgilenmişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Kabala'nın içinde saklı olduğuna inanılan sırlar ve mistik öğretilerdir.

 

 
Bu iki sayfada Kabalistik metin ve sembol örnekleri görülmektedir.

Yahudiler, Kabala'da saklı olan ilmin ancak çok az insan tarafından kavranabileceğine inanırlar. Eski Ahit'te pek çok insanın farkına varamayacağı veya anlayamayacağı sırların, Kabala'ya vakıf olan kişi tarafından çözüleceği düşünülür. Kabala metinleri, bilinen kitaplardan farklı olarak, çok az kimsenin anlıyabileceği şekilde yazılmıştır. Kitapta anlamsız gibi görünen çok sayıda sembol vardır. Bazı metinlerde yazı kimsenin anlayamaması için şifrelenmiştir. Bu yüzden Kabala'yı tamamen anlamak mümkün değildir. Gerçek manasını Yahudi olmayanın (ve Yahudilerin büyük bir kısmının da) tam bilmediği Kabala, ancak hakkında yazılmış olan kitaplar ile tanınabilir.

 

 
Bazı araştırmacılar Kabala'nın kökenlerinin Eski Mısır'a uzandığı kanısındadır. Eski Mısır'da rahip sınıfında yaygın olan büyü merkezli öğretiler, zamanla Yahudiliğin içine de sızmış ve Kabala olarak bilinen mistik öğretinin temeli olmuştur. Kabala'nın Mezopotamya'daki putperest kültürlerden de kaynaklandığına dair işaretler vardır. Her durumda Kabala, Yahudileri Allah'ın vahyi olan gerçek Tevrat'tan uzaklaştıran, birtakım batıl inançlara sürükleyen sapkın bir öğreti olmuştur.

Bu konudaki sorun ise şudur: Aslında Kabala, Yahudilik dışı bir kaynaktan, Eski Mısır'ın ve Mezopotamya'nın bazı putperest toplumlarının pagan öğretilerinden kaynak bulmaktadır. Bu öğretilerin temel bir unsuru olan "büyü", bu nedenle Kabala'nın da önemli bir parçasıdır.

Kabalist öğreti, evrendeki metafizik dengeler, şeytani güçler ve bilinçaltı dünyasıyla yakından ilgilenir ve bunları büyü yöntemleri ile etkilemeyi amaçlar. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, Kabala, Tradition of Hidden Knowledge (Kabala ve Gizli Sırlar Geleneği) adlı kitabında Kabala'yı şöyle tanımlamaktadır:

Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.15

Kabala'nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgili olmasıdır. Kabala'yı tanıtan en tanınmış kitaplardan biri Die Kabala (Von Papus) da, Kabala-büyü ilişkisi şöyle vurgulanır:

Kabala'nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlanır.16

 

   
Yeniçağ'a ait Kabalistik bir grafik
Kabalistik felsefe ve büyüyü içiçe yorumlayan Ortaçağ'a ait sembolik bir anlatım

Kabala çalışmalarına özellikle Ortaçağ'da kimi Yahudiler tarafından öncelik verilmiştir. Ortaçağ Avrupası'nın skolastik yapısı, Yahudiler üzerinde çeşitli kısıtlamalara ve baskılara neden olmuş, bu dönemde, Kabala'da yer alan gizli öğretilerin hayata geçirilmesi ile Yahudi toplumunun kurtuluşa ereceği düşüncesi yaygınlaşmıştır. Kabala'da belirtilen çeşitli egzotik ritüellerle, tüm Yahudileri içinde bulundukları durumdan kurtarıp, onları 'dünyanın efendileri' yapacağına inanılan Mesih'in yeryüzüne gelişinin hızlandırılacağına inanılmıştır. Kabalist hahamlar bunun için kişisel yoğunlaşma, derin konsatrasyon ve çile egsersizleri ile garip ritüeller yapmışlar, birtakım ayin ve trans yöntemleri kullanmışlardır.

Bu batıl inanış ve uygulamalar, 13. yüzyılda Granadalı haham Moses de Leon tarafından yazılan Zohar kitabı ile doruğa ulaşmıştır.

Kabala'nın Sırları, Zohar ve Sefirot

 

 
Şeytan Lucifer'in etki alanını gösteren Kabalistik şema

Zohar her ne kadar 13. yüzyılın sonunda yazılmış olsa da içerdiği bilgilerin geçmişinin 2. yüzyıla kadar dayandığı kabul edilir. İçinde antik dünyanın farklı ilimlerinin bulunduğuna inanılan Zohar'da en çok üzerinde durulması gereken, 'Sefirot' kavramıdır.

 

 
Kabala'nın en önemli öğretisi: Sefirot

Sefirot aslında bir tür şemadır. Kabalacılar, Sefirot'un Allah'ın evreni yaratışının bir tür temsili ve yansıma şekli olduğunu iddia ederler. Bu mistik doktrine göre, evrendeki tüm olaylar Sefirot'a göre şekillenmektedir. İnsanın ruhundan evrenin yapısına kadar herşey Sefirot şeması ile uyumludur. Tüm varlıklar Sefirot'a göre konumlanır, yaşam Sefirot'a göre şekillenir. Dolayısıyla çeşitli ritüeller ile Sefirot üzerinde yapılacak oynamaların, olayların gidişatını kişinin istediği yönde değiştirebileceğine inanılır. Bu sapkın inanışa göre, bunu herkes yapamaz, bunun için Kabala başta olmak üzere tüm mistik bilgilere sahip olmak gerekir.

Kısaca, Kabalacıların Sefirot'a önem vermelerinin temelinde bu yolla 'tarihe yön verebileceklerine' inanıyor olmaları vardır.

 

 
Yahudiliğin önemli sembollerinden olan altı köşeli yıldız gerek Kabala'nın gerekse Kabala kaynaklı büyücülüğün en temel sembollerindendir.

"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık" (Kamer Suresi, 49) ayetinde de buyurulduğu gibi, Allah tüm evreni ve insanlığı belirlenmiş bir kader ile yaratmıştır ve hiçbir varlığın, Allah'ın dilemesi dışında, bu kaderin dışına çıkması mümkün değildir.

Yahudi yazar Eli Barnavi, Kabala'yı ve Seifrot'un Kabalacılar için taşıdığı önemi şöyle anlatır:

 

 
Kabala'nın en temel öğretisi olan Sefirot pek çok büyüsel sembolde de kullanılır.

Kabala, Ortaçağ'daki ilk ortaya çıkışını 12. yüzyılda Güney Fransa'daki Provins'de yaptı. Bununla birlikte asıl doruk noktasına 13. yüzyılda Sefer ha-Zohar'ın yazılımıyla birlikte İspanya'da ulaştı... Burada geliştirilen Kabala teorisine göre kutsallık, kendisini, Allah ve yaratılış arasındaki ilişkiyi açıklayan on Sefirot ile açıklıyordu. Bu Sefirotlar, Tanrısal aklı temsil ettiklerine göre, bütün varlıklar da bunlara göre konumlanabilirdi. Bu durumda insan, bazı ritüelleri uygulayarak, bu Sefirotları etkileyebilir ve dolayısıyla dünyanın gelişimine yön verebilirdi. Bu Sefirot teorisi, İspanya'daki Kabalacı öğretinin temel noktası haline geldi.17

 

 
Şeytan Lucifer'in etki alanını gösteren Kabalistik şema

Hatta Zohar kitabında insanın davranışlarının İlahi dünya üzerinde etkileri olacağı gibi bir sapkınlığa da kapsamlı olarak yer verilmektedir. Ancak tüm bunlar, hak din ile çelişen çok batıl inanışlardır. Zaten gerek Kabala'da, gerek Sefirot şemasında gerekse bu ritüellerde kullanılan semboller ve tanımlar da bu inanışın hak din öncesi putperest dönemden geldiğini göstermektedir. Eski Mısır yazıtları üzerindeki semboller dikkatli bir gözle incelendiğinde Kabalistik semboller ile benzerlikleri dikkati çekmektedir.

Unutmamak gerekir ki, egzotik ve mistik inanç ve uygulamalarla dünya üzerinde etki oluşturabileceğine inanmak çok büyük bir sapkınlıktır. Dünya üzerinde gelişen her olay Allah'ın bilgisi ve izni ile gerçekleşir. Allah ayetlerde şu şekilde bildirmiştir:

Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 52-53)

 

   
Ortaçağ Yahudi Kabalacılarını gösteren ünlü bir gravür.
Kabala'da kullanılan Sefirot şemalarından biri.

Dolayısıyla, Kabalistler en gizemli ritüelleri yaptıklarını sandıkları ve tarihe yön verdikleri yanılgısına kapıldıkları anda da aslında Allah'ın kendileri için dilemiş olduğu kaderi yaşamaktadırlar. "Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın" (Neml Suresi, 75) ayetinde de bildirildiği gibi, yeryüzünde olan ve biten herşey Allah katındaki kitapta bellidir. Kimsenin bunun dışında bir yaşam sürebilmesi ya da buna müdahalede bulunabilmesi kesin olarak mümkün değildir. Böyle batıl inançlara kapılanlar, ciddi bir aldanış içindedirler.

Kabala'nın günümüz Yahudiliğine ve Siyonizme olan en büyük (ve negatif) mirası ise, söz konusu "tarihin değiştirilebileceği" yanılgısı olmuştur. Bu nedenledir ki, din dışı bir hareket olan Siyonizm ortaya çıktığında ve Yahudiler için dini bir umut olan "Kudüs'e dönüş" ülküsünü din dışı ve siyasi bir hedef haline getirdiğinde, Kabalacı hahamlar bu projeye destek vermişlerdir. Siyonizme destek veren az sayıdaki dini liderden biri olan Haham Avraham Yitzhak Hacohen Kook, ünlü bir Kalabacı'dır ve Siyonizmi Mesih'in gelişinin insan eliyle hızlandırılması olarak tanımlamıştır. (Buna karşılık pek çok Yahudi ise bunu bir "sekülerleşme" olarak görmüşlerdir ve bunda haklıdırlar. Bu gün de Siyonizme karşı çıkan dindar Yahudiler, söz konusu "sekülerleşmeyi" reddedenlerdir.)

Dinlerini Değiştirip Bozanlar

 

Bu bölümde incelediklerimizin gösterdiği gibi, Yahudi toplumu içinde yer alan bazı kimseler yalnızca Tevrat'ı tahrif etmekle kalmamış, aynı zamanda din ahlakına taban tabana zıt anlayışları Yahudi şeriatının önemli bir parçası haline getirmişlerdir. Yazdıkları kitaplarda, yaptıkları çarpık yorumlamalar ve çıkarımlarla, Hz. Musa'nın gerçek şeriatından tamamen uzak, geleneksel Yahudi ideolojisinin devamı olan bir yapı ortaya çıkarmışlardır. Allah Kuran'da söz konusu Yahudilerin, dinlerini değiştirip bozduklarını pek çok ayette bildirmektedir:

 

 
Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah katındandır" derler. Oysa o, Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler. (Ali İmran Suresi, 78)

Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler... (Araf Suresi, 162)

... Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı. (Bakara Suresi, 75)

Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.(Bakara Suresi, 79)

 

 
. Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı. (Bakara Suresi, 75)

Aslında bu ahlaka sahip olan kimseler, henüz Hz. Musa hayatta iken ve onlara hak dini tebliğ ederken dahi Hz. Musa'ya çeşitli zorluklar çıkarmışlardı. En önemli özellikleri ise, puperestliğe gösterdikleri eğilimdi. Hz. Musa'dan önce de, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub gibi pek çok peygamberin tebliğine şahitlik eden Yahudiler tevhid dinini gayet iyi biliyorlardı, buna rağmen putperest Mısır toplumunun geleneklerinden çok etkilenmişlerdi. Nitekim Allah'tan gereği gibi korkmayan bu kişiler, ellerine geçen ilk fırsatta putperest ritüellere döndüler ve Hz. Musa'nın anlattığı hak dinden yüz çevirdiler:

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi. Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir." (Araf Suresi, 138-139)

Ayetlerde bildirilen kişiler, Yahudi toplumu içinde söz sahibi konuma gelmişler ve pek çok kişiyi de peşlerinden sürüklemişlerdir. Bilinçsizce bu kişilere uyanlar da, kimi zaman Hz. Musa ile birlikte mücadele etmekten kaçınmışlar (Maide Suresi, 24), kimi zaman Allah'ı açıkça görmedikçe iman etmeyeceklerini söylemişler (Bakara Suresi, 55), kimi zaman Hz. Musa'ya karşı saygıya uygun olmayan bir tutum takınmışlar (Ahzap Suresi, 69), kimi zaman kendilerine verilen nimetleri unutarak nankörlük etmişler (Bakara Suresi, 61), kimi zaman Hz. Musa'nın kendilerine emrettiği şeriatı uygulamamak için mazeretler öne sürmüşlerdir (Bakara Suresi, 67-71).

Kabala, evrenin ve hayatın nasıl çalıştığını açığa çıkaran eski bir öğretidir. Kabala ‘almak’ demektir. Bu ogreti sayesinde hayatimizda eksik olani ‘almayi’ ogrenir boylece gercek tatmine ulaşırız.
Bazen olabileceğimiz kadar tatmin olmadığımız gerçeğini görmezden geliyoruz, duygularimizi bastiriyoruz. Ne yazik ki cogu zaman tatmini ararken daha da yoldan cikiyoruz.
Ancak tatmin olmaktan (memnuniyettten) bahsederken, geçici olarak iyi veya mutlu olma duygusunu kastetmiyoruz, çünkü zaten hepimiz zaman zaman mutluluk parıltılarını yaşıyoruz. Ona olan bağınızı uzun süreli, devamlı olarak korumayi kastediyoruz.

 

Hayata yeni bir bakış


Kabala, eski ancak yaşam için baştan sona yeni bir paradigmadır. Hayatımızın tüm alanlarının –sağlık, ilişkiler, iş- aynı sandıktan ve kökten çıktığını öğretir. Evrenin çekirdek seviyede nasıl çalıştığının teknolojisidir. Dunyaya bakisinizi degistirerek sizi aradiginiz memnuyete eristirecek yeni bir yöntemdir. Kabala calismanin gunluk hayatimizda sonuclari gorulebilir/hissedilebilir olmalidir, yoksa calisma anlamini yitirir.
Kabala bir din degildir!
Kabala öğrenmenin güzel yanlarından biri, sizin dini inançlarınızı bırakmanızı gerektirmemesidir. Kabala yanlızca evreni anlayışınızı derinleştirecektir. Size; bir takim olaylarin başınıza neden geldiğini ve Yaradan’ın ışığına nasıl daha iyi bağlanabileceğinizi gösteren bilgiyi ve araçlari verecektir.
Kabala etnik ve milli ayrım yapmadan, farklı dinlere mensup insanlara uyan evrensel prensipler öğretir. Bu ogretiye gore belli bir kalıpta düşünmeye zorlanamazsınız. Tek yaptigimiz sizinle bilgi paylaşımında bulunmak ve bu bilgileri, hayatınızı iyileştirmek için kullanacağınızı ummaktır. Kabala ogrenirken keşfedeceğiniz herşeyin amacı budur.

AMAÇ

NEDİR?

Bizler;
• Sevmek ve sevilmek isteriz
• En iyi ilişkilere sahip olmak isteriz
• Finansal kaynaklarımızın tadını çıkarmak ve güvende hissetmek isteriz
• Mükemmel bir sağlık isteriz
• Çocuklarımızın mutlu ve güvende olmasını isteriz
…ve sorularımız vardır, bir sürü sorumuz. Derinde hepimiz hayatımızın anlamını öğrenmeyi isteriz.
Çocukken belki de ‘Ben neden doğdum?’ ‘Hayatımın amacı nedir?’ diye düşünmüşsünüzdür. Sonra büyürüz ve sorumluluklarla birlikte mesguliyetimiz artar. Kirayı ödemek, hayatımızı kurmak , bir kariyer elde etmek, alışveriş yapmak , cocuklari buyutmek gibi… Bunca mesguliyete ragmen cogu zaman tekdüze ve robotik bir hayat yaşamaya başlarız, ve bizi çocukken büyüleyen o derin soruyu sormayı keseriz.
Ama bunu yapmak zorunda mıyız? Büyüyüp gelisirken ayni zamanda hayat amacımızı merak etmeye ve onu aramaya devam etsek olmaz mı? Gerçek potansiyelimize bağlanma arzumuzu yitirmesek, unutmasak bir yerlerde?
Hepimiz hayatımızın iniş ve çıkışlarına boyun eğiyoruz. Bir gün kendimizi iyi hissediyoruz, ertesi gün biraz depresif durumdayız. Bir gün eşimizle mutluyuz, ertesi gün ayrılıyoruz. Bir gün bankada paramız var, ertesi gün yok oluyor.
Ama hayat bukadar inişli çıkışlı olmak zorunda mı? Yoksa olaylar bir noktadan başlayıp, her gün gelişerek büyümeye devam edebilir mi? Bu gercekten mümkün mü? Hayatımda istediğimi başarabilmenin bir yolu var mı?
Evet, bir yolu var. Sadece bu değil, her zaman kaderinizi değiştirme ve gerçek potansiyelinize ulaşma olasılığınız var. Bunu herkes yapabilir – hiç kimse yolunda çok genç, çok yaşlı, yada çok zorda kalmış durumda değil. Hepimiz anlam bulma ve en çılgın rüyalarımızdan ve hayallerimizden de öte memnuniyet elde etme yeteneğine sahibiz. Bir robot veya kurban gibi yaşamak , amaçsız gibi görünen hayatta karmakarişık ve sikismis hissetmek, iniş çıkışlar yaşamak zorunda değilsiniz . Limitleriniz yok; gözünüzü yükseğe dikebilirsiniz.
Nasıl? Mütevazi fikrimiz bunun bir yolunun Kabala öğretisi olduğudur.

BÜYÜK SIR


Yaklaşık 4000 yıl önce dizi spirituel prensip insanlığa gönderildi. Bu eski vahiyler evrenin nasil yonetildiginin sirlarilini iceriyordu, buna insanligin da tum sirlari dahildi. Bu sir aslinda Einstein’in bahsettigi buyuk birlesmis teorinin takendisiydi.
Bu sir bizim hayatlarimizi gozlemleme seklini degistirecek mukemmel bir mantik sistemi ve olaganustu bir teknolojidir. Bilgelikle dolu, varolan en eski kutsal dökümandır. Bu sıradışı, güçlü araçlar seti Kabala olarak bilinir- hayatın orjinal kılavuzudur.
Son yıllarda, dünyanın her yerinden milyonlarca insan Kabala’yı keşfetti ve hayatlarını değiştirdi. Kabala sizin de hayatinizi degistirebilir.
Kabala aynı zamanda kaostan kurtulmak ve yasaminizi Yaradan’in sizin icin ongordugu sekilde surdurmenizi sağlamak içindir. Kabala öğrenirken, kaos’un aslinda ne olduğunu, sizi hayatın merkezinden uzaklaştıran engelleri, zorluklari ve üzüntüleri daha iyi anlarsınız. Ve bunun asla hayatınızın bir parçası olmak zorunda olmadığını farkedersiniz. Dahası, hayatınızdan kaosu çıkarıp yerine denge, sevgi ve memnuniyet koymak için gerekli araçları kesfedersiniz.

SIRRIN

ORTAYA CIKIŞI

ve

ZOHAR


Kabala’nın dayandığı öğretiler zamanın başlangıcından beri varlığını sürdürmektedir; ancak ilk yazılı kaynak Ibrahim Peygamber’in yazmis oldugu ‘Oluşum Kitabı’dir. 4000 yıl önce yazılmış olan bu eski döküman, evrenin sırlarını anlamamızı sağlamaya çalışır; ancak desifre edilmesi zor olan bir kaynaktir. Bu nedenle bu kaynak, bizim gunluk sorunlarimiza cozumu sunamayacaktir.
Ancak 2000 yıl önce Kabala öğretisinin ana dayanağı olan Zohar, İhtişamın kitabı; Mistik Rabbi Shimon Bar Yochai tarafından İsrail’de yazilmis ve ortaya cikarilmistir. Tevrat’ta (Musa’nın beş kitabı yada Eski Ahit olarak da bilinir) içerir evrenin nasil isledigi yonunde bilgiler vardir, ancak Rabbi Shimon Tevrat hikayelerinin sadece literal anlamda anlasilmasinin yeterli olmadigini savunur. Aslinda Tevrat’ta yazilanlar evrenin spirituel anlamda nasil isledigini anlatan analoji ve kodlardir. Zohar bu kodlari desifre eder, dahasi her Tevrat’ta yer alan her bolumun spirituel anlamda neyi anlattigini aciklar. Kodlarin desifre edilmesinin amaci, bize gercek memnuniyete ulaşmamız için daha derine inmemiz gerektiğini gostermektir.
Yaşamanın gizli anlamını keşfetmek üzeresiniz.
4000 yıl önce yaşamış insanlara verilmiş bu bilginin, günümüz dünyasındaki kadın ve erkeklere uyum sağlamasının mümkün olmadığı zannedilebilir.
Ama gerçek şu ki Kabala ogretisine, tarihteki herhangi bir zaman diliminde olduğundan daha çok ihtiyacımız var. Kabala bir din değildir, dogmatik değildir ve sorgulamadan öylece almanız gereken bir inanç sistemi değildir. Daha da önemlisi, birinin evrenin işleyişi hakkındaki kişisel düşüncesi hiç değildir.Basitçe zamanının nihayet geldiği zamansız bir bilgidir.

KİMLER

KABALA

CALIŞABİLİR?
Yüzyıllardır, Kabala öğretisi sadece 40 yaşın üstündeki bilge Yahudi erkeklere aktarılmış ve geri kalan herkese yasaklanmış durumdaydı. Kabala calismak herkesin yapabilecegi birsey degildi, ustelik calisanlarin delirebilecegi ve yoldan cikabilecegine inaniliyordu. Kabala ve Zohar öğretisini hayatın her alanındaki ve her yaştaki insanlara sunmaya çalışanlar ise dini kuruluşlar tarafından hor görülmüş, işkence edilmiş ve hayatları mahfedilmişti.
Bu gizli bilgi geleneği 1968’de Rav Berg’in (Rav ‘Öğretmen’ demektir) Kabala Merkezi’nin yöneticisi olduğu ana kadar devam etti. Rav Berg, esi Karen Berg’in de israrlariyla birlikte merkezin kapisini din, cinsiyet, irk ayrimi yapmadan herkese acmaya karar verdi.
Ruhun dini yoktur. Bir ruhu Musluman, Hristiyan veya Budist olarak tanimlayamaz, sinirlayamayiz. Ruhun belirli bir inanci veya cinsiyeti yoktur. Buradan yola cikarak Kabala Merkezi bu bilgelige baglanmak isteyen herkese destek vermektedir.
Yasanan tüm zorluklara rağmen, Kabala öğretisi her geçen gün daha yaygın hale gelmektedir, ve Kabala Merkezi İsrail’ deki ayrıcalıklı, küçük bir organizasyondan; dünya genelinde neredeyse dört milyon öğrenciye eğitim vermiş 25 şubeden oluşan bir kuruluş haline gelmiştir.

ASTRO NUMEROLOJİ

VE

KABALA

SİSTEMİ

 

Astro- Numeroloji’nin antik sırları geleneksel olarak İbrani Kabala sisteminde ortaya çıkmakta ve gelecek yorumunda şaşırtıcı veriler sunmaktadır.

Eski çağlarda

Kaldani’ler,

İbrani’ler

Astro -Numeroloji’de antik çağlardan beri kullanılan çeşitli yöntemler bulunur. Sayıların mistik gizemi antik çağ filozoflarının dikkatini çekmiş olmalı. Pythagoras şöyle demiştir : “Sayılar biçimlerin ve fikirlerin yöneticisidir. Tanrıların ve şeytanların da nedeni olmuştur.” Görüldüğü gibi evrenin her olayında sayıların izi ve etkisi vardır. Evren bir kader yönetimidir ve içinde sayı olmadan ifade edilmesi olanaksızdır. Hayatımızda bazı sayıların bize güç verdiğini, bazı sayıların terslikler getirdiğini görmekteyiz. Bu nedenle gezegenlere ait oldukları söylenen sayılar kader bilmecesinde bir rol alırlar ve gezegenin karakteriyle ilgili bir gelecek yorumunu sunarlar.

ve Mısırlılar numerolojinin gizemlerini biliyorlardı. Antik çağ Yunan filozofları sayıların matematik işaretlerinin dışında mistik yansımaları olduğunu yazmışlardı. Yine Pythagoras’a ait bir yazıda şöyle denmektedir :

Dünya sayıların gücü üzerinde kurulmuştur.” Sayıların anlamı bir konuda birim ifade etmeleridir. Bu ifade içinde kalite konusunda bir şey yoktur. Örneğin 2 elma 2 elma daha 4 elma eder dersek 2 ile 4 arasındaki fark yenecek daha fazla elma olduğudur. Burada basit olarak 2 ve 4 arasında başka bir düşünce tarzına göre olumluluk farkı ortaya çıkar.

Antik kahinler, aralarında Hint, İbrani ve Yunanlılar da vardır, sayılar için belirli bir güç tanımı yapmışlardır. Bunlara göre her hangi bir sayının okült anlamları sadece bir şekil veya sembol ile açıklanamaz. Sayının gücü madde ile ruh arasındaki ilişkiler ile tanımlanmalıdır. Örneğin 5 sayısı tek başına bir birim ifade eder. Bunu Merkür ile ilişkilendirince ortaya mantık, ahlak, yolculuk, ticaret ve işe yararlık gibi somut ve soyut kavramlar ortaya çıkar.

5 Sayısı Çin’den Hindistan’a ve oradan Güney Amerika’ya kadar benzer mistik anlamlar ifade etmiştir. Antik çağ bilgeleri bu sayıya büyük bir kutsallık katmışlardır. Çinliler ve Hintliler için önemli sıfatlar yüklenmiştir. Çinlilerin “Wu hing” dedikleri 5 yararlı şeyleri vardır : bir kurumda 5 rütbe olması, 5 çeşit ceza verilmesi, ahlaksal olarak beş kural olması gibi. Beş yararlı şey içinde toprak, ağaç, metal, ateş ve su bulunmaktadır. Bunların gezegensel yöneticileri şöyledir :

Dünyayı ve toprağı Satürn  yönetir.

Ağacı Jüpiter  yönetir.

Metali Venüs  yönetir.

Ateşi Mars  yönetir.

Suyu Merkür  yönetir.

Beş ahlaki kural içinde şunlar yer alır : Evlat sevgisi, sadakat, evlilik sadakati, itaat ve samimiyet. Bunlar ebeveyn ile çocuk, karı ve koca, patronlar ve işçiler, insanlar ve dostlar arasındaki ilişkileri yönetir. Beş çeşit ceza arasında bulunanlar şunlardır : para cezası, değnek (sopa), kırbaç sürgün ve ölüm.

Böylece

5

sayısının bir birim ifade etmesinden farklı olarak

insanlık için daha fazla

anlamı olduğu ortaya çıkar.

1 – 9 arası sayıların toplamı 45 eder ve bu da dokuz tane 5 demektir.

Tek sayılar toplamı 25 dir. Bu da beş kere 5 demektir.

Çift sayıların toplamı 20 dir. Bu da dört kere 5 demektir

Burada tuhaf ve gizemli bir ilişkiler dizisi ortaya çıkmaktadır. Bunları incelemek ve araştırmak gerekir. Ünlü el falı ustası ve numerolog Cheiro sayıların gizemi konusunda İngiltere kralı VII. Edward’ın yaşamını örnek vermektedir. Kral Edward 9 Kasım günü doğmuştur. Bir konuşma sırasında hayatında 9 sayısının çok önemli roller oynadığını belirtmiştir. Astroloji’de kasım ayı “Mars’ın ikinci evidir” ve sayılardan 9 yönetir. Edward 1863 yılında evlenmiştir. 1+8+6+3 = 18 = 9 ortaya çıkar. Kral 27 Haziran günü taç giymiştir. Böylece 2+7 = 9 elde edilir. Edward 69 yaşında ölmüştür. Görüldüğü gibi 9 sayısı yaşam sonunda bile etkili olmuştur.

Çağlar boyunca sayıların gizemini inceleyen ve sonuçlar çıkartan çeşitli numeroloji sistemleri vardır. İbrani Kabala sistemi de bunlardan bir tanesidir. “Kabala” kelimesinin lügat anlamı “Geleneksel bilgi” demektir. Numeroloji özelliklerinden başka kabala sistemi içinde farklı mistik anlamlar içeren uygulamalar vardır. Burada bizi ilgilendiren sayıların güç ve karakterleri olacaktır. Numerolojinin astroloji ile bağlarını da burada göstermek gerekiyor. Böylece ortaya çıkan “astronumeroloji” kavramı anlaşılır olacaktır. Sayılar ile gezegenlerin ilişkileri aşağıda gösterilmiştir.

Güneş sayısı 1 olup pozitifdir.

Ay sayısı 2 olup negatiftir.

Jüpiter sayısı 3 dür.

Güneş sayısı 4 olup negatifdir.

Merkür sayısı 5 dir.

Venüs sayısı 6 dır.

Ay sayısı 7 olup pozitiftir.

 

Satürn sayısı 8 dir.

 

Mars sayısı 9 dur.

 

 

Numeroloji’de 1-9 arası sayılardan oluşan sisteme “Birim sistem” adı verilir. Çift sayıların da yer aldığı numeroloji sistemi Kabala içinde ortaya çıkmaktadır. Bu sistemde sayıların 1-22 arası anlamları ve fonksiyonları vardır.

Pythagorean Numeroloji Sistemi adı verilen başka bir uygulamada sayılar 1-1000 arası gruplandırılmıştır. Böylece 1000 sayısına kadar her rakam için okült tanımlamalar yapılmaktadır.

KABALA

SİSTEMİNİN KULLANILMASI

İbrani Kabala numeroloji sisteminde 1’den 22 ‘ye kadar sayılar ve 22 İbrani alfabesindeki harfler bulunmaktadır. Türk alfabesinde 29 harf olduğundan bu sistemin uygulanması için ortak bir zemin hazırlanması gerekir. Aşağıdaki tabloda İbrani harfler ile bunlara karşılık Türkçe harfler, karşılıkları olan numeroloji sayıları ve Zodyak veya gezegensel yöneticileri gösterilmiştir. Tabloda Türkçede olmayan X, W ve Q harfleri de görülmektedir. Böylece yabancı isimlerin analizini yapmak da mümkündür.

Birim (Unit) numeroloji sisteminde 1-9 arası sayılar bulunur ve ortaya çıkan sayı bunlara indirgenir. Örneğin 48 = 4 + 8 = 12 = 1 + 2 = 3 olur. Kabala sisteminde ise 12 sayısı olarak kabul edilir. Başka ir örnek verelim. 88 Sayısı Birim sistemde 8 + 8 = 16 = 1+6 = 7 olur. Kabala sisteminde ise 16 olarak alınır ve hem Zodyak karşılığı hem de anlamı vardır. Birim sistemde Zodyak karşılığı negatif Ay olurken Kabala sisteminde Mars olacaktır. Birim sistemde gezegenler Satürn’e kadar olduğu halde Kabala sisteminde Uranüs, Neptün ve Plüto da yer almaktadır.

 

İBRANİ

LATİN

SAYI

ZODYAK

Aleph

A

1

Merkür

Beth

B

2

Başak

Gimel

G

3

Terazi

Daleth

D

4

Akrep

He

E

5

Jüpiter

Vau

VUW

6

Venüs

Zain

Z

7

Yay

Cheth

H

8

Oğlak

Teth

Th

9

Kova

Jod

IJY

10

Uranüs

Caph

CK

11

Neptün

Lamed

L

12

Balık

Mem

M

13

Koç

Nun

N

14

Boğa

Sameck

X

15

Satürn

Ayin

O

16

Mars

Pe

FP

17

İkizler

Tzaddi

TsTz

18

Yengeç

Quoph

Q

19

Aslan

Resh

R

20

Ay

Shin

S

21

Güneş

Tau

T

22

Dünya

 

GÜNCEL

BİR

ÖRNEK

Türkiye’de 2 defa seçim kazanan partinin lideri ve Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kabala numeroloji sistemine göre ortaya çıkan sayısını hesaplayalım.

RECEP = 20+5+11+5+17 = 58 = 13

TAYYİP = 22+1+10+10+10+17 = 70 = 7

ERDOĞAN = 5+20+4+16+3+1+14 = 63 = 9

Sonuç olarak ; 13 + 7 + 9 = 29 = 11 bulunur.

Kabala numeroloji sisteminde 11 sayısının Zodyak temsilcisi Neptün olup okült olarak gizemli ve ilginç bir sayıdır. Daha sonraki bölümde sayılar ve karakterler konusunda açıklamalar yer almaktadır. Burada 11 sayısının kişinin hayatındaki önemini göstereceğiz.

R.T. Erdoğan’ın hayatına genel bakışımızda 11 sayısının gerçekten rol oynadığını görüyoruz. Doğum tarihi olan 26 Şubat 1954 sayısını ele alalım : 2+6+2+1+9+5+4 = 29 = 11 bulunur.

R.T. Erdoğan 4 Temmuz 1978 tarihinde evlenmiştir . 4 + 7 = 11 bulunur. İktidara geldiği seçimlerin yapılma zamanı Kasım ayıdır ve 11. aydır. İkinci kez seçim kazandığı tarih 22 Temmuz seçimleridir. 2+2+7= 11 bulunur.

11 Sayısının Zodyak yöneticisi Neptün olduğundan bir konunun içyüzünü kavramak ve başarmak zorunda olduğu meselede alışık olunmayan bir tarzda veya olağanüstü şekilde bir güç kullanarak başarı elde etmek görülür. Bu kişi başka insanların konu hakkındaki düşüncelerine aldırmadan ve uygulamada gücünü tam olarak baskıcı tarz yerine farklı yöntemler kullanarak arzularını gerçekleştirir. Sonuçta diğer insanlar gelecekte umdukları gibi bir sonuç ile karşılaşmasalar da onun isteklerinin gerçekleşmesi önemlidir. Bu konuda doğa üstü güçlere sahip birisi veya mantığın kumandasını ele geçirmiş bir kişilik olarak ortaya çıkabilir. Böyle insanların medyum güçleri veya kehanet sezgileri olabilir. Neptün etkisi bu kişiye başka insanları yoğun şekilde etkileme ve istediği şekle sokma gücü verecektir.

SAYILAR

VE

KARAKTER ETKİLERİ

Sayı 1 –Merkür yönetiminde: Gezegen beyin ve zihin yöneticisi olduğundan 1 sayısı olumlu entelektüel kapasite işaretidir. Fiziksel olaylardan farklı olarak akıl ile algılanan işler ve konular ilgisini çeker. Öğretim, eğitim, bilgilenme ve kültürel girişimler ile meşgul olur. Bilgilenme gözlem ve yolculuklar sonucu kazanılır. Yakın veya uzak her çeşit yolculukların insanıdır. Edebiyat çalışmaları, medya ve gazeteler ilgisini çeker.

Sayı 2 – Başak burcu yönetiminde: Bu sayı kişiye doğal bir yetenek verir ve olayların içyüzünü böyle kavrar. İş ve diğer yaşam alanlarında kendini akılcı yollardan tanımlar. Yönetici burç kişiye olağanüstü inceleme ve eleştirme meyli verir. Bazen bu görüşlerini insanlara sert gelecek yöntemlerle açıklar. Bu nedenle anlaşılması zor olabilir veya yanlış anlaşılabilir.

Sayı 3 – Terazi burcu yönetiminde: Bu sayı kişiye çok güçlü barış ve uyum duygusu verir. Böylece olaylar üzerinde çok duyarlı ve hissi davranır. Doğal olarak nazik, kibar ve uysal biridir. Diğer insanlarla anlaşmak için iyi davranmak ve onları anlamak gerektiğini bilir. İnsanların ihtiyaçlarını sezmek ve karşılamakta yeteneklidir. Her konuda uyumlu bir tutum sergiler ama yine de olayların kolay etkisinde kalarak eleştiri karşısında geri çekilebilir. Duygularla ilgili meseleleri yüreğinde tutan birisidir.

Sayı 4 – Akrep burcu yönetiminde: Bir dereceye kadar ağzı sıkı ve ketum bir kişilik sergiler. Fakat bu tutumunu her gün ilişki içinde olduğu yakınlarına uygulamaz. İnsanların sorunları ve karışık meselelerde çözümcü bir zihne sahiptir. Başkaları için zor gözüken problemleri halletmesi ile tanınan birisidir. Dayanırlığı ve mücadele azmi ile çevresindeki insanlar tarafından hemen fark edilir. Çıkarlarını korumak için olağan üstü bir kişilik kazanır. Ortadaki çıkar savaşında hem kendini hem de ilgili olanları motive edecek ve ileriye yürütecek güce sahiptir.

Sayı 5 - Jüpiter yönetiminde: Çok geniş bir yaşam deneyimi kazanacak ve iyimser bir tarz sergileyecek bir kişilik ortaya çıkacaktır. Başları derde giren veya sorunlar içinde bocalayan insanlara yardım etmek için yaratılmış biridir. Felsefe ve din konuları onu güçlü şekilde çeker ve bu alanlarda uğraşmayı sever. İyiliksever mizacı yüzünden bazı çıkarlarını tehlikeye atabilen bir insandır.

Sayı 6 – Venüs yönetiminde: Aşk ve güzellik gezegeni Venüs etkisiyle ilişkilere meyilli ve sorunlara yaklaşımı da duygusal bir insandır. Aşk ve evlilik konuları onun için çok önemlidir. Mutlu olması romantik veya arkadaşlık olsun daima çevresinde bulunan insanların sevgisine bağlıdır. Bu kişilik sanatkar yeteneklerine sahiptir. Sanat eserlerine, dekorasyona ve boya işlerine eli yatkındır. Üretken bir sanatçı olabilir.

Sayı 7 – Yay burcu yönetiminde: Açık sözlü, içten, samimi ve olduğu gibi davranan bir kişiliktir. Onun mizacı özgürlük konusunda çok hassastır. Serbest olmak ve dilediği gibi davranmak ister. Yaşamın normal olaylarında adetlere ve örflere bağlılık gösterir. Hayat onun için monoton olmaya başlarsa hemen oradan uzaklaşmaya çalışır. Normal olarak aktif, enerjik ve iyimser bir yapıya sahiptir. Spor alanları ve hobiler onu çeker.

Sayı 8 – Oğlak burcu yönetiminde: Oldukça tutucu, hırslı, pratik ve bir şeyler başarmak için aşırı istekli bir kişiliktir. Otoriter mevkiler eline geçirmek ve orada tutunmak için mücadele verebilir. Başka insanların omuzlarına almaktan çekinecekleri sorumlulukları yüklenmekten kaçınmaz. Mutsuz olmayı ve depresyonu en iyi tanıyan bir kişidir. Bazen insanlardan uzaklaşıp sosyal ilişkilerini askıya alabilir. Amacına ulaşmak için kendi çıkarlarını asla düşünmez.

Sayı 9 – Kova burcu yönetiminde: Düşünceli, dikkatli, özenli ve prensipli kişilik göstergesidir. Düşüncelerin ve fikirlerin çoğu birlikte olduğu insanların yararınadır. Başka insanlarla çatışmak ve onların işlerine burnunu sokmaktan hoşlanmaz. Bu insanın prensipleri içinde bir şeyi zorla başkasına kabul ettirme huyu yoktur. Hayata genel olarak bakışı şen, keyifli, samimi ve iyimserdir.

Sayı 10 – Uranüs yönetiminde: Birden değişiveren, bazen dengesizlikler gösteren bazen de başka insanları çok şaşırtan bir kişilik ortaya çıkar. Kuşkusuz son derece esinli,parlak düşünceli ve buluşçu davranışlara da sahiptir. Çok çabuk karar verebilir, harekete geçebilir ve zaman kaybetmekten nefret eder. Ani ruhsal iniş ve çıkışlar görülür. Mutlu ve neşeliyken üzüntülü ve küskün duruma hemen geçebilir. Bir işi, durumu veya pozisyonu kaybetme durumunda ruhsal durumu çarpıcı bir görünüm verebilir.

Sayı 11 – Neptün yönetiminde: Sezgi gücünü ve enerjilerini önündeki konuya derinlemesine nüfus ettiren ve ruhsal olarak karşısındaki insanı ele geçiren bir kişiliktir. Başardığı işlerde farklı bir üslup ve yol izler ve çoğunlukla bu insanlara ters veya farklı gelebilir. Ruhsal yetenekleri bazen aşırı uçlara kayabilen ama bununla kendini kabul ettirmeyi başaran bir insandır.

Sayı 12 – Balık burcu yönetiminde: İdealist, barışsever ve sakinlik peşinde bir kişiliktir. Bununla birlikte oldukça duyarlı, aşırı heyecanlı olabilen ve çok çeşitli yeteneklere sahip birisidir. Bazen aşırı derecede sevimli ve iyimser olurken başka bir zaman da tersi olabilir. Enerjisini zor durumda olan ve yardım isteyen insanlar için harcar. Bu insan çok olumlu bir saygınlık ve ün kazanabilir ve büyük işler başarabilir.

Sayı 13 – Koç burcu yönetiminde: İnatçı ve bencil, özgürlüğüne aşırı düşkün, girişken, hareketli ve olayların kumandası altında olmasına düşkün bir kişiliktir Mizaç olarak cesurdur ve tehlike nereden çıkarsa çıksın yüzleşmekten korkmaz. Yine de kendi rahatını bozacak bir durumun ortaya çıkmasına izin vermemek için çaba harcar. Bu insan her zaman olumlu olmayan şartlar ve kısıtlayıcı olgular karşısında mücadele edecektir.

Sayı 14 - Boğa burcu yönetiminde: Pratik, teknik kafalı ve sabırlı davranarak sorunları çözmekte başarılı bir kişiliktir. Zamanın ilersindeki konularda planlar yapabilen ve yaşamın önemli işlerini çözmekte yaşından daha olgun davranan bir karakter gösterir. Kendisi ile aynı fikirde veya karşıt fikirde insanlarla ortak bir nokta bulmayı beceren insandır.

Sayı 15 – Satürn yönetiminde: Ciddi, prensipli, düşünceli ve bir noktada iç gözlemsel davranan kişiliktir. Sahip olduğu ruhsal yeteneklerle mevkisini korumak ve sorumluklar almaktan çekinmez ve bunları başarır. Hayat onun için kolay değildir ama engelleri aşmasını becerecektir. Karşılaştığı sorunlar genel olarak engeller, kısıtlanmalar, otoritelerle anlaşmazlıklar ve aşırı sorumluluklar olarak belirecektir. Kısa süreli çözümler yerine uzun zaman içinde sonuçlanacak ama sağlam kararlar alacaktır.

 

ATATÜRK

İÇİN

ASTRO NUMEROLOJİ

ANALİZİ

Atatürk Türk milleti için büyük bir lider ve dünya için eşi az görülen bir deha sayılmaktadır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk her şeyden önce bir insandı ve henüz Libya’da bir subay iken kaderin karşısına çıkarttığı bir falcı avucuna bakarak şöyle konuşmuş : “Sen bir gün Padişah olacaksın !” Türkiye Cumhuriyetini kurmak ve ilk Cumhurbaşkanı olmak ona nasip olmuştu. Atatürk’ün diğer liderler ile farkını anlamak için Numeroloji karakterini bulacağız.

MUSTAFA = 13+6+21+22+1+17+1 = 81 = 9

KEMAL = 11+5+13+1+12 = 42 = 6

ATATÜRK = 1+22+1+22+6++20+11 = 83 = 11

Sonuç = 9 + 6 + 11 = 26 = 8 bulunur.

Atatürk için bulunan “8” sayısı gerçek kimliğini yansıtmaktadır. Burada kimliğini görüyoruz ama 8 sayısı aynı zamanda kehanet yeteneğini de ifade etmektedir. Somut biçimde geleceği gösteren ondan daha başarılı bir lider çıkmamıştır.

 

Gizli Ateş:

Kundalini,

Kabala

ve

Simya

Arasındaki İlişki

 

Aşağıdaki çalışmalar insanoğlu tarafından bilinen evrende mevcut en güçlü enerjiyi açığa çıkarmaya yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Ezoterik deneyimi az veya hiç olmayan birisi için tasarlanmamıştır. Bu çalışmalara girmeden önce bir veya iki yıl sürekli olarak her gün Orta Sütun ve/veya Pentagram Ritüel çalışmalarının yapılmaları önerilir. Ek olarak, Heksagram Ritüelleri ile eşit bir zaman süresi ve Hayat Ağacının 32. ve 24. yolu üzerinde birkaç çalışmanın [1]ve haftada bir kez gibi, peryodik "Planlarda Yükselme" çalışmaları [2]ayrıca önerilir. Gerek bunlardan, gerekse de başka ezoterik çalışmalardan doğacak herhangi istenmeyen yan etkiye karşı önereceklerimiz:sağduyu, "yavaş bir şekilde acele etmek" ve dengeli bir yaşam tarzıdır[3].Verilen alıştırmalar ile ilgili olarak çalışma ve deneyimlerinizi kaydedecek bir günlük tutmanız oldukça önemlidir.

Her ne kadar önceden hazırlanma başarının en iyi garantisi olsa da, Gizli Ateşi yaşamak için gerekli süre belli değildir. Her bir alıştırmaya ayrılacak süre başlangıçta 15 veya 20 dakikadan fazla olmamalıdır, ilk altı aydan sonra bu süre 30 veya 45 dakikaya çıkarılabilir. Ayrıca, bu alıştırmaları yapacak kişilerin ara vermeden kullanılması gereken gezegen gününe uygun günlük spagirik tentürleri [bakınız sitemizde Spagiriksyazısı] içmeleri önemle önerilmektedir. Suptil psişik kanalların bu ek yavaş ve sistemli temizliği ezoterik çalışmaların bazı yan etkilerini hafifletmekte yararlı olacaktır. Ayrıca her gece "Rüya Yogası" uygulaması da önerilir, böylece öğrenci uyurken günün kalitelerine rabıta kurar, iç planı irtibatları kurmaya yarar ve Çalışmanın özel sorunlarına ışık tutabilir.[4]

Bu fazla iş gibi gözükse de, aslında değildir. Tentürlerin yapılması oldukça kolaydır, tek gerekli olan onların sürekli kullanımı. Bu bir vitamini yutmaktan fazla zaman sürmez. Rüya Yogası zaten uyumaya başlarken yapılır. Bunun için ek bir zaman gerekli değildir. Tek gerekli olan süreklilik, adanma ve azim. Bunlar üstatlık sağlayan kalitelerdir. Çalışmalarınızda şansınız açık olsun. Ezoterizmin kardeşlik bağları adına.

Ora et labora,

Mark Stavish

Wilkes-Barre, Pennsylvania

Nisan 1997

 

 

Giriş

Batı ezoterik geleneğinde, ezoterik uygulamalar ve bu uygulayanların fizik ve suptil bedenler üzerindeki etkisi konusunda bir bilgi boşluğu vardır. Doğuda, ister açıkça belirtilsin veya belirtilmesin, bütün çalışmalar tüm yaratılışta ve özellikle "canlılarda" varolan, yarı uyku halinde enerjiyi uyandırmaya tasarlanmıştır. Bu enerji bağlı olduğu geleneğe göre "Kundalini", "Yılan Ateşi" veya "Ejderha" olarak bilinir. sistemler arasındaki farklara rağmen, bu potansiyel enerji üzerinde çalışmaların etkisi ve fiziksel, duygusal ve psişik bedenlerden bu enerjinin "akışını" denetlemek için çok özen gösterilmiştir. Modern Batı Ezoterizm böyle ayrıntılı bir analizden yoksundur.

Modern Kabalistlerin seremonyal majiye en yaygın girişleri Küçük Defetme Pentagram Ritüeli ve Orta Sütun Çalışmasıyladır. Bu yazının iki amacı vardır: bu ve benzeri çalışmaların Gizli Ateşi nasıl uyandırabileceğini göstermek, ve bu ateşin uyarılmasını yaşayıp denetimini sağlayacak basit ve direkt çalışmalara ihtiyaçları olan Hermetik yoluna koyulmuş ezoterik öğrencilere ateşin denetimi için alıştırmalar önermektir.

 

 

Teorik Alt Yapı

Ezoterik öğrencilerin çoğu Orta Sütun çalışmasına aşinadır. Bu çalışma yazımızın çoğuna esas temel oluşturacaktır. Ayrıca Yaratılış Kitabı, Sefer Yetzirah ve birkaç simya eserine atıfta bulunacaktır.

Kabala'nın temel fikir insanın mevcut fiziksel enkarnasyonuna ve psişik evrimine giderek yoğunlaşan tabaklardan geçerek indiğidir. Ritüeller, alıştırmalar ve meditasyonlarla yaratılışta ve uygulayanın bedeninde potansiyel olarak mevcut olan enerji "uyanabilir", arınabilir ve yönlendirilebilir. Böylece bu enerji ruhsal tekamül, psişik genişleme ve fiziksel sağlık ve iyileştirme için kullanılabilir.

 

 

Yaratılış - “İlk başta..."

Batı Kabalistik ve simyasal görüşünde yaratılışın, aşağıda belirtilen süreçle ortaya çıktığı düşünülmektedir:

Tanrının Aklı, Mutlak veya İbrani Ain Sof Aur (Sonsuz Işık) bir dizi genişleme ve odaklaşma ile Yaratılışın sınırını çizer. İlk alem en suptil öz ortam ve hiçlik haline en yakın alem Arketipler Alemi Atzilut'tur. Bu alem, ateşin canlı, belirsiz ve kontrol dışı özelliğinden dolayı Ateş Alemi olarak bilinir. Bundan sonraki alem beşeri zihnin kavrayabileceği kadar Briah, Oluşum Alemidir. Hava Alemi olarak simgelenir. Bundan sonraki alem, Yetzirah Alemi veya Su Alemidir. Bu alem maddi varlığın peçesi Assiah Aleminin arkasındaki son derece psişik ve duygu yüklü alemdir. Assiah Alemi maddi yaşamın somut ve yoğun durumundan dolayı ayrıca yeryüzü veya dünya olarak da bilinir.

O halde, yaratılış suptilden yoğuna veya ateşten toprağa doğru giderek yoğunlaşan enerji-madde seviyeleri içermektedir. Giderek artan yoğunlukların içinde ayrıca enerji-madde ile karışan Sefirot veya varoluş küreleri diye bilinen on seri düzlem veya şuur hali doğdu. Onlar birlik, yansıma, kutuplaşma, yansıma, kutuplaşma, birlik, yansıma, kutuplaşma, birlik ve nihai olarak tezahürat (oluşum) motifinde oluştu. Bu birlik-kutuplaşma ve tekrar ahenkleşme Kabalistik ve Simyasal uygulamaların bazıdır ve doğayı incelemenin bir sonucudur.

Her alem bir öncekinin ve bir sonrakinin daha yoğun ve daha suptil yansımasıdır. Her Sefira da kısmen bir öncekinin ve bir sonrakinin yansımasıdır. Ancak her yansıma kısmi olduğu için veya kısmen saptırılmış olduğu için her Küre kendine özgün özellikleri taşır. Sadece "Ortadaki Dört Sefirot" bir seviyede Yaratılışın bütün enerjilerini ahenkleştirme veya yansıtma özelliğine sahiptir.

Yaratılışın bu "zikzağı"na "Yıldırım Çarpışı" denilir. Enerjinin yoğun maddeden çeşitli evrelerden, Sefirot ve Yaratılış Alemlerinden Hayat Ağacı denilen şemadan tekrar kaynağına dönüşüne de çizdiği ters zikzak yoldan dolayı "Yılanın Yolu" denilir.

Simyager için, üçüncü ve dördüncü seviye veya yaratılış küresi arasında bir yerde, enerji, maddenin gelecekteki bir koşulda veya onuncu seviyede, yaratılışına meydan verecek özellikleri üstlenmektedir. Bu enerjinin adı Prima Materia, Kaos ve kitabi Mukaddes'te Spiritus Mundi olarak söz edilir, ayrıca başka adları da vardır. Burada ikilem tam oluşur ve daha önceden var olan kutuplaşmanın potansiyeli veya fikri yerine gerçek anlamda kutuplaşma varolmaktadır. Enerji aktif ve pasif tarzlara bölünür. Aktif enerji can veya yaşam enerjilerini oluşturur ve pasif enerji de maddeyi oluşturur. "Homer'in Altın Zincirinde", aktif enerji Niter ve pasif enerji Tuz olarak geçer.

Can enerjileri iki şekilde tezahür eder, Ateş ve Hava. Her ikisi de esasen aktiftir. Ateş biraz daha aktiftir, Hava ise, kısmen Su elementi içerdiği için biraz daha pasiftir. Potansiyel madde enerjisini Su ve Toprak olarak tezahür eder. Bu elementlerin aynı adı taşıyan maddi oluşumlarla herhangi bir ilgileri yoktur ve bundan dolayı baş harfleri büyük gösterilmiştir ve üzerinde yürüdüğümüz toprak, içtiğimiz su, solduğumuz hava ve yemek pişirdiğimiz ateşten ayırt etmek için "Elemental" denilmektedir. Onlar aslında her biri kendine özgün özellikler ve ayrıca önceden söz ettiğimiz on şuur seviyelerini taşıyan enerji durumlarıdır. Elementlerin ayrıca birbirleriyle belirli karşılıklı etkileşimleri olup simyanın Üç Prensibini oluştururlar. Bundan dolayı aslında enerji-maddenin dünyamızda tezahür edebileceği kırk yön vardır.

Simyanın Üç Prensibi Kükürt, Cıva ve Tuzdur. Aynı "Elementler" gibi bu prensipler kimyadaki elementler veya bileşimler gibi somut ifadeler değil "Felsefi" olarak düşünülmelidir. Simyasal kükürt veya şeylerin Ruhu enerjinin canlandırıcı prensiplerinde (Ateş) ve zihinsel prensiplerinde (Hava) hakimdir; Simyasal Tuz veya şeylerin fiziksel bedeni bilinçaltı güçlerde, psişik ve içgüdüsel zihinde (Su) ve somut maddede (Toprak) hakimdir; Simyasal Cıva veya genel olarak yaşam gücü zihinde (Hava) ve içgüdüsel ve psişik enerjide (Su) hakimdir, bu bağlamda Kükürt'ün yüksek güçleri ve maddesel beden arasında bir köprü görevini görür.

Mineral alemde hakim enerji Toprak, az Su ve çok az Hava veya Ateştir. Bitkisel alemde hakim enerji Su ve Hava olup az Ateş ve az Toprak vardır. Hayvan aleminde hakim element Ateştir, sonra Hava ama az Topraktır. Bu özellikleri idrak etmek gerekir, çünkü çabalayan uygulamalı Hermetist için aşağıdaki bilgileri anlamakta açıklık getirir. Örneğin, yukarıdaki tanımları kullanarak diyebiliriz ki bitkisel alemin bol miktarda içgüdüsel enerjisi (Su) ve zihni (Hava) var, ama az direkt enerji (Ateş), çünkü bu pasif olarak güneşten alınmaktadır. Ayrıca az fiziksel maddesi var (Toprak).

Doğuda esas Elementleri ve Felsefi Prensipleri az çok aynı Batıdaki gibi tanımlanmaktadır. Esas ayırtısız yaratıcı enerji gerek Hint felsefesinde, modern okültizmde ve Yeni Çağ çevrelerde akaşa veya Ruh olarak bilinir. Ancak, akaşa'nın iki yönü vardır, biri Niter diyeceğimiz aktif yönü, diğeri Tuz diyeceğimiz pasif yön. Niter enerjileri aynı zamanda Kundalini gücü, veya ruhsal güçler olarak bilinir. Simyada buna Gizli Ateş denilir. Tuz, aynı zamanda Can Enerjisi veya prana olarak bilinir.

Can enerjisinin işlevi fiziksel yaşam biçimleri ve varlığı sürdürmektir. Tamamıyla içgüdüsel ve bilinçaltıdır, yoğun bir şekilde kozmik devinimler, astrolojik titreşimler ve diğer doğal olaylar tarafından etkilenir. Gizli Ateşin işlevi insanlıkta "benlik" hissini geliştirmek, bu onun tek barındığı ortamı yaratır. En düşük çalışma seviyede bu egodur, en yükseğinde ise Tanrısallıktır, her ikisi aynı sikkenin değişik yüzüdür. Biri "benin" fiziksel dünya ve diğer insanlara karşı ilişkileriyle ilgili yüzüdür, diğeri ise "benin" bütün Yaratılışa ilişkisiyle ve yaratıcı paydaşı ile ilgili yüzüdür.

İnsanlığın büyük çoğunluğunda bu Gizli Ateş veya benlik şuurunu özgür bir şekilde açığa çıkaran enerji, omuriliğin dibinde bir yılan gibi kıvrılmış uykuda beklemektedir. Bu enerjinin sadece küçük bir kısmı sızarak Sefirot veya çakra seviyesine ulaşmaktadır. Böylece insanda bir şuur odaklanması yaratır. Eğer kafatasın tepesine veya ötesine çıkarsa ruhsal bir uyanış veya aydınlanma yaşanabilir ve enerji inip tekrar çıkabilir, böylece psişik merkezler açılıp psişik güçler ve benzeri şeyler ortaya çıkabilir.

Gizli Ateş fiziksel bedende geçici bir Can Enerjisi zayıflaması sonucunda yükselir. Bundan dolayı birçok ruhsal uyanışlar büyük fiziksel stresler, hastalıklar veya ölüme yakın deneyimler yaşandığında ortaya çıkar. Gizli Ateş çeşitli psişik-fiziksel akımların içinden yükselip parlak bir ışık küresiyle çevrilir.

Bedenin fiziksel Can Enerjisinin baskı altında tutulmasından sonuçlanan Gizli Ateş, çeşitli şekillerde oluşan etkiler ortaya çıkarır:

- Bazı kişiler parlak ışığı bir melek, Yüksek benlik veya "Kutsal Koruyucu Melek" olarak görür, başkaları bir ruhsal öğretmen olarak görür.

- Astral seyahat gerçekleşebilir ve bu durumda yakın ortam algılanabilir.

- Kontrol dışı fiziksel hareketler yaşanabilir, bunlar tipik "kundalini belirtileridir": sallanma, hızlı nefes, gövdede ritmik hareketler, baş dönme, Firavun gibi dimdik oturma gibi.

Bir süre sonra, enerji inecek ve omuriliğin dibine geri dönecektir.

Kişi bu uyanmanın şuuru üzerinde sadece fizik ötesiyle ilgili olmayan etkilerine uyum sağlaması biraz zaman sürecektir. Nispeten daha da az olsa da fizik bedeni de değişecek, işlevleri iyileşecektir, böylece gerçek anlamda birkaç seviyede "yeniden doğma" yaşanacaktır. Yine de, daha kalıcı şuur değişiklikleri yapılacaksa bu güç aktarımıyla işbirlik yapmak bireyin aklına veya "benliğine" kalmıştır.

Anlaşıldığı gibi, kundalini kavramı veya Gizli Ateş iki kutuplaşma kavramıyla ilintilidir: birincisi ayrıntısız yaratıcı enerjidir; ikincisi de bu enerjinin maddi yaratılışın her zerresinde kilitlenmiş olması ve insanlıkta omuriliğin dibinde odaklanmasıdır.

Bu enerji fiziksel zayıflık yerine psişik deneyimlerden dolayı yükseldiğinde, bu Can Enerjisinin bedenin belirli yerlerinde toplanmasına neden olabilir ve fiziksel ve psişik rahatsızlıklara neden olabilir. Enerji kafada yoğunlaşmışsa ruhsal bir uyanış yanılsamasını ve ayrıca gelip giden omuriliğinden aşağı ve yukarıya inip çıkan "sıcak ve soğuk" hisleri verebilir. Ancak Gizli Ateşin Can Enerjisini dağıtma etkileri değil de, direkt etkileri aşağıdaki etkileri yaratabilir.

  • Hastalık ima eden yoğun ağrılar.

  • Karıncalanma ve ani enerji "sıçrama" hissi

  • Merkezden merkeze başın tepesine dek yükselen berrak sakinlik ve huzur hissi

  • Ünlü "zikzak" veya "Yükselen Yılan" yolunda yükselme

  • Enerji bir iki merkezi atlayabilir

  • Enerji başın tepesine aniden bir ışık parlamasında çıkabilir

  • Pozitif ve negatif özellikleri abartılır ve cinsel güç çoğalır

Enerji başın üstüne çıkarsa, o zaman bedendeki Can Enerjisi üzerinde direkt çalışmak ve onu psişik deneyim ve ruhsal uyanma için kullanma olasılığı doğar.

Kısacası, fiziksel bedenin enerjisi üzerinde yoğunlaşmadan daha önce psişik merkezler Gizli Ateş tarafından uyandırılmalı ve arındırılmalıdır.

Böylece psişik alıştırmalarımız ve ezoterik meditasyonlarımız, zihin, beden ve şuurumuzu içimizde derin bir şekilde gömülü Gizli Ateşin açığa çıkmasına hazırlamaktır. Kan, sinir sistemi ve salgı bezlerinin adım adım temizlenmesiyle Can Enerjisinin Gizli Ateş üzerindeki "zincirleri" azalır ve yok olur, böylece boşalmaya bekleyen bir basınç gibi sürekli mevcut güç ve enerji aniden bırakılan gergin bir yay gibi harekete geçer. Böylece, aslında Yılan hiç uyumamaktadır, onun varlığına ve potansiyel yararına karşı uyuyan biziz.

 

 

Gizli Ateş ve Sefirot

"Ve adamı kovdu; ve hayat ağacının yolunu korumak için, Aden bahçesinin doğusuna Kerubiler, ve her tarafa dönen kılıcın alevini koydu." Tekvin 3:24, Kitabi Mukaddes

"Hayat Ağacı"nın kullanımı modern ezoterizm için bir yandan bir armağan, diğer yandan da bir lanet olmuştur.Anlaşıldığı zaman "Hayat Ağacı" hem mikrokozmik (küçük evren, insan), hem de makrokozmik (büyük evren) seviyelerde Yaratılışın çalışan bir modelini sunmaktadır. Ancak, birçok kişi kişisel seviyede başaramamaktadır. Hayat Ağacı konusunda genelde çok yetersiz bulunan bilgiyi inisiyelerin fizyolojik olaylarla ilgili kişisel sorunlarına uyarlama yeteneği konusunda modern ezoterik çevreler son derece yetersizdirler. Bunun birkaç sebebi vardır: Birincisi, birçok modern ezoterist öğrendiklerini kişisel seviyede doğru olup olmadığını yaşamadan sadece tekrarlamakla yetinirler; İkincisi, Kabalanın dili çok seviyelidir ve aynı kelimenin birkaç anlamı vardır, böylece kelimeleri kullanan birçok kişi onların tam anlamını bilmemekte veya hangi seviyede yorumlanacağını bilmemektedir; Üçüncüsü, Hayat Ağacı şeması aşırı titiz ve bölmelidir. Birçok Kabalist içsel realitenin Hayat Ağacının iki boyutlu resmi izin verebileceğinden çok daha esnek olduğuna uyum sağlayamamaktadır.

Bu sorunlar "Tek Ağaç" ama "Dört Alem" fikri tarafından daha da karmaşık bir hale getirilmektedir, çünkü ruhsal aydınlanma ve kundalini'yi uyarmanın yarattığı krizin kabalistik uygulamalara ilişkisi konusunda manalı, pratik bilgi bulmak neredeyse imkansız bir duruma getirmektedir. Daha berrak ve açık Taoist ve Tantrik sistemlerle karşılaştırıldığında, bu kadar çok Amerikalı ve Avrupalının neden bu sistemleri, kültür ve tarih bakımdan kendilerine daha yakın olanların yerine tercih ettikleri ortadadır.

Bilgi aktarımında mevcut bu sorunları çözmeye yardımcı olmak üzere, sadece edindiğim veya konuları tartıştığım diğer kişilerin deneyimleri burada içerilecektir. Teori teori olarak geçecek ve deneyim deneyim olarak geçecektir. İletişimi açık ve direkt tutmak için basit Kabalistik kelimelerin anlamı açıklanacak ve tekrar tanımlanacaktır. Kişisel deneyime ilgisi olmayan kafa karıştırıcı ve ilgisiz tanrı formları, mitolojiye ve kozmolojiye atıflara yer verilmeyecektir.

 

 

Uyuyan Yılanı Uyarmak

"Ve Musa'nın çölde yılanı yukarı kaldırdığı gibi, böylece İnsanoğlunu da yukarı kaldırmak gerekir, ta ki, iman eden her adamın onda ebedi hayatı olsun." Yuhanna 3:14-15, Kitabi Mukaddes

Küçük Defetme Pentagram Ritüeli çoğu zaman majisiyen olmaya heveslenenlerin başladıkları ilk ritüeldir. İşlevi tek kişilik solo ritüellerin temel mekanizmasını öğretmek ve yıkıcı enerjilerin uygulayıcının çevresinden uzaklaştırılacağı veya bertaraf edileceği temel teknikleri vermektedir. Ritüelde kullanılan semboller daha karmaşık ritüellere esastır. Ancak Küçük Ritüeli daha etkili diye göz ardı etmek bir hata olur. Ne kadar basit veya karmaşık olursa olsun, uygulayıcının yeteneği kadar etkilidir. Küçük Defetme Pentagramı Ritüelinin düzenli kullanımı düzensiz veya özensiz uygulanan daha sofistike ritüellerden daha etkin olabilir.

Toplam olarak Batı Majide yaklaşık altı temel ritüel vardır ki Altın Şafak Hermetik Cemiyetinin etkisini yansırlar: 1) Küçük Defetme Pentagram Ritüeli 2) Büyük Pentagram Ritüeli 3) Küçük Heksagram Ritüeli 4) Büyük Heksagram Ritüeli 5) Gül + Haç Ritüeli. Yıldırım Kılıcı düzensiz gözükmekte, ama o da eş çalışma Yükselen Yılan alıştırmasıyla birlikte ele alınacaktır.

Bunların arasında Orta Sütun Çalışması isteğe bağlıdır. Ancak Orta Sütun Çalışması beden enerjileri veya Can Enerjisini arındırıp Gizli Ateşe kanal açmak için en çok işi yarayandır.

 

 

Orta Sütun Çalışması

"Galip olanı Allahımın makdisinde sütun edeceğim, ve artık dışarı çıkmayacak; ve onun üzerine Allahımın ismini, ve Allahımın şehrinin, Allahın gökten inen yeni Yeruşalimin ismini ve benim yeni ismimi yazacağım." Vahiy 3:12, Kitabi Mukaddes

Orta Sütun Çalışmasının birkaç çeşidi vardır, ama temelde hepsi aynıdır. Israel Regardie tarafından "Gerçek Şifa Sanatı" kitabında önerilen Elementler ister kullanılsın veya kullanılmasın, veya ister (daha yaygın kullanılan) Regardie'nin "Orta Sütun" kitabında daha sonra önerdiği Sefirot/gezegen tekabülleri kullanılsın veya kullanılmasın önemli değildir. Aurum Solis cemiyetinin kullandığı yöntemler de bir alternatif alıştırma olarak ele alınacaktır.

Orta Sütun Çalışmasının teorik bazına göre imgeleme, nefes ve konsantrasyon ile, genelde Yetzirah olarak tanımlanan yaratışın psişik enerjisi yönlendirilebilir ve Gizli Ateşi frenleyen Can Enerjisini arındırabilir. Psişik merkezlerimiz duygusal, ahlaki ve maddi tortulardan temizlendikçe, onların aracılığı ile çalışan kozmik enerjiyi daha iyi yansıtabilir. Enerji dolaşımı sağlayan Orta Sütun auramızın dış yüzeyini düzlemekte, her yönde enerji akımı artırmakta, böylece küçük ve büyük enerji kanalları daha çok Can Enerjisiyle arınabilir ve güçlenebilir.

Orta Sütun tarafından tanımlanan kanallar daireseldir. Genelde yansıma özelliğine sahip büyük, temiz ve parlaktırlar. Regardie diyor ki psişik merkezlerin renkleri bilinmiyorsa onları büyük parlak elmaslar olarak düşünmek gerekir. Sonunda uygulamacının bütün aurası ısı ve ışık yayan parlak genişlemiş bir elmas olarak hayal edilmelidir.

Orta Sütunun güzelliği birçok ezoterik uygulama gibi katmanlı bir çalışma olması ve sonsuz miktarda esneklik ve gelişme potansiyeli taşımasıdır. Uygulamacı imaj yönlendirme becerisini geliştirdiği yeni olasılıklar artmaktadır.

Orta Sütunun ana hareketlerinden biri de "Işık Pınarı"dır. Burada uygulayıcı ayak tabanlarından yukarı doğru parlak bir enerjinin hareket ettiğini be başının tepesinden dışa fışkırıp aurayı kapsayıp güçlendirdiği, kaba titreşimleri berrak ve parlak bir hale getirdiğini ve sonunda da ışığın tekrar ayaklara geldiğini hayal eder. Bu devresel imajlar birkaç kez tekrarlanır. Bu alıştırmanın kilit kısmı, Gizli Ateşin açığa çıkmasını hazırlayan bedenden geçen orta kanaldır. Bu Doğu yöntemlerde: Çin Çi Kung, Hint Tantra ve Tibetli Vajrayana yogadaki uygulamalara benzerdir.

Bu kadarını söyledikten sonra Gizli Ateşin açığa çıkarılmasında Doğu ve Batı yöntemler arasında bazı farklar vardır. Psişik merkezler üzerinde direkt çalışma ve omuriliğinden yukarı tırmanma, Orta Sütun Çalışmasına kıyasla daha travmalıdır. Bundan dolayı, birkaçı hariç, Gizli Ateşin direkt uyarılmasına yönelik yoga teknikleri bir gurunun denetimini gerektirir. Uygulayıcının hareketlerinde gerekli kısıtlamalar yakın denetim ister ayrıca Amerikan ve Avrupalı kültürde günlük yaşam için pratik olmayan sistemlerdir.

Aşağıda inceleyeceğimiz bazı benzerlikler mevcutken, önemli farkları şöyledir:

1) Hint yoga esas olarak en hızlı şekilde fiziksel alemden kurtulmaya yöneliktir. Batı yöntemleri maddi dünyayı terk etmeden, madde ve psişik varlığının mükemmelleşmesini amaçlar.

2) Çin yogası veya Çi Kung, maddi dünyanın mükemmelleştirilmesine, hatta bedeni bir "Işık Bedeni" olarak ruhsallaştırmaya yönelik olması açısından Batı yöntemlere daha yakındır. Ancak eterik (esiri) seviyesinde (nadi'ler veya akupunktur noktaları) başlaması açısından Hint yogasına daha yakındır. Bu "alttan yukarı, içten dışa" yaklaşım Orta Sütun'un "yukarıdan aşağı, dıştan içe" yönteminden farklıdır. Eterik beden erken safhada etkilendiği için etkiler daha dramatik ve hazırlıksız olanlara potansiyel olarak daha travmalıdır. Orta Sütun Çalışmasında eterik beden çoğu zaman en son etkilenen şeydir. Bunun sebebi gerek kullanılan sembolizm, gerekse de konsantrasyon, imgeleme ve meditasyon yeteneklerinin geliştirme gereği esas itibarıyla uygulayıcının zihinsel görüşünü uzun bir süre etkilemektedir. Sadece uzun bir süre, yaklaşık olarak bir yıl günlük bazında uygulandıktan sonra Orta Sütun Çalışmasının etkileri astral bedene yerleşmeye başlıyor ve bir süre sonra uygulayıcının eterik ve fiziksel bedenlerine de süzülür. Bir kaynağa göre en ileri yoga uygulayıcısının Kundalini'yi özel çalışmalarla açığa çıkarması için en az üç yıl gerekir. Söz ettiğimiz bu "açığa çıkarma" basit anlamda değil, doğal ifadesinin önündeki engellerin çıkarılmasıdır. Bu önemli bir noktadır, çünkü genelde denilir ki kundalini'yi yaşamak için çoğu kez yirmi yıllık ezoterik uygulamalar, veya Hatha yoga bile gerekir. Nicholos Flamel Felsefe Taşını aynı sürede yarattı. Yakın tarihte simyager Jean Dubuis bir workshop'ta son derece tehlikeli Flamel Metodunun üç yılda tamamlanabileceğini söyledi. Belki de simyager için, Felsefe Taşının içsel yaratılışı kundalini deneyimden farklı bir şey değildir ve Felsefe taşının dışsal yaratılışı Kozmik yaratıcı enerjiyi iradeyle yönlendirebilmektir.

3) Tibet sistemleri Çin ve Hint sistemlerinin arasında bir yerde işlerler. Çünkü hem ruhsal kurtuluşla ilgilidirler, hem de bedensel özlerinden inşa edilmiş bir eterik bedenin yaratılışıyla ilgilenmektedirler. Elmas Beden veya Gök Kuşağı Bedeni saf ışıktır ve üstadın iradesi doğrultusunda oluşabilir. aynı Çin ve Hint sistemeleri gibi, Tibetliler uygulayıcıların akıl ve duyguları arındırmak için ritüeller ve ayrıca antropomorfik ve geometrik görsel imajlar kullanırlar. Orta Sütun Çalışması yapıldığında Pentagram ve Heksagram ritüelleri bu işi görmektedir.

Böylece Doğu ve Batı uygulamaların arasında esas farkı işlev ve başlangıç noktası olarak özetleyebiliriz. Doğu, insanoğlunun fiziksel enkarnasyona bağlayan cehalet bağlarını bir bir çözerek kurtuluşu sağlamaya çalışır. Batı maddi realitede ruhsal realiteyi yansıtmaya çalışarak maddi dünyayı mükemmelleştirmeye çalışır. Bu başarıldıktan sonra üstat iradeye bağlı olarak dezenkarne olabilir. Batı yaklaşım dünyada daha aktif olmayı ve onu dönüştürmek ister, diğer yandan Doğu yaklaşım dünyayı geçici bir yanılsama olarak görür, bundan dolayı daha pasiftir. Bu tür felsefeler, bütün inanç ve kültürler gibi en erken kaynaklarının fiziksel çevrelerini yansımaktadır. Tropik ve tropik altı bölgelerde zaman anlayışı, gıda stoku yapılmayan bir kışın topluma ölüm getireceği kuzey küreye nazaran daha az önemlidir. Arktik bölgelerin soğuk ve acımasız realiteleri değişik bir teori ve teknik yaratırlar ve tarımsal alanlara nazaran farklı ideal (tanrılar) getirirler. Birisinin avcı göçmen olması veya tarım ağrılıklı bir toplumda yaşaması yaşadığı fiziksel ortama bağlıdır, bu da değerler, ihtiyaçlar ve ayrıca ruhsal felsefe ve tekniği etkiler.

Başka bir ülkenin veya kültürün ezoterik uygulamalarını seçerken bunların üzerinde önemle durmakta fayda vardır: O sistem nasıl gelişti ve hangi şartlarda? Bu şartlar günümüzde ve potansiyel uygulayıcının yaşamında halen geçerli midir? Mevcut şartlar itibarıyla uygulamalar ilerici mi, yoksa zamanı geçmiş mi? diğer bir deyişle ileriyle doğru yönelik mi, yoksa efsanevi bir "altın çağı"n idealleştirilmiş şekilleri midir?

 

 

Tuz, Satürn, Cinsel Vecit ve Ruhsal Saadet

"Kalbin etrafında dolanmış yılan Adımdır!" Keldani kehanetler

Tuz bilgelik ve öğrenim sembollüdür ve kuyruğunu ısıran, sınırlılık sembolü Büyük Yılan Ouroboros ile ilgilidir. Bu bağlamda dünyayla yakın bir ilişkisi olduğu gibi aynı zamanda bütün maddi yaratılışla ve hiçlik veya Sonsuzluğun sınırında olan şeylerle de ilgilidir. Bir 15. asır elyazmasında yılan iki renkten oluşmuştur, kırmızı ve yeşil. Kırmızı dışta ve yeşil içtedir. Yeşil, Doğanın ve Venüs'ün sembolü Çalışmanın başlangıcıdır. Kırmızı, Felsefe Taşın ve Marsın rengi Çalışmanın sonudur.

“Sapiens dominabitur astris” (Bilgeli olanlar yıldızlara hakim olacaktır). İçimizdeki astrolojik dengesizlikleri düzelttikçe (psişik merkezler veya çakralar), dışımızdaki astrolojik şartların bize karşı daha az negatif etkileri olur. "Yıldız" güçleri üzerinde hakimiyet kurarız ve "istediğimiz zaman mabedimizde güneşin parlamasını sağlayabiliriz".

17. yüzyılda Jakob Boehme'nin öğrencisi Gichtel kozmik spiral veya "Doğa Tekerliği" insan bedenine koydu. J.G Gichtel'in 1898 yılında yayınlanan Theosophica Practica'da Satürn taç, jüpiter alın, Mars boyun, etrafında yılan dolanmış Güneş de kalp, karaciğer venüs, Merkür dalak ve Ay cinsel organlardır. Dikkatimizi çeken yılanlı kalptir. Buraya ayrıca Ateş Elementini yerleştirir.

Mısırlı inisiyelerine ayrıca skarab (bok böceği) denilirdi çünkü kendi yenilemelerinin yumurtalarını iterek yuvarlıyorlardı.

Dennings ve Philip'in Majikal Felsefe'nin 3. cildinde alın bölgesi Orta Sütun Çalışmasında (Bu eserde ona verilen ad "Kalelerin Uyarılması" (1. Formül) ve her merkezde imgelenen renkler değişmektedir. En sonunda da Kadüs'ün yükselen çift yılanı da verilmiştir. Alın Satürn'e addedilmiştir ve Yesod merkezini dengelediği ve Aurum Solis ve Altın Şafak Cemiyetlerinin verdiği diğer merkezlere güç kattığı da yazılmaktadır.

Simyasal olarak Tuz, Elemental Toprak ve Elemental Suyun (Assiah ve Yetzirah) birleşiminden meydana gelir, Gizli Ateş Tuz'da (maddi beden) "saklıdır" ve açığa çıkmak isteyen bilinçaltı, içgüdüsel güçleri simgeler. Bazen kontrolsüz ve zayıf bir şekilde açığa çıktığında "Cehennem Ateşi" de denilir, arındırıcı etkileriyle öğrencinin bedeni be psişik yapısında önemli yıkım gerçekleştirebilir. Bu bazen ölümden sonra içsel yenilenme yaşamış insanlar tarafından yanlışlıkla "Araf veya Cehennem" sanılan 31. Yol veya Ateş yolunda açıkça görülür. Bu Yol ayrıca ruhsal rehberlik ve evrim sembolleri Şin harfi ve Merkür'ün yönetimi altındadır. Notarikon ile ilgilenenler için Şin'in sayısal değeri 300 aynı zamanda İbrani deyim "Canlı Tanrı'nın Ruhu" ile aynıdır.

"Gerçi tövbe için su ile ben sizi vaftiz ediyorum; fakat benden sonra gelen, benden daha kudretlidir; onun çarıklarını taşımağa ben layık değilim; o sizi Ruhülkudüs ile ve ateş ile vaftiz edecektir." Matta 3:11

Şin harfi sık sık meditasyonda bir İlahi Işık, Yaşam, Aşk veya varlık sembolü olarak kullanılır. Başın üzerinde tam taca değdiği imgelenir sonradan başın içinde imgelenir (çünkü Yaratılış Kitabı Sefer Yetzirah'ta akıl ve sinir sistemiyle ilgilidir), sonra da kalbe inip oradan uzanarak meditatörü bir alev denizinde sarar. Üç alev şeklinde Yod harfi veya diller içerdiği için, bazen kutsal ruhun inişindeki alevli diller ve çeşitli üçlem kavramlarına bağdaştırılır.

Bu konuda birkaç dini yorum yapmak mümkündür: Örneğin Vaftizci Yuhanna'nın tövbe ve Yetzirah'ın Su dünyasına giriş inisiyasyonu verirken, İsa'nın Ruhun Ateşine veya tam üstatlık mertebesine inisiyasyon verdiği görüşü savunulmuştur. Diğer bir yoruma göre, Vaftizci Yuhanna Su Yolu olan 29. Yoluna dek inisiyasyon veriyordu ve diğer yandan İsa havarilerine daha zor ve engebeli Ateş Yolu veya 31. Yolun inisiyasyonunu veriyordu. Bunlardan hiçbiri kesin bir yanıt değildir, sadece kutsal metinleri inisiyatik uygulamalar çerçevesinde anlamanın Kabalistik bir çabasıdır. Ama Kutsal Ruh veya Ruhülkudüs kavramı daha bilgilendiricidir. Bu terim Yahudiler tarafından Babil esareti sırasından uyarlandı ve Yahudi mistik inançlara Farisî (İranlı) ve Keldani etkileri göstermektedir.

Kutsal Ruh (Ruach Elohim) terimin kökeni Zend Avesta'dandır ve aslı Spenta Mainyu, veya “Kutsal (Yaratıcı) Ruh”tur. Esas kaynakta yaratıcı güç açıkça belirtilmemişse de ima edilir, ancak Yahudi ve Hıristiyan geleneklerden modern dillere çevrildiğinde bu anlamın kaybolduğu görülür. Spenta Mainyu arındırıcı ve yenileyici bir enerji ve zekadır ve kozmik topluluk olarak emrinde altı veya yedi zeka vardır.

Spenta Mainyu, Ahura Mazda'nın (Ulvi Zeka, Tanrı) kendini gerçekleştirme kalitesi veya faaliyetidir; Evrenin yaratılış ve evrimine yol açan kendiliğinden üreten enerjidir. Spenta Mainyu dinamiktir ve yaratılış devamlı bir süreçtir. Zerdüşt için kutsallık aynı zamanda bolluk, bereket ve sağlık anlamına gelir. Spenta Mainyu evrende bereket ve gelişme prensibini temsil eder." (F. Mehr, sayfa29)

Bu güç ve varlıklar, anlamı "kutsal güç kelimesi" olan Mathrem, veyaMathra'yı içerir. Bu da Hintistan'da mantra ve Orta Doğu ve Mısır'da "Güç Kelimesi" uygulamalarının temelidir. Aynı YHVH'in bütün İbrani Kutsal İsimlerin kaynağı olduğu gibi, Mathrem, veyaMathra'yı bütün diğer mantraların kaynaklandığı mutlak bir mantra olduğu inanılır. Bundan söz ettik çünkü İran ve Babil'de sonradan yarı bağımsız olarak gelişecek olan Doğu ve Batı ezoterik uygulamaları bir bütün şeklinde görmek mümkündür. Bir bakıma bugün bildiğimiz şekilde yoga, kabala, simya ve majinin esas ortak menşei olduğu söylenebilir. O zamanki sanat ve mimari Yahudi ve Mısır geleneklerdekini yakın kanatlı varlıklar, gezegensel şemalar ve Hayat Ağacının ve dolanmış iki yılan motifinin erken varyasyonlarını gösterir.

 

 

Kozmik Ateş Üçgeni

"Başarılı üstat, Büyük Çalışmanın malzeme bilgisiyle donanmış olmalı; ayrıca inanç, sessizlik, kalp saflığı ve dua şevkiyle dolu olmalıdır. Tepesinde Felsefi Civanın hiyeroglifi bulunan kapıdan geçtikten sonra Büyük Çalışma'nın esas operasyonlarını - kalsinleme, çözündürme, arındırma, Hermes'in kapalı şişesine koyma, şişeyi Athanor'a (fırın) aktarma, pıhtılaşmak, çürüme, kapatma, çoğaltma ve projeksiyon; ve Felsefe taşı Petra Philosophalis'e ulaştığında bile onun görkemli bir ejderhanın rehinde olduğunu görür."

Amphitheatrum sapientiae aeternae, Heinrich Khunrath

Simya yazmalarında Satürn, Cıvaya ilintilidir ve onunla aynı belirsiz cinsiyet veya adrojenliğe sahip olup ‘Mercurius senex’ adını alır.

Tifaret'te geometrik sembol su ve ateşin içi içe üçgenleri veya Davud Yıldızıdır. Hayat Ağacının gezegensel Sefirot(lar)'a (Satürn'i boyundaki Daat'a kaydırıp) bağlanmak için bu yıldızı genişlettiğimizde (ucu aşağı bakan) Su Üçgeni Mars, Jüpiter ve Ay kürelerini birleştirir. Ateş Üçgeni Satürn, Venüs ve Merkürü birleştirir.

Orobouros kendisini kısıtlayan (Satürn) kozmik enerji olduğu gibi, Venüs de bir prizmanın güneşin ışığını böldüğü gibi kendisini yaşamda (bitkisel özelliği) çoğaltan yaratıcı güçtür. Merkür birçok açıdan aynen Satürn gibi androjendir (çift cinsiyetli) ve yaratılışın ateşini kontrol edip Felsefe Taşının yaratılışında yönlendirir. Merkür Kadüs veya iki yılanın dolandığı kanatlı asayı tutar. Kanatlar yüceltmeyi ve yılanlar yaratılışın temel güçlerini simgeler. genelde yedi olarak gösterilen birbirlerini kesiştiği noktalarda renk tayfın renklerini ve beyazı (Venüs) gösteren psişik merkezler vardır. Şemanın ortasında irtibat kurmaya umabileceğimiz yaratılışı birleştiren, canlandıran ve ahenkleştiren kozmik yaratıcı güç güneş vardır. O merkezidir ve bütün diğer gezegenler, psişik merkezler veya Kozmik enerji türlerini denetler ve kontrol eder.

Güneşin ateşiyle irtibat kurmakla, diğer psişik merkezlerinin ateşlerini (Venüs aracılıyla) açabiliriz ve Satürn'ün kısıtlayıcı ve aydınlatıcı enerjisini Aklı veya Merkür güçleriyle daha kolay yönetebiliriz.

Özellikle Venüs ve Merkür olmak üzere, gezegenlerin bu çok yönlü özelliklerini anlamak için Tiparete dek Yol Çalışmaları yapmak önemlidir. Aşağıda vereceğimiz teknikleri uygulamak için bunlar şart değilse de, teorik tarafı anlamak için yararlıdır.

Ancak, yine de Kürelerin birbirlerine ilişkilerini anlamak için aşağıdaki fikri temel alarak bir dizi meditasyona başlayabiliriz:

Venüs bitkisel ve bilinçaltı tarzında yenileyici, duyusal ve aktif yaşam gücüdür. Isı, ışık ve duyguya tepki verir. İniş yolunda Venüs Güneş'in ışınlarını renk tayfının birçok farklı yönüne bölmektedir, bu şekilde elle alsak çoğulluk ve birlik arasındaki ilişkiyi, psişik merkezleri ve gezegenleri ve özgün doğalarını daha iyi anlayabiliriz. Yükseliş yolunda Venüs gerek gezegensel, gerekse de kişisel (psişik merkezleri) halen çok renkli olsa da farklı enerjileri tekrar birleştirir ve onları tek bir güce ahenkleştirip Güneşe saf ışık olarak geri dönmesini sağlar.

"Bu Felsefe Taşı büyüyen yeşil şeylerde gelişir. Şeylerin yeşerip büyüdüğü Yeşil'in tekrar eski doğasına indirgendiğinde, gizli bilimimizin yolunda çürütülmelidir." Splendor solis, Trismosin

Felsefe Taşı doğanın yeşermesiyle (Netzah) yapılır ve kaynağına (Tifaret) çürüme yoluyla dönmektedir (Tarot'ta Ölüm Kartı ve bağlı olduğu Netzah-Tiparet yolu, Nun).

Merkür Venüs'ün ayrışma hareketinin yaydığı değişik enerjilere şekil ve anlam verir ve onları Kadüs'ün (Hermes'in çift yılanlı asası, ayrıca tıp sembolünde kullanılır) simgelediği temel güçler olarak yeniden birleştirir. Merkür Ruhun Psychopomp'u veya Rehberidir ve Venüs'ün temsil ettiği güçleri yönlendirir. Hem venüs ve Merkür Kabalistik Ağacının iki Sütunun dibinde bulundukları için fiziksel, astral ve mental alemlere erişip değerlendirirler ve bir dereceye kadar üçünü de etkileyebiliriler. İniş yolunda Merkür beden, akıl veya ruh için form ve yapılar yaratır. Yükseliş yolunda Merkür derslerini unutturmadan formun sınırlarından kurtulmamızı sağlar.

Yılan ilkel güç veya enerjidir. Ateş ve su yaratılışın iki prensibidir ve hava ve toprak onları takip eder. Yılan derisini bırakıp değiştirdiği için yeni hayat ve yenilemenin sembolü olarak görülür. Aynı zamanda tehlikeli ve öldürücüdür ve su kaynaklarında ve çöllerde "koruyucu" bekçi rolünde de görülür. Üzerinde kontrol ve hakimiyet sağlandığında güçlü ve öldürücü, ama aynı zamanda yaratılışa temel ve belki de yaratılışın geldiği yenileyici bir güce hakim olunmuş sayılır.

Gizli Ateş direkt olarak insanlıkta cinsellikle ilintilidir (temel yaratıcı güçler). Burada "vecit", "esrime" ve erotik dürtü arasındaki ilişki açıkça görülür ve yaşanabilir. Bir sürü "seks yoga" ve seks maji uygulamalarının türemesi bunu bir yerde doğruluyor. Ancak insanlıkta cinsel arzu, onun temel dürtüsü ve evrimsel gücü olarak hareket eder. Ayrıca, mistik deneyimin biyolojik kökenleri olduğu da önerilmiştir. En temel zevk olan cinselliği göz ardı etmekle bir seviyede vecitsel birleşimi de reddetmiş oluyoruz. Bu "küçük ölüm" veya petite morte, kendimizi bırakıp ilahi hiçlik halini yaşayacağımız "büyük ölüm"ün bir öncüsüdür.

Mistik deneyimlere karşı doğuştan gelen dürtümüze bağlı cinsel güç, ayrıca beşeri tekamül ve yönlendirildiğimiz önceden belirlenmiş bir nokta veya hal ile ilgilidir.

Bu önemli bir noktadır, çünkü neredeyse bütün Batı toplumlarda psikolojik rahatsızlıklar cinsel baskı ve obsesyon etrafında odaklanmıştır.

Fiziksel bedende Can Enerjisinin uygun arındırılması yapılmadan Gizli Ateşin özgür bir şekilde veya öncekinden daha fazla güçle akışı sağlanırsa, psişik beceriler, dahilik ve diğer ben ötesi haller veya sadece farklı şuur halleri yerine, aşırı fiziksel rahatsızlık gibi gözüken ama olası olarak şizofreni veya psikoz şeklinde psikolojik hastalıklarla sonuçlanabilir.

Orgon Terapi'nin ortaya çıkaran Wilhelm Reich'a göre, bütün zihinsel-duygusal rahatsızlıklarımız fiziksel bedenlerimizde çapalanmıştır, ve bu çapalar pranayama'ya biraz benzer nefes alıştırmaları ile açığa çıkarılabilir. Beden simyanın Tuzu olduğuna göre ve "Su Elementi" aracılıyla erişebilir bilinçaltı unsurlardan kısmen meydana geldiği için, bütün duygusal ve fiziksel deneyimlerimiz fiziksel bedende silinmeyecek bir şekilde depolanır, iliştirilir veya kayıt edilir. Eğer bu bloklar veya duygusal ve fiziksel travma enerji odaklanmaları (Can Enerjisi ile yapılı) Gizli Ateş daha yoğun bir şekilde akmadan önce açığa çıkarılıp bertaraf edilmezse, o zaman "Kundalini fenomenin" o sözde negatif yan etkileri ortaya çıkar.

Uyuşturucu ve alkol suistimalleri ve cinsel aşırılıklar durumu daha da kötüleştirirler, çünkü fiziksel bedeni ve astrala bağlantısını zayıf düşürerek Gizli Ateşi açığa çıkarırlar ve eterik altyapıya hasar vererek sonunda enerji blokları azaltacağına, akıl ve beden tamir etmeye çalışırken enerji bloklarını yaratırlar.

Uyuşturucu suistimal tarafından hasar gören bir sinir sistemi Gizli Ateşin berrak, temiz ve güçlü ifadesi için dengesiz bir araç yapmaktadır. Sinir sistemimizle (Yesod-ay altında) hem fiziksel dünya, hem de iç dünyamızla irtibat kurarız. Bedeni (Malkut) Akıl-entelekt (Hod) ve içgüdüsel, yaratıcı ve duyusal dürtüler (Netzah) ile ilişkilendirir. Eğer hasar görürse benliğimizin bu psiko-fiziksel-ruhsal taraflarına tam, yaratıcı ve verimli ilişki kurması tehlikeye düşer. Eğer hasar görürse bu enkarnasyonda Kutsal Koruyucu Meleğimize (Yüksek Benlik) en direkt ve en önemli bağımız ve Gizli Ateşi (Tifaret aracılıyla) açığa çıkarma olasılığımız tehdit altındadır.

"Bu harikalar yaratan aynı zamanda bir taş olmayan, her insanda var olan ve yerinde her zaman bulabilen bu Felsefe Taşının Büyük Sırrını (Grand Arcanum) açıkladığımda dinleyin... Ona bir taşa benzediği için değil, sadece sabit özelliğinden dolayı taş denilir, ateşin etkisine karşı koymada herhangi bir taş kadar başarılıdır... Eğer özelliği ruhsaldır desek, doğru olur. Eğer onu somut olarak ifade etsek, bu da doğru olur, çünkü ince, nüfuz eden, yüceltilmiş ruhsal altındır. Yaratılmış şeylerin en asilidir... o bir ruh veya mükemmellik timsalidir.

A Short Guide to the Celestial Ruby, (Semavi Yakut'a Kısa bir Kılavuz) Philethes.

 

 

Ejderhayı Azat Etme

Gizli Ateşin tam ve ahenkli işlevi psişik anatomimizi bloklardan arındırmak için gerekli süre belli değildir. Denilir ki bunun için en ileri yogiler bile en az üç yıl özel çalışmaları gerekir. Bu tür talim çok özel ve denetimli şartlar altında olduğu için, tahmin edilebilir ki modern bir Batılı için bu sürenin daha da uzun olması ve daha çok iç analiz ve danışım gerekir, çünkü genelde Batı okültist, ister Kabalist veya simyager olsun, veya her ikisi, zamanının çoğunu yalnız veya en fazlası arada bir küçük gruplarda çalışır.

Bazı yoga ve Kabala ekolleri ve bazı Sufi çalışmaları kalbi bireysel evrenin merkezi olarak ve psişik merkezlerinin en önemlisi olarak görürler. Kalbi açarak güçlü bir sezgisellik oluşumuyla birlikte İçsel Üstadımızla veya diğer bir deyişle Kutsal Koruyucu meleğimiz (haberci) ile irtibat kurarız. Bu başın ötesine yılanın yükselişinden sonra, Yılan Dili'nin en son konaklama yeridir. Boehme ve Hermetik tasvirlerin gösterdiği gibi "Yılanla Sarılı Kalp" mistiklerin erişmeye çalıştıkları idealdir.

Bir yoginin söylediği gibi önce "Büyük Kral"a yanaşırız ve sonra onun (Hermetistlere hiç de yabancı olmayan) yılan - dili (aynı zamanda konuşulan dil, lehçe) hareketlerini yönlendirmesine izin veririz.

 

 

Adam Kadmon: Gizli Ateş ve YHVH

"Çünkü Allahımız yitip bitiren bir Ateştir" İbranilere 12:29

Modern ezoterik uygulamalarda simya, kabala ve astroloji neredeyse kusursuz bir sentez yaratmak için homojen bir hale getirilmişken, bu önceki dönemler için geçerli değildi. Geleneksel olarak simya ve astroloji Yahudi Kabalasında neredeyse hiç rolü yoktu[5], ve bir yandan birçok Yahudi'nin simyager oldukları ortaya atılırken [6], çok sayıda İbranice yazılmış simya eserleri pek bulunmamaktadır. Ünlü Aşh M’saref veya "Kuyumcunun Ateşi" bile genelde gematria/ebced üzeride odaklanmış, az miktarda kimya çalışmaları içeren bir derlemedir.

Erken Kabalistler yaratılışın birkaç evrede geliştiğini ve içinden "Bidayeti Adam" veya Adam Kadmon'un antropomorf şekli belirlendiğini ve bu ilk adamın İlahi İsmin dört harfinin üst üste konulmasıyla yaratıldığını düşündüler. Yod kafa, Heh omuz ve kollar, Vau omuriliği ve cinsel organlar ve son Heh, kalça ve bacaklardı. Her bir harfle ilgili bir sürü özellik atfedildi ve bu başlı başına bir kabalistik meditasyon ekolünü oluşturuyordu. Başka harfler ekleyerek, farklı şekilde bir araya getirerek ve sayısal değerleri eş olan harfler ile yer değiştirerek ek İlahi İsimler, başmelekler, melekler ve diğer ruhsal varlıklar çıkarıldı.

Adam Kadmon'un sözlü geleneği Mısır tanrısı Osiris'e benzerdir, çünkü Osiris parçalanıp yeniden inşa edildi, diğer yandan Adem "Düştü", parçalandı ve orijinal Ademi tekrar bir araya getirmek Kabalistin işiydi. Her birimizin onun orijinal ruhunun bir parçası olduğu söylenir ve amacımız Kabalistik yöntemlerle Yaratılışta yerimizi bulmaktır.

 

 

Saint-Germain ve Yüce Kutsal Üçlü Bilgelik

"The Most Holy Trinsophia" (Yüce Kutsal Üçlü Bilgelik)[7] gibi inisiyatik psiko-simya kitaplarında Gizli Ateş fikri volkanik güçle ilgili ve Venüs'ün etkisi altında gizli ateş fikrini açıklar. Bunun gibi eserler simyasal-kabalistik metinlere güçlü bir benzerlik arz eder ve ya bu ezoterik okulların mistik sembolizmi kullanırlar, ya da bu tür semboller metindeki anlamları çözmek için kullanılır.

Bu eserde, Saint-Germain Kozmik Şuurluluğun on iki derecesinden geçen inisiyasonunun ayrıntılarını anlatmaktadır. Volkanik patlamalar, lava ve alev denizleri şeklinde dünyasal ateşin tasvir edilmesi maddi ve madde ötesi yaratılışın altında yatan ve onu sürekli birleştiren ve yenileyen canlı enerji ağını simgelemektedir.

La Tres Sainte Trinsophie on iki bölümden oluşmuştur ve her biri resmedilmiştir. Bunun en bariz benzetmesi zodyak'ın on iki bölümü ve simyanın on iki evresidir. Ayrıca yedi esas ve beş tali psişik merkez de düşünülebilir.

Hikaye Saint-Germain'in Vesuvius yanardağının lava yataklarında bulunmasıyla başlıyor, daha sonra üzerinde bir kupa olan bir sunağa gelir. Kupanın etrafında kanatlı bir yılanın on iki kez dolanmıştır. Sonra Saint-Germain muazzam bir ateş diyarına girer, ortasında yakut gözlü yeşilimtırak altın bir yılan vardır ve aydınlanmış iradenin sembolü bir kılıçla ona hakim olması gerekir. Bu davranışla öfke, nefret ve kibir şuurundan boşalır ve duyuları kontrol altına girer.

Gösterilen bir resimde de Saint-Germain bir üçgen sunağın önündedir, üzerinde karmaşık bir şamdan vardır. Temeli iki dolanmış yılandan oluşmuştur, ucunda bir lotus çiçeği ve ortasında mum vardır. Resim iki yazılı panel vardır. Birincisinde şöyle yazar: "Yük güçlü olana verilir" ve ikincisi: "Yüksek yerde ateş yak ki adak yükselip Arzu Edilene Ulaşsın." Son resim göklerin ışıkla parladığını ve bir kare ve daireyle çevrilmiş bir üçgen göstermekte. İnisiye - bu durumda Saint-Germain hayat ve Doğa Tanrıçası Aşikar Edilmiş İsis tarafından kılavuzluk edilmektedir.

Bu resimler gösteriyor ki Aydınlık çağının sonunda bile, klasik simya ve kabalistik semboller halen ezoteristler tarafından geniş çapta kullanılmaktaydı. Ancak, yönü klasik veya laboratuar simyadan felsefi veya ruhsal simyaya değişmişti. Nasıl kabala simyagerler ve Hıristiyan mistiklerin elinde radikal bir değişim yaşamışsa, simya da değişmişti. Bazı el yazmaların pratik laboratuar çalışmalar için şüpheli değerleri varken, yine de iyi ki onların içsel ruhsal inisiyasyon için halen değerleri vardır.

 

 

Uygulamalar

Orta Sütun

Orta Sütun hemen hemen bütün maji öğrencileri tarafından bilinen bir çalışmadır. Bu alıştırmanın ayrıntıları Israel Regardie tarafından "Orta Sütun" kitabında açıkça verildiği için, burada üzerinde durmayacağız. Onun yerine, Gizli Ateşle ilgili aşağıdaki noktalar üzerine değinilecektir:

  1. Malkut'un kurulması

  2. Işığın dolaştırılması

  3. Işık Pınarı

  4. Malkut Keter olarak

  5. Tifaret'in Malkut ve Keter'e ilişkileri

Değinilecek ikincil hususlar da:

  1. Pentagram Ritüeli

  2. Heksagram Ritüeli

 

Malkut'un Kurulması

Malkut veya Krallık aynı anda birkaç kavramı temsil eden karmaşık bir küredir. Hayat Ağacı bedenimiz üzerine uyarlandığında Malkut ayaklarımızdır (oturduğumuz zaman dizlerimiz ve yere bağdaş kurduğumuz zaman da omuriliğimizin dibidir); aynı zamanda somut madde, yeryüzü ve tüm maddi yaratılış. Kemiklerimiz ve iliklerimizdir, bunlar Gizli Ateşin özel bir yönünü içerirler. Dünya ve Malkut konusunda söz ettiğimiz zaman önemli bir temel anlayışı içermesi önemlidir, böylece meditasyon da topraklanmış ve güvenli oluruz. Dünya ve bedenlerimize ne denli güçlü bağımız varsa, o kadar fazla enerji üretebiliriz ve yönlendirebiliriz. Bu sağlam ve derin bir temelin üzerine bir gökdelen inşa etmeye benzer. Altı yapı ne denli sağlamsa üst yapı o denli güçlü olur.

Gizli Ateş dünyada saklı olduğu için, Pentagram ritüelinin ayrıntılarıyla bir süre, hatta birkaç yıl çalışmakta fayda vardır. Temizleme, ahenkleştirme ve orada temsil edilen enerjiyi kendine ve civara dağıtma. Kuzey üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir yön, zira Topraktır ve Gizli Ateşe gizli kapımızdır. Maddenin doğası içinde gömülü form ve yaşam veren sürekli nabız atan canlı ve diri bir enerji yatar, maddeyi enerjiye, enerjiyi maddeye çevirir. Bu gömülü özellik sabit burç olarak kuzey tarafa verilen boğa burcunun astrolojik sembolü tarafından temsil edilir. Burada güneşi simgeleyen bir dairenin üstünde ayı temsil eden bir hilal görürüz. Toprak özellikli bu karmaşık ay-güneş sembolü maddenin yoğunlaşmış ışık veya gizli ateş olduğu teorisini akla getiriyor.

Dünyanın ağırlığını ve içinde barındırdığı ısıyla (lav ve magma eriyiği, volkanik merkez) ayak, diz ve omuriliğin dibiyle tefekkürle ilişkilendirerek, yaratılışın ilk iç ağını hissedebiliriz. Bu imajlar Malkut ve Keter birdir kavramıyla desteklenir. Ain Sof Aur'daki Keter'den sınırsız enerjinin yaratılıştan girip çıktığını düşünmek ve aynı şeyi maddi yaratılış için Malkut'ta imgelenebilir. Çoğu kez Sefirot küreleri statik varlıklar veya haller olarak düşünülür, oysa bu doğru değildir. Onlar canlı, dinamik ve sürekli birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindeler. Bu karşılıklı iletişim Orta Sütun ve merkezi kürelerde görülür.

 

Keter-Tifaret-Malkut Üçlüsü

Batıda ve bazı Doğu uygulamalarda, bütün çalışmalar başın üzerindeki Keter veya Taçtan enerji indirmekle başlar. Bunun sebebi, Keter'in hiçliğin veya "negatif varoluşun" sınırında olmasına ve mutlaktan enerji alıp vermesine dayanır. Bu enerji sonra kullanabilir şekle girmesi için Hesed civarında olduğu söylenen insan şuuru tarafından işlenir.

Kişisel bir açıdan, Keter veya kişisel Tacımız, bedenimize girip çıkan enerji akımını düzenlemektedir. Biz sonradan bu enerjiyi beyin ve sinir sistemi aracılıyla şuurumuz tarafından kullanılır bir duruma gelinceye dek yönlendiriyoruz. Nasıl Kozmik açıdan Kether, Varoluş ve Negatif Varoluş arasında bir köprüyse, kişisel Kether'imiz enerji ve madde arasında bir köprüdür. Kişisel varlığımızda bu epifiz salgı bezidir.

Malkut bu Kozmik güçlerin en son yoğunlaşmasıdır ve Kozmik açıdan maddi yaratılışın tamamıdır. Kişisel seviyemizde, fiziksel bedenlerimizdir ve ayrıca içinde bulunduğumuz ve dolaştığımız çevredir. Malkut hem bir Alem (Assiah Alemi), hem de bir Küre olduğu için, kendi "Kether yönü" vardır veya en yoğundan en inceye dek maddeyi yaratma yeteneği vardır. Maddenin bu daha suptil şekillerinin kendi "Negatif Varlık" sınırları veya saf maddeden psişik alana geçeni vardır. Bedenlerimizde bu prostat, cinsel salgı bezleri, perineyum (cinsel organlar ve anüs arasındaki yer) ve omuriliğin tabanı olur.

Bu iki kutup yönlerin kavuşma yerleri Kalp Merkezi veya Tifaret'tir. Burada bütün yaratılış ahenkleşir ve zeki bir merkez etrafında bir dinamik gerilim ve dirilik durumuna getirilir. Bu zeka, diğer yaratılış yönlerini [merkezleri] idare edip birbirleriyle ahenkli bir şekilde ortak iyilik için çalışmalarını sağlar. Bu bütün organlarımıza kan pompalayan kalbimizdir; bütün diğer salgı bezlere emir dağıtan epifiz ve "Amir Bez", genelde sinir enerjisini düzenleyen Güneş Sinir Ağımızdır (solar pleksüs); ve ayrıca her bir atoma çekirdeği, güneş sisteme güneş, vs.

Güçlerin esas düzenleyici ve aracısı rolünde Tifaret sürekli olarak yaratılışın her yanına can enerjisi gönderir ve ayrıca Malkut veya maddenin en yoğun seviyesine Taç veya en yüksek soyut diyardan enerji aktarır. Birçok açıdan o denli enerjinin düzenleyicisidir ki, maddenin Tifaret tarafından yaratıldığı söylenebilir. Fiziksel ifadede bütün maddenin sadece yoğunlaşmış ışık olduğu söylenir. Kişisel açıdan, beden ve çevremizin en derin düşüncelerimiz tarafından yaratıldığı anlamına gelir.

Bu üç enerji-madde-şuur merkezleri arasında daha şuurlu ve işlevsel ilişkiler geliştirmek için aşağıdaki alıştırma önerilir:

Tam başınızın üstünde veya değecek şekilde göz kamaştırıcı parlaklıkta bir Işık topunu düşününüz. İçinize nefes alınız ve bu ışık topundan bir ışını Kalbinize çekiniz. Nefes veriniz ve ışını bedenin kalan kısmından aşağı ayak tabanlarınıza ve oradan dünyanın merkezine gönderiniz. Tekrar nefes alınız, dünya merkezinin ateşli enerjisini kırmızımtırak atın bir buhar olarak tekrar Kalbiniz geldiğini imgeleyiniz. Orada tutunuz ve kalbi parlak ışıkla enerjilendiriniz. Nefes veriniz ve ışığı ısı, can enerjisi ve güç olarak genişlediğini görünüz.

Bu noktada enerjinin nefes alışına koşut olması önemli olduğu gibi, zorlanmadan topraktan yukarı solunması gerekir. Bunun için güçlü, esnek ve içi boş bir hortum veya kanalın dünya merkezinden veya ayaklardan kalbe çıktığını imgeleyebilirisiniz. Enerji ayrıca ardı ardına ayaklardan yukarı omuriliğine ve oradan kalbe giren enerji topları olarak imgelenebilir.

Bir süre sonra madde ve enerjinin karşılaştığı ve yaratıldığı yerin evrenin ve üstadın kalbi olduğunu düşününüz.

Nasıl kalbimizdeki duygular Kether'in sınırsız enerjisini oluşuma yönlendiriyorsa, aynı zamanda istesek oluşumu tekrar Kether'e veya başka bir yere yönlendirebiliriz.

Kalbimizi fazla ısıtmamamızgerekir ve biriktirilen enerjiyi dolaştırması veya bir şekilde boşaltması önemlidir. Bunu bir tılsıma, şifa tedavisi veya sonradan içilen bir bardak suyu aktararak yapabilirsiniz. Ayrıca güneş sinir ağı merkezinden boşaltılıp aurada genel bir enerji dolaşımı sağlanabilir.

Ek olarak, temel tekniklerde beceri elde edildikten sonra Rose+Cross ritüeli, veya A.I.O [AAAA-İİİİİ-OOOO] ile ilgili sesli harfleri titreşimsel olarak söyleyerek eşlik edilebilir. İlk başta sesleri tek bir nefes olarak kalbinizin merkezinden rezonanslı çıktığını imgeleyerek çalışınız. Daha sonra sesleri ayırmaya başlayınız, "A" başla, "İ" kalple ve "O" güneş sinir ağıyla rezonanslı (rabıtalı) söylensin. Bir süre sonra O sesini perineyum bölgesine indiriniz, Malkut küresi/küreleri üzerinde garip bir etkisi olacaktır.[8]

Perineyum'de uzun süre sesleri titreştirmekle omuriliği bacaklara, dize ve ayaklara bağlayan 12 farklı kanal açılır ve bu işlevsel Malkutları birleştirir. Bu ayrıca erkeklerde prostat bezini etkiler.

 

Yesod - Benler Arasındaki Bağ

Yesod görünmeyene açılan kapının başında durur ve oluşumda bu iniş ve çıkışların deposudur. Sinir sistemimiz ve beynimiz; psişik merkezler; bilinçaltı arzu ve istekler ve hafıza dahi, varlığımızın birkaç kilit unsurunu temsil eder. Onun bazen de karanlık ve çalkantılı, ama her zaman güçlü sularından geçerek Tifaret'teki Kutsal Koruyucu Meleğimizle irtibat kurabiliriz. Yesod'u hem aşağı, hem de yukarıya yansıtan bir kapı olarak düşünürsek, psişik enerjimizi her iki yönde yönetmeyi öğrenebiliriz. Bu şekilde Yesod sadece vurup da bize bir şeylerin verileceğini umduğumuz bir kapının ötesinde şuurlu bir şekilde içinden geçebileceğimiz bir geçittir. Bu yönde ilk gelişmeler genelde lüsid rüyalar, ani astral projeksiyon gibi rüya hallerinde gerçekleşir, ama zamanla daha çok kontrol edilir ve şuur bilinçli olarak seyahat edip deneyimlerini eksiksiz hatırlar.

Yesod'un Malkut'a (hafıza için) ve Tifaret'te (şuurlu irade) olan bağını güçlendirerek bu hale daha çabuk girilebilir. Aşağıdaki alıştırmalar bu amaçla tasarlanmıştır.

Orta Sütun çalışmasını yaptıktan sonra, dikkatinizi Yesod'a odaklayınız. Onun genişleyerek auranızın sonuna dek uzananı mor renkte bir küre olarak düşününüz. Onu tekrar normal ebadına ve yerine küçültünüz ve sonra Malkut'ta ve bedeninizde mevcut bütün fiziksel gücünüzün Yesod'a doğru yükseldiğini imgeleyeniz. Bu sizin fiziksel dünyada hareket etme, oluşturma ve yaratma yetinizdir. Kürelerin ahenkli bir şekilde kaynaştığını imgeleyiniz. Şimdi bunları da yukarıya çekerek Tifaret'te getiriniz ve Yesod'un karışmış maddi ve psişik enerjisini Tifaret'in altın ışıklarıyla sarıldığını ve üç merkezin tek bir merkeze kaynaştığını imgeleyiniz. Bir kaç dakika sonra onları tekrar esas konularına gönderiniz.

Yesod'ın ışığını çift yönlü olduğu ve hem Tifaret'e, hem de Malkut'a ışın gönderdiğini imgeleyiniz.

Tifaret'te aynısını düşününüz ve hem Yesod'a, hem de bütün enerjilerin kaynağı Keter'e ışın gönderdiğini imgeleyiniz.

Elementleri Tifaret'ten yayılan saf ve mükemmel fikirler olarak düşününüz aşağı inip Yesod'un berrak alanından geçtiklerini ve Malkut'ta madde şeklinde yoğunlaştıklarını imgeleyiniz. Düşüncelerinizi kalbinizden yayılan saf ve mükemmel fikirler olarak düşününüz ve Yesod'un cinsel yaratıcı enerjisi ile karışarak Malkut'ta oluştuklarını imgeleyiniz.

Başınızın üzerindeki Keter'in saf ışık ve enerjisini kalbinize, Tifaret'e indiğini ve ayaklarınızın altında Malkut'ta saf yaratımlar olarak tezahür ettiğini imgeleyiniz. Enerjinin sert, soğuk ve yoğun maddeden soyut enerji formlara, oradan da saf ayrışılmamış enerjiye dönüşüp, bu işlemin tersine çevrildiğini hissedip imgeleyiniz. Ek olarak, Clavis Rea Formülü bunun iyi bir örneği olabilir.

Işığın Dolaştırılması: Işık küreleri bedende belirginleştikten ışığın beden ve çevresinde dairesel şekillerde dolaştığını belirgin, canlı ve derin bir şekilde imgelenmelidir. Bu evrelerde yapılabilir ve ilk evrede beden dışında geniş ışık bantlar çevrilebilir ve derinin altına ve sonradan kemiklere indikçe yoğunluğu ve gücü artırılabilir. Bu bir yandan aurayı genişletip temizlerken gücü bedende tesis etmeye yarar. Enerji her zaman hissedilir olmalıdır.

Işık Pınarı, ilk başta omuriliğinden yavaş yavaş, ama deneyim artıkça giderek daha hızlı ve yoğum bir şekilde çıkmalıdır. Açık sıvımsı bir alev ile auranın ucunu tarayan havai fişeği andıran ışık patlaması canlı ve parlak olmalıdır ve yarı çapı yaklaşık olarak her yöne doğru bir, bir buçuk metre olmalıdır. Bendenizden geçip başınızdan çıktığında; ayaklarınızdan girdiğinde, bacaklarınızdan yükseldikçe, girdiği yerleri arındırdıkça ve enerjiyle doldurdukça, kendinizi enerji akışı içinde kaybediniz.

Alıştırmanın sonunda, enerjiyi deri altı tabakaya çekerek dokuları güçlendirip enerjilendirdiğini hissedebilirsiniz. Enerjiyi kemiklere indirerek uzun ömür ve güçlü kemik yapısı için önemli olan ilikleri arındırabilirsiniz. Bu ayrıca omuriliği boyunca da yapılmalıdır ve omurgalar arasındaki yumuşak dokuların enerjiyle dolup taştığı ve sinir bağlantıların güçlü ve diri olduğu imgelenmelidir.

 

Pentagram ve Heksagram Ritüelleri

Pentagram ritüeller şuurumuza en yakın madde-enerji alanı maddi dünyanın (Assiah) esas Elementlerine ve bu enkarnasyonun dış kişiliğine hakim olmak için kullanılır. Bu Elementlere hakim olup arındırmakla, dikkatimizi içimize çevirip Keter'de varolan, Tifaret'te iletişim kurulan ve Yesod'da bilinçaltı ve rüyalarla bizimle iletişim kuran yüksek benliğimiz veya Kutsal Koruyucu Meleğimizin vizyonuna erişebiliriz.

Ego veya maddi dünya ile ilişkileri açısından benin yarattığı kendi imajı bu ritüellerin egemenliği altındadır ve onların aracılıyla benlik anlayışımızı düzenleyerek enerjilerimizi Ben'e yöneltiriz. Bu yapıldığı zaman, sadece Kutsal Koruyucu Meleği ile sadece irtibat kurmuyoruz, ama onunla aynı kişi olduğumuzu fark ediyoruz.

Pentagram Ritüeller ayrıca bu aynı bağlamda avantajımıza olan maddi şartları yaratmak ve ayrıca ruhsal tekamülümüz için kullanılır. Ayrıca gezegensel güçler için uygun maddi çevreyi sağlamak için kullanılabilir, bunun için birkaç ritüel karıştırılır.

Gezegensel güçlere yönelik olan Heksagram Ritüelleri psişik merkezlerimiz aracılıyla içsel ve dışsal gezegensel güçlerin yönlendirilmesini temsil ederler. Onlar direkt olarak beden veya çevrede fiziksel tezahüratlarla, veya inisiyatik özellikli içsel deneyimlerle sonuçlanabilirler. Şuur gelişmesi ve ilgili psişik merkezlerin faaliyet artışı bu tür inisiyasyonların belirtileri arasındadır, ayrıca olası olarak başka merkezlere de genel bir etki vardır. Örneğin bir güneş ritüeli psişik kalp merkezine faaliyet artışı getirir, ama ayrıca beyindeki epifiz bezine de faaliyet artışı getirir, çünkü onun da güneşsel özelliği vardır. Bir ay ritüeli hafıza açar ve zihinsel berraklık getirir, ama aynı zamanda sinir sistemi, genel olarak psişik merkezleri ve devimsel cinsel istekleri harekete geçirir. Bir venüs ritüeli böbrekleri, cinsel dürtüleri, güzellik, ahenklik ve sanatsal anlayışı uyarır. Ama aynı zamanda doğru bir şekilde yönlendirildiğinde psişik enerji üzerinde "Venüs Prizma Etkisi"nden dolayı bütün psişik merkezlere güç katar ve kalbe aşkın akışını artırır.

Böylece her gezegenin belirli ve genel etkileri olduğu gibi, zihinsel, duygusal ve maddi planlarda tezahüratları vardır. Farkındalık ve bilinç seviyemiz artıkça ve içimizdeki çeşitli gezegensel kürelerle daha şuurlu bir şekilde irtibatlar kurdukça, karşımızda neredeyse somut bir şekle bürünürler. Bu yarı objektif hallerde benzeri bir titreşimi paylaşan başka varlıklarla irtibat kurabiliriz, veya görünmeyen alemlerin varlıklarıyla iletişim kurabiliriz. Bu alemlerin de yoğunluk dereceleri vardır, bunlar Elemental özelliklerin dikey ifadesinde görülür. Her bir gezegenin bir yönde konaklandığı alemlerin en yoğunu Malkut/Assiah'tır. Yetzirah daha suptildir ve gezegenlere özgün ilişkisiyle Su özelliğini taşır. Bundan sonraki alem gezegenlere özgün ilişkisiyle Briah, Havanın genişleme özelliğini taşır ve son olarak önceki alemlerin daha yoğun ve istikrarlı birer yansımaları olduğu Atzilut, Ateş özelliğini taşır. Şuurumuz nasıl astral alemden fiziksel aleme geçtiği zaman şeylere olan ilişkisi de değişirse, aynı şekilde güneşsel astraldan aysal astrala geçtiği zaman da değişir, aynı şey zihinselden ruhsala geçişte de geçerlidir.

Bu geçişleri en iyi şekilde cisim ilişkilerinden (maddi) konu ilişkilerine (Ben-Sen), sonradan da direkt ilişkilere ve nihai olarak kimlik ilişkilerine geçiş olarak ifade edilir. Dünyadayken şeyleri cisim, obje olarak, bizden ayrı şeyler olarak görürüz. Aysal astral aleminde onları cisim olarak görürüz, ama onları ilişkilendiririz. Güneş astral aleminde bir şeyi direkt deneyimleriz, onu biliriz. Ruhsal aleminde ise biz oyuz.

Bu yogada kundalini deneyimler konusunda söylenen bazı şeyleri ve ayrıca diğer ezoteristlerin mistik deneyimlerini açıklar. Kundalini ve Gizli Ateş deneyimleri yaşayan kişiler birçok kez "evrenle bir" olmaktan veya şeylerin iç doğasını görebilmekten söz ederler. Bu gösterir ki, açığa çıkan enerji Birah seviyesinde bilinci genişletmektedir. Son seviye Atzilut'e erişildiğinde aynen Enok (Hz. İdris) gibi olacağız, zira onun için kutsal metinlerde şöyle denmişti: "Tanrı ile yürüdü ve yeryüzünden ayrıldı."

Bu kavramlar neden o denli fazla majisyenlerin başarılı veya başarısız olduklarını açıklar. Başkasının bizim için işi yapması düşüncesi majiye karşı çok materyalist bir yaklaşımdır. Daha sonra astral alemlerin realitesini ve yanılsamalarını yaşadıktan sonra, direkt veya kişisel ilişki gelişir. Burada majisyen yönlendirilen güçleri kendisinin dışında olarak değil, ama kendisinin birer yönü olarak görmektedir. Bu ifade şekli üstadın seviyesine daha yakın olmakla beraber, çakraları Batı Yol çalışmalardaki gibi, dışsal alemler olarak değil, bedenin içinde merkezler olarak gören mistik ve yogi için de geçerlidir. Ancak bir noktada bütün bu farklı görüşler kaynaşır ve sistemler müridin deneyimlerinde ve gelişen psişik varlığında karışır. farlar daha çok başlangıç noktası itibarıyladır, varılan hedef ise aynıdır.

 

Uyarı Notu!! Aşağıda verileni bütün çalışmalardan önce, bir sürenin Kozmik Varlığa dua edilmesi ve elde edilecek faydanın yaratıcığa sunulması son derece önemlidir. Ayrıca her birinde enerjiyi yukarıdan çağırarak başlamalı, kullanılan yöntem Kabalistik Haç, Orta Sütun veya Clavis Rei olabilir, veya basit bir şekilde yukarıdan gelen bir ışının başın tepesinden girdiğini ve bedensel duruş veya oturuşunuza göre omuriliğin tabanına veya ayaklarda bittiği imgelenebilir. Herhangi bir yan etkiyi önlemek veya asgariye indirgemek açısından bu çok önemlidir, çünkü ancak Keter'den yayılan enerji ile, sistemimizde bir dengesizlik yaratmadan irtibat kurulabilir. Burada bu enerjiyi dengesizlikleri tamir etmek için kullanmaya çalışırız, bilinmeden yenilerini yaratmak için değil. Ayrıca her meditasyonun sonunda, ya imgeleme ile, ya da çalışmalarınızın semeresini Tanrıya sunarak enerjiyi Kozmik Varlığa geri gönderiniz.

Ateş Üçgeni

Ateş Üçgeni Tifaret'in özel bir yönünü temsil eder ve Orta Sütun ile ilişkisi açısından değerlendirilmelidir, ama onunla ayrı bir şekilde de uygulanabilir, veya göreceğimiz gibi bu alıştırmanın etkilerini artırmak için yan alıştırmalar olarak uygulanabilir.

Çalışma alanınızı kurduktan sonra, dikkatini kalbinizin üzerinde odaklayınız. Altı köşeli yıldız Davud'un Yıldızı veya Kalkanını altın renginde ve bu merkeze bağlantılı olarak imgeleyiniz. Üst üçgenin ısı yaydığını ve alt üçgenin serin olduğunu düşününüz. Onların karmaşık iki üçgen olarak düşününüz, bir yukarı bakan alevi bir Ateş üçgeni, diğeri de aşağı bakan bir Su üçgeni. Ortasında parlak bir nokta olarak, tercihinize göre Yod veya Şin vardır.

Alt Su üçgeni psişik ve maddi dünyalara karşı ilişkimizdir. Üst Ateş üçgeni üstatlık, ruhsal aydınlanma ve iç gelişme küreleriyle ilişkilerimizdir.

Kendinizi bu iki canlı üçgen ortasında, merkezi nokta olarak düşünün. Dikkatinizi Ateş üçgene çeviriniz. Su üçgeninin şuurdan silinmesine izin veriniz. Kendinizi küçük bir Ateş piramidin ortasında düşününüz. Eğer ayağa kalkacak olursunuz başınız üst köşeye değecektir. Oturarak veya bağdaş kurmuş bir şekilde, etrafınızda büyük ateşi hissediyorsunuz. Piramidin tabanını saran kuyruğunu yutan bir yılan vardır. Gözlerinizi kapatınız ve her soluğu ve kalp atışını hissediniz ve ateşin kalp atışıyla birlikte yoğunlaşıp parladığını imgeleyiniz. Ateş hem piramidin dışına, hem de içine, bulunduğunuz yere ısı yayar. Kendinizi atış yapan, canlı alevde kaybediniz. İlahi İsim IAO'yu titreşimsel bir sesle zikrediniz, kalbinizin merkezinden dışa, evrenin uçlarına doğru rezonanslı bir şekilde sesin gönderildiğini imgeleyiniz. Ateşin her bir titreşimle parladığını ve yılanın kıpırdadığını hissediniz.

Belirli bir noktada, yılanın yükseldiğini hissedebilirsiniz veya imgeleyebilirisiniz. Onunla birlikte gidiniz ve gözleriyle görünüz. Bittiğin zaman geri dön ve yılanın geri sarıldığını ve kuyruğunu tekrar ağzına koyduğunu, ateşin dindiğini, ateş üçgenin tekrar su üçgeniyle birleştiğini ve her ikisinin tekrar altın renge dönüştüğünü imgeleyiniz.

 

Satürn ve Gizli Ateş

Aşağıda verilen bir dizi çalışmalar, konu itibarıyla Satürn, diğer gezegenlere ilişkisi ve ayrıca Yaratılışı oluşturan küre bağlamındadır. Bu çalışma daha önceki Ateş Üçgeniyle direkt olarak ilgilidir. Hayat Ağacına konulduğunda, Heksagram Yetzirah ve Briah küreleri bir araya getirir ve Daat'ta konuklanan Satürn Atzilut'a yol verir.

Ateş Üçgeni tepesi Satürn ve tabanındaki iki köşesi, Merkür ve Venüs'tür, ortada Güneş vardır. Bu gezegenlerin özellikleri ve bu şemada gözüken aralarındaki ilişki üzerinde tefekkür ettiğimizde görürüz ki, Satürn bizi enerji-madde-şuur sürecine erişim sağlayan gizli küredir. Kendiniz Ateş Üçgenin ortasında hayal ediniz. Yukarıda Satürn'ün astrolojik simgesini veya tanrı formunu imgeleyiniz alt sağ köşede Merkür ve alt sol kösede Venüs küreleri vardır. Onları canlı olarak ve ince bir ateş, ışık ve aşk şeridi onları birbirine bağladığını hayal et.

Unutma ki, Satürn çoğu zaman maddeyi simgeler ve Venüs'ün sembolünün içe katlanmış şekli Antimuan'ın ve aynı zamanda dünyanın sembolüdür. Bu meditasyonu bir kaç hafta sürdürünüz veya haftada bir birkaç ay süreyle sürdürünüz. 15 - 20 dakika yeterlidir.

 

YHVH

Aşağıdaki meditasyon, her Kabbalah öğrencisinin bildiği temel kavramalara dayanmaktadır. hem deneyimli, hem de deneyimsiz öğrenciler tarafından uygulanabilir, ama yeni başlayanlar başarıyı temin etmek üzere önceden temel çalışmalar üzerinde durmalıdırlar.

Bu dizi çalışmalar Yaratılış Elementlerinin evreleri ve Bidayeti veya arketipsel şuur ifadeleri ile ilgilidir. Daha önce temel majikal uygularlarda verilen İbrani Harfler ve/veya Elementler üzerinde çalışma deneyimleri olanlarınız bu alıştırmalarda daha hızlı yol alabilir. Maji konusunda az veya hiç deneyimi olmayanlar, basit kişisel bir seviyede bu kavramlara uygun ve güçlü bir giriş bulacaktır.

İbrani Yaratılış doktrini, Bidayeti İnsan kavramını ortaya atar. Bu Tanrı YHVH'in (Yahweh) dört harfinin dikey olarak üst üste konulduğunda Adem'e atfedilen insan şekli ortaya çıkar. Ayrıca, bütün yaratılışın bu Kutsal İsimde kökü bulunduğu da söylenir. Esas Telaffuzu o denli korunan bir sırdır ki günümüzde kaybolmuştur. onun uygun zikredilişini keşfedenlere mutlak güç sağlandığı söylenir, hatta sadece bu İsimin değişik tertipleri üzerinde çalışan Kabala ekolları vardır.

Bizim için dört harfli İsim veya Tetragammaton Yaratılıştaki Gizli Ateşi açığa çıkarmak için meditasyon ve alıştırmalarımızı yönlendirmek için görsel ve zihinsel bir şifre olacaktır.

Standart Elemental uygulamalar kullanılacaktır: Yod (kafa, salgı bezler/endokrin sistemi) Ateşle ilintilidir; Heh (omuzlar/göğüs, kan dolaşımı ve solunum/kardiyo-pulmonari sistemi) Havayla ilintilidir; Vau (Omuriliği/Sinir sisteme) Suyla ilintilidir; ve son Heh (kalçalar, bacaklar ve ayaklar, iskelet sistemi) Toprakla ilintilidir.

Son Heh'deki nokta maddede gizli, tüm yaratılışta ışık, hayat ve aşk noktasıdır [Not: İngilizce ve Almanca'da üç "L", light, life, and love K.M.]. Bu gizli güç açığa çıkarıldığı zaman, bizi Yod'un Ateşinde ilahi vecit ve şuurun doruklarına getirir.

Bütün alıştırmalarda olduğu gibi, bir şekilde Keter'den Dünyaya enerji çekerek başlayınız. Bu Kabalistik Haç, Orta Sütün ve önceden açıklanan Psişik Pompa ile olabilir. Ya Pentagram Ritüeli veya etrafınızı büyük (2-3 metre çaplı) bir ışık küresinin sardığını imgeleyerek huzurlu bir merkez ve enerjiyi tutacak kutsal bir alan kurulduktan sonra başlayabilirsiniz.

Bidayeti Adamın önünüzde devasal bir şekilde imgeleyiniz. Bu imajla kaynaşınız, onunla birlikte büyüyünüz. Alevli Yod'u başınız olarak görünüz ve onun veya ondan gelen bir ışının aşağı Hava alemine indiğini ve Heh harfini oluşturduğunu ve yoğunluk ve ağırlık kazanarak oradan devam ederek Su alemine indiğini ve Vau harfini oluşturduğunu ve nihai olarak somut madde alemine inerek Son Heh harfini oluşturduğunu imgeleyiniz. Burada ilk baştaki parlaklığa kıyasla alev küçülür ve görünürde hapsedildiği bu karanlık, soğuk maddi alemin içinde mekan edinir.

Somut dünya ile kendinizi özdeşleştiriniz. Ayaklarınız içinde kök saldığını hissediniz. Kalça, bacak, diz ve ayaklarınızın somut, hareketsiz, sağlam ve yoğun olduğunu düşününüz. Bunun size sağladığı büyük güç ve istikrarı hissedip imgeleyiniz ve taktir ediniz, zira o varlığınızın temelidir. Bu imajlarla devam ediniz ve bu karanlık somut maddenin ortasında yoğun, parlak, sıcak ve aydın bir nokta hissediniz. Onun dünyanın merkeziymiş gibi daha parlak ve güçlü bir şekle girdiğini, tabaka tabaka taş ve topraktan geçerek ayaklarınızın tabanına ulaştığını ve büyük bir ısı ve ışık küresi oluşturduğunu imgeleyiniz.

Birkaç gün sonra enerjiyi dizlerinize dek çekiniz. Birkaç gün daha geçtikten sonra, kalçanıza getiriniz. Yaklaşık olarak bir ay sonra onu omuriliğin tabanına çekip orada odaklayınız.

Somut toprak imajı iskelet yapısını içerecek şekilde uzatınız. Ateşi dünyanın merkezinden yukarıya soluyunuz, onun omuriliğiniz etrafında odaklandığını ve başınızın tepesine doğru hareket ettiğini hissediniz. Başınızı aşağıdan gelecek enerjiyi bekleyen boş bir küre olarak imgeleyiniz. Enerjinin bedeninizden geçtiğini ve kemiklerde odaklandığını imgeleyerek içlerine soluyunuz ve zaaf ve hastalıkları temizlediğini düşünüz. İçlerinde iliklerin kırmızı bir güçle parladığını imgeleyiniz. Kafatasına, çene kemiğe ve dişlere uzandığını hayal ediniz. Daha önce yaptığınız gibi, meditasyonu tamamlandıktan sonra mümkün olduğu kadar fazla enerji özümseyiniz ve kalanları dünyanın merkezine geri göndererek, irtibatı kesiniz.

Bu çalışmayla yaklaşık olarak bir ay uğraştıktan sonra, Vau harfine geçiniz. Enerjinin ayaklarınızdan geçtiğini ve oradan omuriliğinden beyninize geçtiğini imgeleyiniz. Her bir nefesle omuriliğinizden geçerken oradaki sıvının beyninize boşalıp dokuları beslediğini ve tekrar aşağı indiğini imgeleyiniz. Duyularınızın giderek daha güçlü, net ve keskin bir hal aldığını düşününüz. Dünya merkezinden gelen ateşli enerjinin psişik duyarlılığınızı artırdığını ve psişik merkezlerinizi açtığını imgeleyiniz. Bunu sinir sistemi parlak ve sağlıklı olarak imgeleyerek yapabilirsiniz.

Sonrada bir sonraki Heh'e geçiniz. Burada enerjinin ayaklarınızdan ve omuriliğinizden geçerek üst gövde ve kafanın arkasına geçtiğini imgeleyiniz. Ayrıca akciğerlere daha fazla güç ve genişlik sağlamaktadır. sanki vizyonunuzun daha berrak, amacınız ve hedefinizin daha belirgin olduğunu hissederek havalandığınız ve genişlediğinizi düşününüz. Ciğerlerinizin parlak, sıcak şifa enerjisiyle dolup nefes ve kanınızı dirileştirdiğini imgeleyiniz.

Birkaç gün sonra, dirilik gücünün omuzların ortasından kollara ve oradan ellere indiğini imgeleyiniz.

Bu sürede elleriniz aracılıyla enerjiyi ellerinizden gönderme, dolaştırma ve almayı deneyiniz. Genel olarak sağ el pozitif, genişlemeye uygun elektriksel enerji göndermelidir; sol el ise manyetik, pasif ve alıcı enerji göndermelidir. Ellerinizi bir arada klasik dua konumunda göğüsün önünde ve başparmaklar sternuma deyecek şekilde tutmakla kalp merkezi enerjilendirilebilir. Ayrıca, dolaşan enerji kafa ve omuzların üzerinde bir hale, kuşak veya kubbe yaratır. Sol elinizle güneş, ay, gezegenler ve Kozmostan enerji indirmeyi deneyiniz. Sağ elinizle enerjiyi toprağa veya bir tılsımı şarj etmek için gönderebilirsiniz.

[Altın Şafak]Philosophus İşaretini (eller başın üzerinde, bir üçgen oluşturacak şekilde başparmaklar birbirine ve diğer parmakların birbirine değmesi) enerjiyi elinize çekip ayaklarınızdan vermek için kullanınız. Enerjiyi güneş sinirağınızda (solar pleksüs) depolayınız (bunun için Practicus işaretini kullanmak isteyebilirsiniz [Not: Bu Altın Şafak işaretinde eller aynı Philosophus İşretindeki gibi üçgen şeklinde ama güneş sinirağı üzerinde terse dönmüştür]) ve daha önce anlatıldığı gibi gönderebilirsiniz.[9]

Sonrada Yod harfine geçiniz. Burada enerji beyine girdikten sonra, kafanın parlak ve aydın bir görüntü aldığını imgeleyiniz. Onun alttan gelen bu ateşi özümsediğini ve kaynağına dönüşünden mutlu olduğunu hissediniz. Başınızın merkezinde güç, ısı ve parlaklığın arttığını hayal ediniz .Bu parlak nokta üzerinde odaklanınız ve sonra onunla evrenin dört bir köşesine uzanırken tekrar toprağa gönderiniz. Kendinizi ateşin bu bidayeti kudret, bilgelik ve aşk dünyası içinde kaybediniz. Kendinizi devasal boyutta güneş sistemini kapsadığınızı hissediniz. Gezegenlerin bizzat psişik merkezleriniz, güneş kalbiniz, dünya ayak altı sehpanız ve esas yaratılış noktası başınızın tepesi olduğunu imgeleyiniz. İşiniz bitince tekrar küçülün ve meditasyonu kapatıp bitiriniz.

Bu enerji yaşandığında muazzam şifa potansiyeline sahiptir. Negatif ve yıkıcı düşüncelerimizi arınmaları ve yenilenmeleri için yerin merkezine göndererek psikolojik blokların kaldırılması sağlanır ve kendimizi daha çok enerjiye ve şuur genişlemesine açmaktayız. Dünyanın ateşli şifa gücünü çekip düzgün ve sistemli bir şekilde hücrelerimize, kemiklerimize ve iliklerimize depolamakla tellurik (gaia veya dünyanın özgün küresel enerjisi) akımlara, iklimsel eğilimlere ve manyetik şartlara karşı psişik duyarlılığımızı artırabiliriz. Ayrıca, fiziksel varlığımıza güç, enerji ve dirilik ilave etmekteyiz.[10]

 

Yıldırım Kılıcı ve Yükselen Yılan

Gizli Ateşte Yesod, Hod ve Netzah

Bu bölüm Kabalistik Hayat Ağacının Sefirot'un Gizli Ateşe ilişkisini incelemektedir, özellikle sinir sistemini yöneten iki kürenin etkileri ve erken psişik uyanma ve cinsel güç konuları ele alınacaktır.

Malkut'tan yükselen psişik güç sadece ayak ve perineyumu etkilemez, ama aynı zamanda böbreklerin üzerinde bulunan adrenalin salgı bezlerinden bir etki tetikler. Bu genelde bir enerji salgınıyla sonuçlanır, çünkü bu bezler "dövüş veya kaç" tepkinin mekanıdır. Onlar ayrıca ikincil cinsel organlardır ve enerji omuriliğinden yükselip tüm bedeni enerjilendirmeden önce düşüp omuriliğin dibine (aynı zamanda Malkut merkezi) girmeye başladığında Yesod ve Netzah ile ilgili sinir ve psişik kümeleri uyarmaktadır. Şizofreni ve psikozun sınırlarını zorlayan imajlar, fanteziler, cinsel güç ve saldırganlık, psişik farkındalık işte bu uyarlamalardan ortaya doğmaktadır. Yoğun ısı ve arınma da bir sonuç olarak hissedilebilir.

Enerji, genelde Netzah'tan önce Hod veya Merkür bölgesine ulaştığında , Yılanın Yolunu takip ettiği söylenir. Bu yol bir ağacı tırmanan bir yılan şeklinde resmedilir ve Yıldırım Düşüşünün yoluna zıttır. Burada, Gizli Ateş güç vermeden, zihni majikal olasılıklar ve yapılara açmaktadır. Beyni enerjilendirebilir ve düşünce işlevini, ön görüyü ve iç görüyü hızlandırabilir, ancak bu çoğu kez aşırı konuşma ve laf kalabalığı şeklinde kendini gösterir, veya diğer deyişle enerjinin boğaz merkezinden boşaltılmasıyla.

Eğer enerji harcanmaz da yukarıya doğru Dönüş Yoluna yönlendirilirse, içinden enerjinin akışını sağlamak için irade tarafından bir yol yaratma gereği şeklinde ciddi bir sorun ortaya çıkar. Bu yol veya patikalar zihinsel ve astral yapılanmalardır, veya diğer bir deyişle da majikal, dini ve ezoterik ritüellerde kullanılan sembollerdir.

Gizli Ateşi yönlendirmek için kullanılan esas yol ve harita Merkür Kadüsüdür. Burada ikiz yılanlar merkezi bir sütun etrafından dolanırlar ve kendileri kanatlı bir tepe, taç, kozalak veya epifize çıkan iki yan unsur veya destek sütunu yaratırlar.

Bu noktaya ulaştığı vakit, aydınlanma, Kozmik Şuur bağışlarlar ve buradan daha da yüksek ruhsal faaliyete doğru daha da yükselebilirler veya psişik tezahürata yönlendirilebilirler. Bu enerji veya ışık, güneşin (Tifaret) ışınları optik filtrelerin kullanımıyla (Hod) birçok farklı ışına (Netzah) bölünmesine benzetebiliriz.

Hod'da sadece zihinsel filtreleri yaratmıyoruz, ama aynı zamanda mevcut olanları temizliyoruz. Böylece kaynağına geri dönen enerjiler, Netzah tarafından ahenkli bir şekilde tek bir ışına birleştirilmeden uygun bir şekilde oldukları gibi tanımlanır ve yaşanır. Ahenkleştirmeden sonra bile enerjinin Tifaret'e geri gönderilmesi gerekmeyebilir. Eğer kendi haline bırakılırsa muhtemelen böyle yapar, çünkü bu doğal meyillidir. Ani bir güç ve enerji yoğunluğu Netzah'in temsil ettiği astral alemlerin ani canlanmasını yaratabilir.

Netzah ve Tifaret arasındaki Ölüm Tarot Kartı, inisiyenin yolculuğun bu evresinde görevlerini ve önünde duran özverilerini temsil etmektedir. Sadece kişiliği feda etmekle veya "ölümle", Netzah altında ayrı güçler birleşerek inisiyeyi üstatlık mertebesine yönlendirebilir. Bir bakıma bunun tersi de geçerlidir, örneğin topluluğu terk ederek birey doğar, bu da Tifaret'in gerçek bireyidir. Bunun ima ettiği şey, gerçek inisiyasyon ancak kitlesel bir güce korunma, amaç belirleme veya aydınlanma için bağımlı olmadığımız sürede mümkündür. Malkut alemin maddi yaşamı veya da Tifaret'in ruhsal yenilenmesi için Yetzirah'ın sulu dünyasını arkamızda bırakmamız gerekir.

Kadüs'ün dolanmış yılanlarıyla birlikte Gizli Ateşin içinden yolculuğunda yaptığı çakra ve ya psişik merkezler sembolizmi buluruz. Bu merkezler şuur hallerini ifade ederler ve fiziksel ve psişik güç mekanlarıdır. Ayrıca önceden belirttiğimiz gibi çeşitli şekillerde sinir sistemi ve endokrin sistemi ile bağlantılıdır.

Batı ezoterizmde bu psişik merkezleri ifade etmenin birkaç yolu var. Sefirot'un gezegensel adları veya bazen denildiği gibi dünyevi çakralar (mundane chakras). Burada gezegenler mezla veya İlahi Enerjinin Hayat Ağacından düşüşünü takip ederler ve bedende tekabül ettikleri yerlere konulmaktadırlar. Keter, Hokmah ve Binah başta; Kesed, Geburah ve Tiparet üst göğüste ve omuzlarda; Netzah, Hod ve Yesod kalça ve cinsel organlarda, Malkut'ta ayaklarda gözükmektedir. Bu, Yıldırım Kılıcı ve Yükselen Yılan olarak bilinen alıştırmalar için iyi bir zihinsel harita oluşturmaktadır, ancak simyadaki gibi gezegensel güçleri belirli organlara atfetmek açısından o denli kullanışlı değildir.

Diğer bir vasıflar dizisinde basitçe Orta Sütun elle alınır ve ya Israel Regardie'nin "Gerçek Şifa Sanatı" kitabında belirttiği Elemental tekabüller, veya "Orta Sütun" (The Middle Pillar) kitabında verdiği daha iyi bilinen gezegensel tekabüller kullanılır. Aynı paralelde Hayat Ağacında yükselen alttan kürelere ve yol kesişme noktalarına Hint tatva veya Elelemtal Sembollerin kullanımı da sanıldığı kadar ender değildir.

Her ne kadar bu psişik merkezler dizileri mükemmel değilse de, her biri kendine özgün alanında çalışmaktadır. Bu açıdan teoride güzel gözüken, ama pratikte karmaşık ve kullanışsız bir "büyük sentez" kurmak yerine, her bir alıştırmanın sembollerini yerine göre kabul etmekte fayda vardır.

Enerjinin yükselişini daha çok Batıya yönelik bir görüş açısından bakıldığında, psişik merkezleri tek ve belirli organlar olarak değil ama birlikte çalışan bir grup organ olarak görmek mümkündür. Doğu ezoterik uygulamaların öğrencileri, hemen fark eder ki Yeni Çağı (New Age) görüşün benimsediği sırasına göre renk tayfını veren muntazam şekilde dizili yedi çakra şeması yoga veya tantra'da kolay kolay bulunmaz.

Onun yerine bulduğumuz şey, en az modern yapay Batı ezoterik sistemleri kadar çelişki ve karışıklıktır. Beş, altı veya yedi psişik merkezli bir sistem kullanmanız hangi sistemi uygulandığına bağlıdır. Ayrıca, bir merkezin ilavesi veya çıkarılması sadece uygulamanın ayrıntıları ve amaçları açısından önemlidir. Bu açıdan psişik merkezleri objektif realite olarak kabul ettiğimiz anda tehlikeye girmekteyiz. Bunun yerine merkezleri işlev ve aralarındaki ilişki açısından değerlendirmemiz gerekir. Eğer bir çalışmada bir merkezin faaliyetleri ayaklar, göğüs, cinsel organlar veya başla sınırlı olmadığını fark edersek, o zaman o enerji konumu üzerinde daha derin bir anlayışa vardık demektir. Eğer belirli bir çalışmada başka organların da ayrıca etkilendiğini fark edersek, o zaman psişik merkezlerle salt sembolik ve zihinsel bir ilişkiden kişisel ve deneyimsel bir ilişkiye girdik demektir. İşte gelişmenin özü budur, sonsuz tertipli tablolarda verilen okült malumatlar değil, kişisel deneyime olan bu geçişin bizzat kendisidir.

Yakın tarihte yayınlanan bir Altın Şafak eserinde [11] dört esas psişik merkez için kerubik özelliklere dayalı bir dizi tekabül verilmişti. Kök merkezi Vahiy kitabındaki Buzağına, cinsel merkez Meleğe, Güneş sinirağı Aslana ve kalbe Kartal atfediliyordu. Kalan merkezler için hiç tekabül verilmemişti. Bu tertibi bir tartışma ve deneme temeli olarak ele alarak, aşağıdaki listeyi daha etkin bir alternatif olarak önermek isterim:

1. Boğa veya Satürn [12] veya ay [13], Kalpte Ateş

2. Kartal veya Jüpiter veya Merkür, Karaciğerde Su

3. Aslan veya Mars veya Venüs, Akciğerlerde Toprak

4. Melek veya Venüs veya Güneş, Mesanede Hava

5. Ruh veya Merkür veya Jüpiter

6. Luna veya Ay veya Jüpiter

7. Sol veya Güneş veya Satürn

 

Burada, gezegenlerin kürelerdeki düzeni şuur halleri ile ilişkili olduğu, ve maddi şuura inişimizdeki tekabüllerin, maddi şuurdan yukarıya doğru tırmanışımız kıyasla farklı olduğu fikri ima edilmektedir.

Simyagerlerin Satürn için Çalışmanın başı ve sonu olduğu dediklerini düşünürsek, o zaman bu yeni düzenleme doğru olabilir.

"Islah Edilmiş Yeni Ahit" [14], adlı bir makalede cinsel organ, göbek, kalp ve başın oluşturduğu dört merkez Yuhanna'nın Vahiy'sinde bulunan unvanlarla birlikte kullanılmaktadır.

Cinsel Organlar 1. ve 2. merkez Sahte Kahin

Göbek 3. merkez Kızıl Ejderha

Kalp 4. merkez Canavar

Baş 5., 6. ve 7. merkez Haç, Kuzu, Ruhsal Bilgin, Aydınlanma, Fatih

 

İlişik bir şemada, temelde Satürn'den Taç'ta Ay'a dek gezegenlerin düzeni düz Kabalistik bir sıralamada verilmektedir. Ayrıca bilinenin biraz farklı bir renk skalası verilmektedir: Sarı ve gümüşi beyaz (Satürn), açık mavi (Jüpiter), kırmızı (Mars), yeşil (Güneş), koyu mavi/indigo (çivit) (Venüs), turuncu-sarı (Merkür), mor, gümüşi opal (ay). Her merkeze ayrıca bir Zodyak karşılığı, büyük yazıttan bir mühür, ve Mahşerin Dört Atlısından biri de tekabül olarak verilir. Zodyak'ın kalan beş burcu ise Dört Element ve Ruha atfedilmektedir.

Vahiy Kitabının sunduğu sorun şudur, eğer nihai deneyim olarak Gizli Ateşi hedefleyen bir içsel inisiyasyon sürecini temsil ediyorsa, son derece sembolik bir şekilde yazılmıştır. Bu sembollerin birçok anahtarları köken olarak son derece yerel ve bulunduğu çağa alakalı olabilir ve çözmek için birinci asır Gnostik, Hıristiyan, Merkavah ve Greko-Roma inisiyatik uygulamalara kapsamlı araştırma gerektirebilir.

Bu kırılması imkansız bir ceviz kabuğu olduğu anlamına gelmez, ama sonuçta elde edilen ödülü karşılığında verilen çabayla tartmak gerekir. Eğer bu konuda halen ısrar edecek olursak yukarıdaki anahtarlar verilmiştir. Ancak kanaatimize göre yanıtları kolayca verilemeyecek "Canavar"ın başındaki boynuzlardan fazla soru doğurmaktadır. Yanıtlar belki de Roma'nın değil de, Doğu Ortodokslukta daha eski ve az erişilebilir Hıristiyan Kabala ekollerinde bulunur. Zira onlar Yuhanna'nın İncili üzerinde daha fazla odaklanmıştır ve mistik kanatlarını veya Aydınlanma sembollerini tamamen sökmemişlerdir.

 

Uygulamalar

Çalışma mekanınız hazırladıktan sonra, omuriliğinizin Kadüsün orta sütunu olduğunu imgeleyiniz. Kanatları boyunda, üsteki parlak küre, güneş diski veya kozalağı başın tepesinde de olarak imgeleyiniz. Küreyi beyaz veya kırmızımtırak altın, sol yılanı mavi veya siyah ve sağ yılanı kırmızı olarak imgeleyiniz. Kuyrukları omuriliğinizin tabanında kesişmelidir ve iki yılan beş kez daha kesişecek şekilde dilleri dışarıda yüzleri birbirine bakarak boyun hizasına açılmış, bir çift kanatla birlikte gelmelidirler. İmajın tepesi başın hizasında bir güneş diski ile tamamlanıp, ucunda bir çam kozalığı bulunmalıdır.

Bu imaja birkaç hafta sürdürdükten sonra, ek imajlar ilave edilebilir. Yılanların arasında oluşan her bir dairenin içinde yukarıda listelenen Kerubik hayvanlar bulunmalıdır. Boyun hizasında akaşa veya ruh vardır ve aya ait özellikler başın arkasına ve güneşe ait özellikler hakim olmalıdır. Her iki evrensel prensibinin başın üstünde birleştiği ve tepedeki parlak küreye veya çam kozalağına (epifiz) düşünülmelidir.

Eğer mümkünse, sol yılanın aysal, sulu, pasif, manyetik özellikler taşıdığı ve sağ yılanın güneşsel, elektrik, ateşli, genişleyici özellikler taşıdığı imgelenmelidir. Orta sütun her iki unsuru dengeler ve düzenler.

Yukarıdaki imajlar başarılı bir şekilde imgelendikten sonra, sembollerin üzerinde sırayla meditasyon yapılabilir. Üstten aşağı doğru çalışılması önemlidir. Eğer bir psişik blokaja rastlarsanız, zorlamayınız. Sadece semboller dizisinde ilerlerken, sadece hafifçe düzeltiniz. Herhangi bir sembol üzeinde yedi veya on günden fazla durmayınız. Unutmayınız ki, yeni ezoterik dönemleri en iyi psişik günlerin haftanın doruk noktasında olduğu cumartesi günleri başlamak en iyidir. Bu demektir ki, orta sütunda yedi esas sembolden geçmek yedi hafta sürecektir ve temel şema ve iki yılan için ayrıca ek üç hafta gerekecektir.

Bu güçlü bir çalışmadır, onun için zorlamayınız. Eğer rahatsızlık hissedilirse, meditasyon süreleri kısaltınız. Bunlar başlangıçta 15 dakikadan fazla olmamalıdır.

 

Ateş Yılanı ve Mızrak [15]

Bu yazıda bütün çalışmalar arasında uygulayıcının deneyimi ne seviyede olursa olsun, aşağıdaki en kolaylarıdır. Temel kavramlarına çoğu öğrenciler aşina olacaktır ve batıda mevcut Gizli Ateşin temel anlayışına kullanışlı kılavuz olacaklardır.

Başınızın üzerinde çok yoğun ve parlak bir ışık noktasını düşününüz. Başınızın tepesine indiriniz, beden ve psişik varlığınıza girmesini ve şuurunuzu doldurmasına izin veriniz. Genişleyip etrafınızı tamamen saran yaklaşık iki metre çapında altın ışık ve ateşten bir küre oluşturunuz. Bu ışık yoğunluk ve güç açısından büyüsün ve çağıracağınız Kozmik kuvvetlerin güçlü bir taşıyıcısı olduğunu düşününüz.

Mızrağa benzeyen bir ateş ışınının üzerinizdeki ışık noktasından inerek, kafatasınızdan geçtiği ve bedeninizden geçerek dünya merkezine indiğini düşününüz. Ayağınızın altındaki yerin titrediğini, ve kırmızımtırak altın renkli bir yılana andıran canlı bir ateş buharının ışına ters yönde hareket ettiği ve omuriliğinizden girdiğini ve orada kafatasınıza girdiğini düşününüz. Kafatasınızın için oyuk, yaratıcı dönüştürücü enerjinin büyük bir alıcısı olduğunu düşünüz. Bu devinimlerin birkaç kez tekrarlanmasından sonra, dikkatinizi kalbinize veriniz ve orada kupa, taş veya diğer Yüksek benliğinizin diğer bir alıcı kapı olduğunu düşününüz. Bir yanıt bekleyiniz ve sonrada her şeyin muazzam canlı altın ışık, ateş ve aşk denizinde erimesini bekleyiniz. Bu çalışmanın sonunda enerjiyi içinize özümseyiniz ve Kozmik Varlığa bir bağış olarak sununuz.

 

Düzenleme için Temel Alıştırmalar

Bedendeki esas enerji düzenleyicisi olarak Güneş Sinirağı (Solar Peksüs)

Eğer bir çalışmadan sonra kalp ve baş bölgesinde aşırı enerji varsa, onu Güneş Sinirağına indiriniz ve enerjinin bedenin dışına ve etrafına bu merkezden dolaştırıldığını düşünüz. Bu birkaç dakika içinde işler ve özellikler bu çalışmalardan doğacak cinsel uyarma için iyidir.

 

Topraklama

Bu çalışmalarda sağlam Keter ve Malkut noktaları tesis etmek önemlidir. Eğer Malkut iyi tesis edilmemişse, günlük yaşamdan uzaklaşma ve "uçukluk" riski olasıdır. Daha da önemlisi, Malkut ile güçlü bir bağı kurulmazsa, enerjinin çoğunun gideceği yeri olmaz ve ziyan olur. Eğer fazla enerji üretilmişse ve Güneş Sinirağından dışarıya dolaştırmak çözüm getirmiyorsa, aşağıdaki yöntemlere başvurabilirisiniz:

1. Enerjinin el ve ayaklarınızdan yere aktığını imgeleyiniz.

2. Elleriniz soğuk sulu bir tasın için koyunuz ve içine aktığını imgeleyiniz.

3. Ayaklarınızla direkt çimen ve toprak üzerinde yürüyünüz

4. Soğuk bir bardak su içiniz.

Bunlar rahatsız edici enerji birikintilerin deşarjı için önerilerdir. Bir nevi psişik ilk yardım olarak düşünülebilir. Bu alıştırmaların özellikleri kullanabileceğimiz enerjiyi artırmak ve psişik varlığımız ve bedenimizin arınması için bilgeli ve yavaş bir şekilde yönlendirilmesi içindir. Sürekli olarak onu deşarj etmek süreci yavaşlatacaktır, ama yine de diğer yandan, ezoterik çalışmalardan dolayı tahriş olma, tatminsizlik ve endişe hallerini sürdürmek de sakıncalıdır.

 

Işığı Dolaştırmak

Basitçe, her zaman bir çalışmayı tamamladıktan sonra enerjiyi dolaştırınız. Uzanmış auranın uçlarında Orta Sütun veya Güneş Sinirağı çalışmalarında verilen öneriler iyi sonuç vermektedir.

Üzerinde Fikir Edinmek için Ek Notlar

Crowley'nin "777" eserinde 24. Yol Tanrıça Kundalini'ye atfedilmiştir. Knight'in 13. Tarot kartında Akrep burcun simgesi Kadüs ile birlikte gözükmektedir. Akrep 24. Yolun burcudur.

Mümkün olduğu kadar çalışmalarla birlikte kare nefesi alınmalıdır. Nefes alırken, enerjiyi başın tepesinden indiriniz, ayaklarda, yerde ve/veya omuriliğin tabanında nefesi tutunuz; nefes verirken başa getiriniz, nefesi tutunuz. Tekrarlayınız. Bu alıştırmalara çok enerji ilave eder ve her bir çalışmanın süresini düşürmektedir.

Ağacın içindeki her bir kürenin içinde ayrıca küçük "küre içinde küreleri" birleştiren bir Tifaret'i veya başka değişle Büyük Yıldızı vardır. Böylece Tifaret'in ahenkleştirici etkilerini yönlendirirken dokunduğu bütün gezegenleri etkiliyoruz. Dikkatimizi Tifaret'in Ateş Üçgenine verirken Tifaret'e bağlı bütün Kürelerin Ateş yönünü etkiyoruz. Ancak Satürn, Merkür ve Venüs'ün daha güçlü tepkileri olabilir. Bu tabii karma (Satürn), yaratıcı enerji (Venüs) ve entelekt/enerji kanalları anlamına gelir.

Bu şekilde, gezegensel enerjileri heksagram'da düzenlemek, septagram'a kıyasla daha kolaydır. Heksagram enerji Tifaret aracılıyla düzenler, septagram ise Netzah aracılığı kullanır.

Simyada, Ateş ve Hava Enerjinin düzenleyicisidir; Su ve Toprak ise Maddenin düzenleyicisidir. Toprak enerjisi sağlığı korumak için; Su inisiyasyonu sağlamak için; Ateş inisiyasyon'un kendisi ve Hava Ateş erişebilir sağlamak için hayatidir.

Tuz alt Yetzirah ve Assiahtır; Merkür daha Yüksek Yetzirah ve Alt Briahtır; Kükürt Yüksek Briah ve Alt Atzilut'tur.

Tuz aysal, Merkür güneşsel ve Kükürt Zodyaksal ve Kozmik etkilere meyillidirler.