62 : ) MAYA UYGARLIĞI / 19-10-2013

 

MAYALAR

 

Tarihsel belgeler,

bugünkü toplumsal insan yaşamından çok daha önceleri

dünya düzenine renk veren insan yaşamının bireysel ve toplumsal durumlarını

bize aktaran en ince ayrıntılardır.

Konusunda araştırma yapan ve en küçük belgeleri önemle inceleyen

bilim dünyasının adamları belki inanılmaz ama geçmişteki kimliğimize yavaş yavaş yaklaşmaktadırlar.

Güney Amerika topraklarının önceki sahipleri Mayalar

Yaratılışta

on üç üst dünya ve dokuz alt dünyadan oluşan bir evreni tarif etmişlerdi.

Asıl Anavatanları Guatemala’nın yukarı ve aşağı bölgeleri,

”Honduras ve Yukatan (İukatan) ” olarak bilinen Meksika’nın güney bölümüdür.

Çeşitli kabile kültürlerinin kaynaşması sonucu

Maya kültürü oluşmuş ve bölgenin gerçek sahipleri olduklarını yaptıkları işlerle günümüze taşımışlardır.

Kabileler arasında

Çiçimekler,

Huastekler,

Mikstekler,

Tepanekler,

Talaks

kaltekler,

Toltekler,

Olmekler,

Zapotekler

ve

diğer küçük kabilelerden oluşanlar tarafından kültür farklarının olmasıyla imparatorluğa kadar gelişmişlerdi.

Bu bölge bir kısım Meksika topraklarını da içine alarak orta Amerika olarak adlandırılır.

Burada yaşayan küçük kabileler geleceğin Maya kültürünü oluşturan öncüleri olmuşlardı.

Mayaların kökeni arkeolojik araştırmalara göre Asya’ya dayanır(!).

(Ancak kökenlerinin Asya’ya dayandığı bir varsayım olarak belirtilir.)

Atatürk

tarafından Meksika Konsolosu olarak görevlendirilmiş olan Tahsin Mayatepek’in

hazırladığı raporlarda

Maya gelenekleriyle Asya geleneklerinin örtüşmüş oldukları gösterilmektedir.

Bu açıklamalarla Mayaların geleneklerinin Türk geleneklerine benzerliği tartışmalara yol açmıştır.

Tahsin Mayatepek’in Atatürk’ün de önerisiyle hazırladığı raporlarda

Maya kültürünün bazı yönlerini anlatılırken özellikle güneş kültünün tapınma şekli hakkında da bilgiler vermektedir.

Ezoterik bir yaratılış öyküsüne imza atan Mayalar, güneyli ve kuzeyli Mayalar olmak üzere iki farklı bölgede yaşadılar.

Güneyli Mayaların yerleştikleri yerler;

Honduras, Guatemala ve Meksika’daki Chipas ve Tabasco kentleri olan Yukatan (İukatan) 

ve 

Peninsula’nın güney kısımlarıydı.

Maya sözcüğü üzerinde çalışan dilbilimciler ve felsefeciler bazı önemli açıklamalarda bulunurlar.

Her varlığın çeşitli görünümler arkasında aynı özellikleri taşıyan o varlığın “öz varlığı” yer alır.

Doğu felsefesinin önemli felsefi kaynaklarından biri olarak tanınan ve batı dünyasına yoga felsefesini sevdiren

Swami Vikenanda’nın düşüncesinde

Maya sözcüğü, görünümler arkasındaki “öz varlığı” örten örtüye verilen bir ad olduğu açıklanır.

Maya sözcüğünü Sanskrit dilindeki “matr” sözcüğün kökünden türediğini ileri sürer.

Hatta “Yunan-latin” dilinde yer alan “ metre, material ve matrix” sözcüklerinin de bu kökten doğduğunu açıklar.

Maya, sözcük anlamı ise “ölçmek, biçmek, plan yapmak, inşaat yapmak” anlamlarını taşıdığı belirtilir.

Sözcüğün bir diğer anlamı da “evrensel aldanış, bireysel özün ortası” şeklinde tanımlandığı görülür.

İspanyol saldırıları sırasında

Mayalar tarafından hiyerogliflerle yazılan dinsel makaleler

(“Bibliyografiler”), şarkı kitapları, bilimsel kitaplar, tarih kitapları, astroloji ve kehanetlerle ilgili

kitapların çoğu kilise papazları tarafından yakıldılar.

Yakılma nedeni de onların sergilemiş oldukları tanrısal tapınmanın ilkel olduğudur.

Kültleriyle ilgili bazı tabletler, kitap şeklindeki kaynaklar kronik dinci papazlar tarafından imha edilirler.

Bu papazlar arasında Diego de Landa ile yaklaşık 500 tapınakla 20 bin civarında heykeli yok eden

Meksika başpiskoposu Juan de Zumarrga, davranış ve yaptıkları bilgi katliamından sonra ünlüler arasına katıldılar.

Hernan Cortes’in 1525 yılında

Honduras seferiyle başlayan ve 1697 de

son krallıkları yıkılana kadar Mayalar çeşitli istilalarla başbaşa kaldılar.

Mayalar Güney Amerika bölgesinde yerleşmiş yaratıcılık yönünde çok gelişmiş bir halktı.

Kültürleri üç dönem halinde gelişti. (M.Ö 1500 - M.S 200) tarihleri arasındaki klasik öncesi dönem,

M.S 200 - M.S 900 yılları arasındaki klasik dönem ve M.S 900 - M.S 1600 yılları arasındaki

geç klasik dönem olarak tarih sayfalarına geçer.

Bazı araştırmacılara göre de altı bin yıl önce “Mu” uygarlığının bir parçası olarak gezegeni paylaştılar.

Bu uygarlık küçük ya da büyük olarak 110 civarında kentlerden oluşmuştur.

Önceleri halk Guetemala’dan Kuzeydeki Yucatan'a (Yukatan/Iukatan) yerleşti.

Bu uygarlık nem ve rutubetin yoğun olduğu ormanlarda tapınaklar, piramitler ve sarayları yaparak

dönemlerine göre modern bir kent kurdukları halde neden daha sonra Yucatan'a yerleştikleri ise bilinmiyor.

Bu bölgeye yerleştikten kısa bir süre sonra Tolteklerin egemenliğine girdiler.

Böylece Toltekler ile Maya halkının birleşmesiyle iki kültür de birleşmiş oldu.

 Maya rahipleri başlarına tüy takıp,

kırmızı renkte elbiseler giyerek kurbanların bulunduğu tören alanında gösteri yaparlardı.

Kurbanların kalplerini

taşlardan yapılmış kesici aletlerle çıkardıktan sonra tapınaklarda

özel olarak yaptırılmış boşluklardan aşağı atıyorlardı.

Hernandez de Cordoba bölgedeki kentler arasında özellikle

Chıchen İtza kentindeki hazinelere ulaşmak için Küba'dan yola çıkmış.

Ancak çeşitli maceralar yaşadığı halde kentin yerini bulamadan geri dönmüştü.

Daha sonra bölgeyi işgal eden,

İspanyollar İtza Kızılderilileriyle anlaşma yapmış

ve

Chıchen İtza'ya ulaşmışlardı.

Kızılderililer bir zaman sonra anlaşmaya uymayarak saldırıya geçtiler.

Kenti işgal eden İspanyollar her şeyi beraberinde alarak kentten uzaklaştılar.

Kuşatmalar sırasında kente salgın bir hastalık girmişti.

Kızılderililer çok kayıp verdikten sonra onlar da kenti terk ettiler.

Uxmal ile Chichen İtza kentlerindeki gelişmeler tam olarak bilinmedi.

Çünkü Maya'lardan kalma tarihi değeri yüksek olan eserler İspanyollar tarafından yağma edilmiştir.

Günümüze ancak Dresden kodeksi (Dresden),

Tro - Cortensianus (Madrit) kodeksi ve Peresianus (Paris) kodeksi'nin dinsel yönde hizmet etmiş

yüzlerce din adamı ve tanrılardan ancak 30 kadarının ismi tespit edildi.

Diğer bulunan isimsiz tanrılara da belirli harflerden ad olarak şifreler verildi.

Mayalar Hiyeroglif yazı biçimine uygun bir yazı icat etmişlerdi.

Şekillerle sembolize edilmiş yazı ile olayları ve nesneleri geometrik bir biçimde anlatıyorlardı.

Geliştirdikleri takvimlerinde dünyanın dört büyük evreden geçtiğini

ve

her evre sonunda çeşitli doğa felaketlerinin olduğunu anlattılar.

Hatta dünyanın beşinci bir evre daha geçirerek doğa afetleriyle baş başa kalacağını da anlatmışlardı.

1839 yılında maceracı

Stephan ile ressam Frederich Catherwood yerlilerin dilinde dolanan ''Copan’ı'' bulmak için Beliz'ye gittiler.

Ormanın derinliklerinde şehri bulmak için aramaya koyuldular.

Ancak kentin izine rastlayamadan geri döndüler.

1864 yılında Meksika'nın bulunduğu bölgenin uygarlığına ilgi duyan meraklı

CharlesEtıenne Brasseur de Bourbourg adında bir papaz Madrid'de bulduğu bir el yazmasını yayınladı.

Yucatan’da Lerida Pispokosu olan

Dıego de Landa, Mayalar ve gelenekleriyle ilgili bir derleme kitap hazırladı.

Landa'ya kimse inanmadığı halde rahip Brasseur'u da yalancılıkla itham etmişlerdi.

Ancak 1885 yılında Amerikalı Edward Thompson 30 yıl uğraşarak şehri ortaya çıkarıp,

bilim dünyasına tanıttı. Bulduğu belgeler Landa ve Brasseur'un bulgularıyla bazı açıklamalar dışında aynıydı.

Böylece onlar da yıllar sonra aklanmış oldular.

Maya uygarlığının Orta Asya Türklerinin dilsel ve dinsel özelliklerine benzeyişini dikkate alan

Mustafa Kemal Atatürk'ün

araştırma yapmak üzere Meksika'ya gönderdiği

Tahsin Mayatepek'in

çalışmalarını belirleyen belgeler hala Türk Dil Kurumu’nun arşivlerinde bulunmaktadır.

Bu uygarlık ile ilgili dönemler kitabın sonunda gösterilmiştir.

 

Maya halkının yaşadığı tarihsel dönemlerhakkında arkeolojik belgelerin

az olması nedeniyle yeterince bilgi verilmediğini belirten araştırmacılar “Kimdi bu insanlar ?”

sorusuyla haklı olarak karşı karşıya kalmışlardı.

1773 yılında tarihçiler ve arkeologlar arasında ünlü bir kent olan Palanque’nin bulunması

Mayalar hakkında ilk bilgilerin merkezi olmuştu. 1773 yılından sonra bilim adamları, yazarlar,

araştırmacılar ve arkeologlar Mayalar ile ilgili yüzlerce karşılığı aranacak sorular dizini yarattılar.

Palanque kenti orman ağaçlarıyla örtünmüş halde bulununca

Maya halkı için kuşkuları olan bilim adamları bir sonuca ulaşmış olarak bu buluşa belki de alkış tutmuşlardı.

Kireçtaşından yapılmış tapınaklar ve piramitlerin içinde bulundukları şifreler yakın tarihlerde çözüldü.

Yirminci yüzyılda rüya kenti olarak tarihçiler ve araştırmacılar tarafından adlandırılan

Palanque’de Mayaların bıraktıkları şifreler çözülmüştü.

Kentteki buluntular Mayaların farklı bir uygarlığın bireyleri olduğuna işaret etmişti.

Bireysel mal varlığından uzak olan

Maya halkı gıda maddesi olarak tanıdıkları mısırın üretilmesi için basit tarım aletleri kullanan bir halk olarak tanımlandı.

Hiyerarşik bir toplum olan Mayalarda köylüler ve soylular yerlerini ve konumlarını biliyorlardı.

Maya halkı bizim çağımızın dışında dört çağ ve dört ırka inanmışlardı.

Takvim kronolojisine göre

5’nci çağ olarak tarihledikleri çağ

İ.Ö.12 Ağustos 3114 yılında başlayıp İ.S.2012 yılında 

dünyada son derece yıkıcı depremlerin olacağı ve yeni bir tufanla doğal afetlerin çoğalacağına inanmışlardı.

Adrıan G. Gılbert ve Maurıcem Cotterell “Maya Kehanetleri” adlı kitabında “

…Bu esrarengiz insanlar,

Avustralya yerlileri gibi rüyayı,

geçmiş gelecek ve şimdiki zaman hakkında yorum ve kehanetler yapabilmek için kullanmışlar,

gezegenleri ve yıldızları da modern araçları olmamasına rağmen

tuhaf bir biçimde doğru olarak takip edebilmişlerdir…”

şeklinde ifadelere yer vermişler.

Dinsel yönden Mayaların tanrılarına önem verdiklerini ve inançlarını da düzenli bir biçimde yaptıkları belirtilir.

Bu nedenle araştırmacılar onlardan gizemli bir topluluk olarak söz ederler.

Maya toplumunun yaşadıkları yerlere daha sonraları

Toltekler ve Aztekler egemenlik sürdürmüşlerdi.

Onlar Mexico City’nin kuzey bölgelerine yerleşerek egemenlik kurmuşlardı.

 

 

Yokoluş, yakılıp, yıkılma, tarih sahnesinden silinme gibi olaylar;

antik uygarlıklarda dramatik bir sahne olarak belirtilmiş ve günümüz insan düşüncesini çok daha yormaktadır.

Aztekler nasıl ki çağların ötesinde “dört çağ”ın olduğuna inanmışsalar;

Mayalar da aynı şekilde “dört çağ”ı içinde barındıran bir takvim şekline inanmışlardı.

İki uygarlıkta da dünyanın çoğu bölgelerini aynı anda etkileyen bir tufan olayından söz ederler.

Araştırmacılar yaklaşık İ.S.440-814 tarihleri arasındaki

“Alçak güneş lekesi aktivitesi”nin

bölgedeki uygarlıkların çöküşüyle aynı dönemde birleşmiş olduklarını belirtirler.

Burada “radyokarbon”

tarihlendirmeler sonucunda bazı olayların ortaya çıkacağına da işaret ederler.

Bölgede sadece Mayaların değil de bazı uygarlıkların da bu nedenle çöküşleri ve ortadan kalkmış olabilecekleri belirtilir.

Zaten Mayaların “Uzun dönem Hesapları” bu doğal olayla bağlantılı olarak hesaplanır.

Uzun dönem takviminin de İ.Ö.12.08.3114 yılında Venüs gezegeninin doğuşuyla başladığı ifade edilmektedir.

Dresden yazıtlarında bulunan döngüsel hesap olan

1.366.560 günlük hesabın da Tzolkin (5.256) ve Haab ([Müphem yıl ya da muğlak yıl])

(3.744) eşit günlere karşılık bir hesaplama olduğu öne sürülür.

Kısacası Mayaların çöküş nedeninin

“Güneşin Manyetik değişimi”

ve

“Düşük Güneş Lekesi Aktivitesi”

süreciyle gerçekleşmiş olduğu ifade ediliyor.

Yani güneşin manyetik alanıyla Güneş lekelerinden kaynaklanmış olduğu ileri sürülen

manyetik alan Mayaların yok oluşlarının kehanetleri arasında sıralanır.

İşte bu döngünün de

İ.S.627 yılına denk düştüğü belirtiliyor.

Yani İ.Ö.3114 yılı Mayaların takvim başlangıcı İ.S.627 ise çöküşünü belirtmektedir.

Araştırmacılar güneş etkisindeki

“Astrolojik tipi”

erkek üremesinin

bağlantılı olduğuna değinerek çöküşün bu nedenle olabileceği ele alınır.

Mayaların kehanetlerinde işlenen yok oluş döngülerinden ilginç olanı da günümüz

takvim tarihine denk düşen tarih 22 Aralık 2012’dir.İnsanların 2012 yılında olabilecek”

Güneş lekesi döngüsüyle yüzleşeceği an, nelerin olacağını tahmin etmek bile zor.

Araştırmacılar Mayaların kehanetlerine göre daralan bir zaman boyutunda olduğumuzu belirtiyorlar.

Araştırmacı Brooks tahmini tarihler olan İ.S.600-1100 yılları arasındaki çöküş nedenlerini

coğrafik iklim değişikliklerine de bağlar.

Harvard Üniversitesi profesörü Sheret S Chase da iklim değişikliklerine bağlantılı olarak yaklaşık

İ.S.790-810 tarihleri arasındaki kurak dönem nedeniyle olabileceğini ileri sürer.

  

 

Kazılar sonucunda bulunan belgeler Mayaların son derece ezoterik bir çalışma sergiledikleri belirtilir.

Kıtada, Güney, Orta ve Kuzey olmak üzere üç bölgeye dağılarak yaşamlarını sürdürdüler.

Dağlık bölge olarak bilinen Güney bölgesi Guatemala,

Chiapas’ın dağlık kısımlarıyla Pasifik’e yaklaşan kıyı düzlükleriydi.

Güneyde Mayalarla ilgili önemli derecede tipik özelliler yer almaz.

Orta bölgede Mayaların uygarlığı doruk noktasını yaşadı.

Guatemala’nın kuzeyindeki bugün Peten olarak bilinen bölgeyi kapsar.

Tabasco, güney Campeche ve Quintana Roo, Belize, Rio Motaqua ve Honduras’ın batısına doğru uzanır.

Bu bölgelerde Mayalarla ilgili bütün kültürel özelliklere rastlanır.

Kuzey ve orta bölgelerdeki konumlar ve gelişmeler genellikle birbirinin aynı olduğu saptandı.

Ancak kuzey bölgesinde oluşan özgün nitelik göz ardı edilemez.

Bu bölgede Meksika kültürünün etkileri de görülür.

Mayalar yeryüzü, yerüstü ve yeraltı olmak üzere evreni üç bölümden incelemek isterlerdi.

Gökyüzü olayları Mayalar için her an ele alınması gereken konular olarak görünüyor.

Yapıların çoğunluğu gökyüzündeki gelişmeleri incelemek için yapılmışlardır.

Sık olarak izledikleri gök cisimleri ise Venüs, Mars, Merkur, Jupiter ve Süreyya Takımyıldızlarını (Pleiades)

takip eder ve onların konumlarını mercek altına almak isterlerdi.

Hatta güneş ve ay üzerinde incelemeler yaptıkları da belgelendi.

Yapılardaki kapı ve pencereler gökcisimlerinin hareketlerini

konumlarını biçimlerini izlenebilecek bir biçimde tasarlanırdı.

Buna örnek olarak Uxmal’de binaların tümünün aynı yöne bakması olarak değerlendirilir.

Bunların dışında ayrı bir bina daha vardı.

Yapı özelliği Venüs gezegeninin güneyden yükselme şeklini izleyebilmek için yapıldığı

arkeologlar tarafından kanıtlandı.

Chichen Itza’nın Caracol kentinde de yapılan bir yapı, V

enüs gezegeninin kuzeydeki hareketini izlemek amacıyla yapılmış olabileceği öne sürüldü.

Venüs’ün batışı ve doğuşu Mayalarda kötü olayların belirgin şekli olarak düşünüldü.

Maya astronomları “Sabah ve Akşam” yıldızlarının aynı yıldız olduklarını biliyorlardı.

Bu gök hareketlerini taşlar üzerine kazıtarak da dile getiriyorlardı.

1921 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda Uxmal’de kutsal tapınakların üzerinde

Maya burçlar kuşağıyla ilgili bulunan işaretler astronomiyle ilgili olarak açıklandı.

Onların konuşma dilindeki harflerini günümüzde doğru olarak seslendirmek bir hayli zordur.

Bu harflerin çıkardığı sesler İspanyol transkripsiyonuna göre yapılmıştır.

Ancak İspanyolların İngiliz dilinden aldıkları sesli söyleniş şekilleri

bu dilin açıklanması için zorlamalar meydana getirir.

Araştırmacılar paradoksal olarak değerlendirdikleri

ilk Mayayazı örneklerini kronolojik olarak belirlemeye çalışırlar.

Buna göre: Chiapa de Corzo’da, Chiapas”orta çöküntü bölgesinde”

İ.Ö.36 yıllarına tarihlenmiş dikilitaş,

Tres Zapotes’teki (Olmek Bölgesi) dikilitaş C, / İ.Ö.31 yılına tarihlenmektedir.

El Baul’daki (Güney Maya Bölgesi)dikilitaş I ya da “Herrera”

İ.Ö.36, Abaj Takalik’teki dikilitaş I /40 yılına tarihlenmektedir.

Bunların dışında tarihsel yönden henüz çözülmemiş Maya yazıtlarının olduğu belirtiliyor.

Tanrısal inançlar için törenlerde ya da kurban törenlerinde çeşitli dualar yaratmışlardı.

Bu dualar arasında en önemli dua, tarlaların ekimi ve ağaçların kesimi sırasında yapılan rüzgar duasıdır.

Rüzgarın gücü Mayalarda son derece önemliydi.

Çünkü kesilen ağaçlar hemen yanmazsa daha sonra yanması zorlaşırdı.

Dinsel anlamda Maya halkı için evrendeki canlı hayat:

Ölüm ve yeniden doğum gibi evreler arasında gelişen ivmeler,

farklı dönüşümlerle sağlanırdı.

Halk bu süreci sonsuzluğa giden bir yeni yaşam tarzı şekli olarak belirtiyordu

Onların tasarladığı düşüncelerine göre dünyevi

“re-enkarnasyon” ruhsal ve düşünsel bir gelişimi irdelerdi.

Onların deyimiyle alt dünyada bilincin köklerine ve kendi durağan durumunun

düşünsel bilincinin farkına varınca yeniden doğma ihtiyacını his ederlerdi.

Ölünün yeniden doğma ve yaşama adım atma

inancını ancak dışardan birilerinin ona yardımcı olması geleneğine bağlanırdı.

Bu yardımcılar ise Chilam rahipleriydi.

Birçok ilkel komşu halkın tam tersine onlar doğumun

kesinlikle cinsel ilişkiden kaynaklandığını biliyorlardı.

Ancak cinsel ilişkiden hamile kalan kadınların doğuracağı

çocukların ruhlarına paralel olarak tanrılar ve yardımcı rahipler vasıtasıyla bir başka ruh daha eklenirdi.

Böylece doğacak olan canlının çok daha güçlü olabileceği inancı ortaya çıkardı.

Hamile kadınlar dualar yapıp, kurbanlar keserlerdi.

Bir nevi tören yaparlardı.

Bu törenleri doğumdan önce yapma geleneği yaygındı.

Doğumun kolay geçebilmesi için genç ay tanrıçası

“bayan gökkuşağı”

olarak tanımlanan Ixchel’den yardım beklerlerdi.

Son dönemlere kadar yapılan araştırmalar ve arkeolojik incelemelere göre

Mayaların yaşamaya başladıkları bölgelerde daha önce hiç bir uygarlığın yaşamadığına işaret ediliyor.

Kökenlerinin Asya’ya dayalı olduğunu belirten araştırmacılar,

Mayaların son buzul çağda su seviyesinin az olduğu yerden

Alaska’ya ulaşmış olabileceklerini tahmin ediyorlar.

Bunu ince bir ayrıntıyla Popol-Vuh’ta görmek mümkündür.

Mayaların rehber kitabı olarak bilinen Popol-Vuh’ta bölgeye geçebilmek için denizin üzerinde

“taştan yollar”

yapılarak geçildiği ifade ediliyor.

Kesin olmamakla beraber düzenlenen raporlara göre

İ.Ö.7500 civarında bölgeye yerleşen Mayalar avcılıkla uğraşıyorlardı.

Tarım ile ilgili en iyi çalışmalar da İ.S.1500 tarihleri civarında Mayalarda görülmüştür.

Mayalarla ilgili ilk bilgiler peder Ordonez’in yazdığı

“A History of the Creation of Heaven and Earth”

isimli kitabında yer alır.

Mayalara ait olduğu ileri sürülen kenti

“Yılanların büyük şehri” anlamında tanımlayarak,

kent hakkında yerel öykülere dayanarak varlığından söz eder.

Yerel öykülerin

1961 yılında kronik dinci olanNunes de la Vega adlı papazın

1961 yılında yakmış olduğu ileri sürülen

“Quiche Maya Kitabı”nda yer almış olabileceği tahmin ediliyor.

Yaşam geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan

kabileler şefleri ve rahiplerinin öne sürdükleri kurallarla yaşarlardı.

Kadınlar doğum yaptıktan hemen sonra

bebeği yıkar ve kafasını iki çatal şeklinde yapılmış yassı bir ağaç arasına sıkıştırırlardı.

Bu işlem uzun sürmezdi, 2 ya da 3 gün sonra onların istediği yassı baş elde edilmişti artık.

Yassı başı Mayalar güzellik sembolü olarak görürlerdi.

Anne ve baba bebeğin yazgısını ve adını belirlemek için vaftiz gününden önce mutlaka bir rahibe

başvururlardı.

Çocuklar ve babaları, yağmur tanrısı Chak’ı

sembolize eden dört yaşlı saygın rahibin tuttuğu kordonun içinde beklerler.

Tütün, tütsü ve kutsal suyla adları kutsanır ve

o tören sırasında yaşları evliliğe uygun olan kızlar da evlendirilirdi.

Maya kadını kız çocuklarını son derece baskı altında tutarak yetiştirirdi.

Namus kavramına son derece bağlı bulunan

Mayalar da kadın evlenmeden önce cinsel ilişkiye girerse cezası ağır olurdu…

Buna benzer feodal yaşam tarzı hala Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde uygulanmaktadır.

Aynı aileden gelenlerin evlenmeleri tabulaşmış gibiydi.

Genellikle evlilik işlerini de çöpçatanlar üstlenmişlerdi.

Kimin ne şekilde ve kiminle evlenmesi gerektiği kati kurallara bağlıydı.

Yerliler arasında “zina” ölümle cezalandırılırdı.

Aileler çocukları güzel görünsün diye burunlarının üstüne boncuk takarlardı. 

Mayalar, Aztekler gibi merkezi bir imparatorlukla yönetilmediler.

Bunlar genellikle şehirlerde ikamet etmek isteyen topluluklardı.

Bunların yönetici sınıfları asiller ve rahip soylarından oluşuyordu.

Asiller ve rahip soyundan gelenler otoriteyi sağlayan sınıflardı.

Mayalarda orta sınıf yok denecek kadar azdı.

Avrupalıların ötesinde Mayalarda yaşam tarzı bölünmeler halindeydi.

Tabandaki halk oldukça eziliyordu.

Soylu sınıflar ise son derece iyi koşullarda yaşarlardı.

Sanki soylular ile tabandaki halk arasında bir set çekilmiş gibi bir durum vardı.

Asiller kendilerini anası babası olanlar (“Almehenob”) sınıfından görürlerdi.

Prens ve yöneticilerden oluşan bir başka asil sınıf (“Halac Uinicil”) de vardı.

Dinsel organizasyonlar ve yönetim, adı geçen elit sınıf tarafından organize edilirdi.

Halkın çoğu çiftçi ve sanaatkarlardan oluşurdu.

Çoğunlukla çiftçilik ve avcılıkla uğraşırlardı.

Geyik, tavşan, vahşi hindi, İguana gibi yabanı hayvanları avlarlar ve onlarla geçinirlerdi.

Maya inancındaki yaratılış öyküleri “Popol-Vuh” adlı Maya Kiçe’lerin kutsal el kitabında belirtilmiş.

İnançları ve dinsel yolu bu kutsal metinlerde yer alır.

Araştırmacılar Popol-Vuh’un Maya dinsel kültünü anlatan tek ve en güçlü belge olduğunu ifade ederler.

El yazması olan bu eserde yaratılıştan önceki zaman ince bir şekilde anlatılmaktadır.

Onlara göre başlangıçta sadece belirsizlik içindeki karanlıkta

gökyüzü ve gökyüzünün altında olduğuna inandıkları yeryüzü vardı.

Gökyüzü ve yeryüzü sonsuz karanlıkta hareketlenen her hangi bir ivme olmadığı için sessizlik içine

gömülmüşlerdi.

Yeryüzünün de sulardan yeni kurtulmuş olduğuna inanırlardı.

Popol-Vuh’ta yaratılış ile ilgili sessizlikten sonra tanrıların nasıl yaratılmış oldukları ele alınır.

Onlara göre suların altında “quetzal” kuşunun sarı ve yeşil tüyleri altında gizlenmişlerdi.

(Sümerlerde de yaratılışın suların altında başladığı belirtilmektedir.)

Zamanı geldiğinde yeryüzüne çıkıp yaşamı yaratacakları inancı vardı.

Dinsel öykü yaratıcıların bazı şeyleri yaratmaya başladıkları belirtiliyor.

Onlar; yeryüzü boşluklarına suların dolmasını ve düz olan yerlerden de suların çekilmesini emrettiler.

Dünyayı uyandırarak yeryüzünün yaratılmasını sağladılar.

Sümerlerin Nuh tufanıyla ilgili öyküye yakın anlatımların yer aldığı

Popol-Vuh’ta yaratıcılar bazı şeylerin oluşmasında etkili olduktan

sonra ağaçlar ve vahşi hayvanları yaratmanın yaşama canlılık getireceğine

inanarak yeni çalışmalara başlarlar. Vahşi hayvanlardan sonra insanları çamurdan yarattılar,

ancak onları beğenmediler.

Daha sonra da tahtadan kuklalar yaparak onlara can verdiler ve onları beğenip, yeryüzüne saldılar.

Ancak “tahta-bacaklı” olan bu yaratıkların vahşi hayvanlardan

bir türlü kurtulamadıklarını görünce onları da dramatizeli bir şekilde yok etiler.

Daha sonra da mısırdan insan yarattılar.

Ve yeryüzündeki işleri onların arasında bölüştürdüler..

Geleneklerinde doğaüstü güçlere inanılırdı.

Bu güçlerin kendi aralarında iletişim halinde olduğuna da kesin gözüyle bakılırdı.

Onların inanç geleneğinde güçlerini yitirmiş olan tanrılar yerine başka tanrılar yaratma eğilimi vardı.

Mayalarda tanrı ve tanrıçalar görsel olarak ele alınmış ve farklı renklerle tanımlanmıştır.

Burada yön tanrılarıyla ilgili renkleri örnek olarak gösterebiliriz.

Örneğin kırmızı renkte tanımlanan bir tanrı ya da tanrıçanın doğu yönünü

temsil eden bir tapınıcı olduğu hemen bilinirdi.

Birbirlerine benzer tanrı ve tanrıçaları da tanımlamışlardır.

Bunlara örnek olarak; Ix Chel, Kinich Ahau olarak tapınılan

güneş tanrısı Itzamna’nın tapınma benzeri onun karısıdır,

şeklinde düşünülür.

Bazı önemli tanrılar ise Chac, Huğ Nal, İum Cimih, Huracanve Xbalanque ve Hunahpu’dur.

Maya tanrılar panteonunda yaklaşık 117 tanrı yer aldı.

Bu tanrıların özdeşleştiği tanrılar ise yaklaşık 120 tanedir.

Panteonda ilk on sırayı alan tanrılar;

Chac, Ah-Puch, Ixchel, Acat, Votan, Itzamna, Alphabet-gods, Kınıch-Ahau, Hun-Hunahpu ve Cama-Zotz’dır.

Uygarlık yolunda inanılmaz olduğu kadar ezoterik yapılarıyla,

yazmalarında belirttikleri kehanetlerle çeşitli izler bırakan bir imparatorluk olarak bellekleri süslemektedir.

Uygarlığın, İ.Ö.2600 civarında Yucatan’da ortaya çıkmış olduğu ileri sürülüyor.

Bölgede etkili olan Maya yerlileri İ.S.250 yılından sonra

Bugünkü güney Meksika, Batı Honduras ve Guetemala topraklarına egemen oldular.

İ.S.250-900 yılları arasında etkili olarak görülen “klasik dönemde”

nüfusları 90 binlere ulaşan kentlerde yaşadılar.

Astronomi, takvim sistemi ve hiyeroglif yazılarla iz bıraktılar.

Mayaların doğu kısmında Teotihuacan kültürünün yükselmesinin paralelinde

Yucatan ve Chiapas uygarlığı da önemli gelişmeler gösterir.

İ.Ö.1000 civarında Olmeklerin uygarlıkları gibi Maya kralları da batı bölgesindeki

Oaxaca bölgesine yayılmadan önce Tobasco kıyısında kentler kurdular.

Maya bilginleri Zapoteklere de bazı matematiksel yollar öğrettiler ve

İ.Ö.3114 yılında başladığı belirtilen “Uzun Dönem Tarih Kaydı Metodu”’nu geliştirmeyi başardılar.

İ.S.600 civarında Chipas kentinde son derece önemli yapılarla kentin yüzünü değiştirdiler.

Pacal döneminde ünlü yapıların olduğu da belirtilmektedir.

Tanrılar için önemli derecede ibadet merkezleri ve kurban sunakları yaptılar.

Maya halkı soylarını deniz aşırı ülkelerinden birinden gelen

“Votan” adlı birinin soyundan kabul ederlerdi.

İ.S.800 civarında nüfus azalmasını hızlandıran bazı doğal nedenler yüzünden

kentler yıkılmaya yüz tutar. Hatta Palenque,

Bonampak ve Yaxchilan gibi kentler ise terk edildikten sonra orman ağaçlarıyla kısa sürede kaplandılar.

Ancak kuzey Yucatan’da yaşamın normal olduğu da göz ardı edilmiyor.

Kuzey Yucatan’da yaşayan insanlar maden sularından yararlanarak Uxmal,

Chichen Itza ve Mayapan gibi kentlerde kültürü yeniden canlandırmayı başarırlar.

Mayalar Güney Amerika bölgesinde yerleşmiş yaratıcılık yönünde çok gelişmiş bir halktı.

Kültürleri üç dönem halinde gelişti.

M.Ö 1500 - M.S 200 tarihleri arasındaki klasik öncesi dönem,

M.S 200 - M.S 900 yılları arasındaki klasik dönem ve M.S 900 - M.S 1600 yılları arasındaki geç

klasik dönem olarak tarih sayfalarına geçer.

Bazı araştırmacılara göre de altı bin yıl önce “Mu” uygarlığının bir parçası olarak gezegeni paylaşmış

olabilecekleri belirtilmektedir..

 

 

 

 

 

İnsanlar Maya takvimine göre önümüzdeki zamanlarda nelerin olacağı sorusunu sık sık soruyorlar.

Bir bakıma, bu sorulması doğal bir soru ve kitaplarımda,

Maya takviminin 16,4 milyar önceki

Büyük Patlama’dan günümüze kadar gelen kozmik tekamülü

tüm ve halleriyle nasıl tanımladığını açıkladım.

Doğrusu, şimdi onun modellerinden çok şey öğrenebiliriz.

Yine de, bazen insanlar bu soruyu sorduklarında, görülüyor ki insanlar

Maya takvimindeki değişimlerin kendilerinin dışında veya

kolektif insanlıkta gerçekleştiğini düşünüyorlar.

Bu yanlış bir algılamadır.

Eğer Maya takviminden öğrenebileceğimiz herhangi bir şey varsa,

onun bilincin tekamülünü açıklayan elle tutulur bir zaman planı olmasıdır ve bu plan

şimdiki zamanda olan kendimizi fazlasıyla kapsıyor.

Bilincin tekamül süreci şimdi öncelikle insanoğullarının dönüşümüdür,

dışsal realitemizin değil.

Veya başka deyişle; beklemekte olduğumuz kendimiziz!

Bilinci dönüşümden geçen bizleriz. Maya takvimi sadece

bu dönüşümün modellerinin görünür ve anlaşılabilir olmasına yardım ediyor.

İnsanlığın bilinci dönüşürken, algılayışımız vasıtası ile büyük ölçüde

yarattığımız dışsal dünya da dönüşüyor.

Bu ilişkiyi kavramanın çok önemli olduğunu hissediyorum:

Önümüzdeki yıllarda dünyanın dönüşümü kendimizin bilincinin

dönüşümü vasıtası ile gerçekleşecek ve gerçek Maya takvimi bunun için net bir zaman planıdır.

Neler olacağını sorma fikri, daha aşağıdaki

Altdünyalardan miras kalan, dış dünya ile dualistik bir ilişki kurma alışkanlığından doğar.

Son günlerde bir makalede tanımladığım gibi

(bakınız http://www.calleman.com/engartiklar/...20Night%20.pdf),

29 Kasım 2005’te Galaktik Altdünyanın Dördüncü GECEsine girdik.

Orada vurguladığım gibi, bunun ne anlama geldiğini kısmen diğer

Altdünyalar ile paralellik kurarak anlayabiliriz.

Aslında bu Dördüncü GECEnin ilk yarısı, daha önce gelen

Dördüncü GÜNDÜZün

getirdiği bilinç değişiminin tamamlanması için bir zamandır.

Bireysel seviyede bazılarının tipik olarak deneyimleyeceği şey, geçmişin onları yakalamasıdır ve bu,

Dördüncü GÜNDÜZün

çok dönüştürücü bir dönem olduğu kişiler için özellikle doğru olabilir.

Dördüncü GÜNDÜZün

akışı boyunca başa çıkmak zorunda kalmadığımız şeyler, şimdi kapımızı çalıyor olabilir

ve bazı durumlarda yolumuzda molalar vermemiz gerekebilir.

Dördüncü GECEnin bütünleştirici karakteri,

Dördüncü GÜNDÜZün karıştırıcı enerjilerinin akışı ile bozulmuş olabilen ilişkileri telafi eder

ve iyileştirir. Ayrıca, bu

Dördüncü GECEnin başlangıcında bedenleri temizlenen ve yenilenen birçok insan olduğu görülüyor.

Bu, gelen zaman için ve

Beşinci GÜNDÜZün Quetzalcoatl (Ku-at-zal-ko-tıl)

enerjisinin başlaması için anlamlı bir hazırlık olarak, bütünleşme ile çok fazla ilgili olmayabilir.

Kısaca, yukarda sözü edilen makalede tanımladığım gibi,

Dördüncü GECEnin ilk yarısı bütünleşme

ile ve özellikle 24 Kasım 2006’da

Beşinci GÜNDÜZ başlarken sağ beyin yarıküresine girmek üzere olan güçlü

ışık akışına hazırlanmak ile ilgilidir.


Beşinci GÜNDÜZün gelen enerjisi,

Galaktik Altdünyada daha önce deneyimlediğimiz

herhangi bir şeyden çok daha güçlü olacak.

Beşinci GÜNDÜZ daha önce

, başka bir Altdünyada (bilinç tekamülü seviyesinde)

Hıristiyanlığı getiren ve yine,

başka bir Altdünyada modern dünyayı oluşturan, atılım enerjisidir.

Maya takvimi, bilinci dönüştüren ve dünyayı yaratan kozmos enerjilerinin değişimini tanımlar.

Yapmamız gereken şey, geleceğimizi şekillendiren ve dünyanın kalanını

Birlik yoluna götürmeye yardım eden bu enerjiler ile nasıl akacağımızı öğrenmektir.

Böylece,

Beşinci GÜNDÜZün atılım enerjisini

en iyi şekilde nasıl kullanacağımızı düşünmeye ve buna hazırlanmaya şimdi başlamalıyız.

Çünkü bu gerçekleştiğinde, vitesi büyütmeliyiz ve bu vites için önerdiğim isim Atılım Kutlaması’dır.

Bu Atılım Kutlaması sadece tek zamanlık bir olay değildir,

Maya takviminden anlayabileceğimiz gibi bilincin dönüşümün küresel bir süreçtir.

Böylece, bu sürecin ritmi üstdünyalarda önceden sabitlenmiş olsa da,

onun asıl tezahürü, kendilerini ilahi yaratılışın niyet ettiği nihai sonuç ile

Aydınlanmada Birlik ile

– uyumlanmayı arayan

tüm insanlar tarafından ortak yaratım şeklinde gelişmelidir.

Atılım Kutlaması, bu süreç için yön, niyet ve rehberlik sağlamak için tasarlanmıştır

ve kritik bir zaman için bunu yapacaktır: yani, Galaktik Altdünyanın

Beşinci GÜNDÜZünün başlangıcı için.


Burada önerdiğim şey her ışık işçisi içindir ve kendisi ve insanlığın kalanı için aydınlanma isteyen

herkes içindir, insanlığı Galaktik Altdünyanın

Beşinci GÜNDÜZüne götürmeye

ve sonra onun gelen enerjilerinin dengeleme, şifa ve aydınlanma için

maksimum kullanımını sağlamaya yardımcı olacak dünya çapında eşzamanlı olarak dua,

dikşa ve meditasyon günleri sürecine katılmak.

Venüs Geçişi (6–8 Haziran 2004) vesilesi ile Birlik Kutlaması,

ilahi planın tamamlanma aşamasına girdiğimiz gerçeği ile ilgili insanları çok daha fazla uyararak

buna zemin hazırlamaya yardımcı oldu ve

Ortaışık Meditasyonu (1–2 Haziran 2005)

küresel olarak senkronize dikşalar ve meditasyonlara hizmet etti.

Atılım Kutlamasının niyeti, kolektif insanlık bilincinin en azından bir bölümünün

daha derinlere girmesini ve senkronize bir şekilde aydınlanmaya doğru ilerlemesini sağlayacak

bir enerji sekansı (sıralaması) oluşturmaktır.

Bu belirlenen günlerde festivaller ve kutlamalar organize edilebilir.

Beşinci GÜNDÜZden

sonra gelecek enerjiler hakkında bildiklerimizi düşünürsek,

birlik deneyimine kolektif bir hamle yapmak için tam olarak “ya şimdi ya da asla” durumundayız.

Maya takviminin, 2012 yılında gerçekleşecek olan bir şeyleri

beklemekle ilgili olduğuna dair fikirlerin hepsini çöpe atmanın zamanı olduğunu hissediyorum.

Eğer öyle seçersek ve eğer Birliği deneyimlemek için yeterince güçlü bir olumlu arzu öne çıkarılırsa,

an be an parçası olabileceğimiz bir süreç ile ilgilidir gerçek Maya takvimi.

Bunun için, eşzamanlılığın gücünden faydalanarak,

arkamızda maksimum bir rüzgar yaratmak adına,

sadece tarihlerin sabit kaldığı, keşfe yönelik ve dinamik bir süreci öneriyorum.


Atılım Kutlaması süreci için başlangıç, yola çıkma tarihi,

Dördüncü GECEnin 9 Ahau ve 10 Imix’idir,

Gregoryan takviminde bu 27 – 28 Mayıs 2006’a denk geliyor.

Binlerce yıldır kullanılan Kutsal Maya takviminde,

bu orta noktadaki 9 Ahau,

Quetzalcoatl’u sembolize eden 9 un ve ışık veya Tanrı anlamına gelen Ahau’nun kombinasyonudur.

Geleneksel olarak Ahau günleri veya diğer bir ifadeyle ışık günleri,

kadim Mayalar arasında merasim enerjisi olarak kullanılırdı.

Aslında, 28 Ekim 2011’de, 13 Ahau gününün enerjisinde kozmik birlik alanı oluşana kadar devam

edeceğimiz ritmin aynısını şimdi yakalayabiliriz.

Galaktik Altdünya süreci varlığımızın Doğu/sağ beyin yarısının

veçhelerini güçlendirmek ile ilgili olduğundan, 27–28 Mayıs 2006'daki

Atılım Kutlamalarının başlangıcında

“İçimizdeki Dünya Anayı Uyandırmak”

veya

“içimizdeki İlahi Baba ve Anneyi Birleştirmek” temalarını öneriyorum.

Bu Altdünya, yaklaşık 5000 yıl önce Ulusal

Altdünya başlarken

gerçekleşen uçurumu ve ayrılığı iyileştirecek olan ve femineni adım adım öne çıkaran

kozmik tekamül aşamasıdır.

Küresel dikşa topluluğunun Atılım Kutlamasının başlangıcı için,

organizasyonlar yapmasını ve festivaller başlatmasını veya bunlara katılmasını öneriyorum.

Bu zamanda spritüel olaylar planlayan herhangi birine,

Maya Takviminin Birlik içinde Işık (Ahau) günlerine göz atarak bunu yapmalarını öneriyorum.

27 – 28 Mayıs’ta 9 Ahau ve 10 Imix’in başlamasını takiben,

aşağıda listelediğim tavsiye edilen Işıkta Birlik günlerinin bir serisi var.

Ayrıca bunları web sitemde sundum. http://www.calleman.com/ ; www.breakthroughcelebration.com.



Atılım Kutlaması – Beşinci GÜNDÜZde Küresel Süreç


9 Ahau, Cumartesi 27, Mayıs 2006 Dördüncü GECEnin Orta noktası

3 Ahau, Cuma 16, Haziran 2006 (Quetzalcoatl/Mesih’in kürsüsü; oturacak yeri)

10 Ahau, Perşembe 6 Temmuz 2006

4 Ahau, Çarşamba 26 Temmuz 2006

11 Ahau, Salı 15 Ağustos 2006

5 Ahau, Pazartesi 4 Eylül 2006

12 Ahau, Pazar 24 Eylül 2006

6 Ahau, Cumartesi 14 Ekim 2006

13 Ahau, Cuma 3 Kasım 2006

7 Ahau, Perşembe 23 Kasım 2006 Beşinci GÜNDÜZün başlangıcı!

1 Ahau, Çarşamba 13 Aralık 2006 (Quetzalcoatl/Mesih’in Işığı)

8 Ahau, Salı 2 Ocak 2007

2 Ahau, Pazartesi 22 Ocak 2007

9 Ahau, Pazar 11 Şubat 2007

3 Ahau, Cumartesi 3 Mart 2007

10 Ahau, Cuma 23 Mart 2007

4 Ahau, Perşembe April 12 Nisan 2007

11 Ahau, Çarşamba 2 Mayıs 2007

5 Ahau, Salı 22 Mayıs 2007 Beşinci GÜNDÜZün Orta noktası, Atılım

Kutlamasının Zirvesi

Küresel Dünya Ağacı Merasimi

Küresel senkronizasyon için, bu Ahau (Işıkta Birlik) günlerinde dikşaların

06.00, 12.00 ve/veya 18.00 Avrupa Merkezi Saatinde,

Asya ve Avustralya içinde bunlara denk düşen saatlerde uygulanmasını tavsiye ediyorum

(9.00 (önceki akşam), 03.00 ve 09.00 PST) (24.00, 09.00 ve 15.00 EST).

Ortaışık Meditasyonunda olduğu gibi,

odaklanmış kolektif bilinç tarafından üretilen olası hareketler,

Küresel Bilinç Projesi (Global Conscioussness Project -

http://noosphere.princeton.edu)

vasıtası ile gözlenecektir.


Bu Ahau (Işıkta Birlik) günlerinde küresel olarak senkronize olmuş dualar,

dikşalar ve meditasyonlar uygulamak,

küresel spritüel topluluğun yaratımın ilahi süreci ile senkronize olmasını sağlar.

Insanlığın tekamülünün bu aşamasında her şeyle ilgili olan bu hareketin,

bu süreçte ilahi varlığı getirmeye yardımcı olması için küresel dikşa topluluğunu özellikle çağırıyorum.

Beşinci GÜNDÜZ,

özellikle eğer Atılım Kutlaması gerekli akışı üretirse,

bir bireyden diğerine aktarılan dikşa verme yeteneğini getirebilir.

Aynı zamanda, Birliğe doğru giden süreçte önemli derecede katkıda bulunacak,

alan dönüştürme tekniklerini de kapsayan birçok diğer uygulamanın da varolduğunu hissediyorum.

Aslında, bu yenilikçi fenomenin bazılarının gün ışığını henüz görmediğine,

ama Atılım Kutlamasının kapsadığı periyot sırasında bunun gerçekleşeceğine ikna oldum.

Bu tür yaratıcılığı uzlaştırmak ve desteklemek için, fikirler ve spritüel uygulamalar arasında gerekli olan

çapraz – döllemeyi geliştirecek, ortak paylaşım ruhunda bir yaklaşımın gerektiğini hissediyorum.


Böylece, yukarıdaki tarihlere ve bu tarihlerde organize edilecek olaylara ve festivallere ve

bir hizmet tutumu ile yaklaşılması gerektiğini hissediyorum.

Galaktik Altdünyanın daha sonraki aşamalarında da,

Aydınlanma için en yüksek olanağı sunan Ahau (Işıkta Birlik) günlerinde,

küresel dikşa ve meditasyon olaylarına devam etmek için her neden vardır.

Atılım Kutlamasının amacı, ilahi varlığı deneyimlemeye küresel atılıma hizmet etmektir.

Amacının bir parçası ayrıca ilahi zaman planını ve onun ritmini anlatan

Maya takvimini deneyimlemeye yönelik bir atılımdır.

Tek başına bu bile, 28 Ekim 2011’de

Birliğin kozmik alanı kurulmadan önce gelecek üstdünyaların daha zor enerjilerinden

geçecek insanlık için rehberlik ve umut sağlamak için paha biçilmez olacaktır.


Maya takvimi ile ilgili bilgi için bakınız www.calleman.com.

Carl Johan Calleman kozmik zaman planı ile ilgili iki kitabın yazarıdır:

Maya Takvimi (Garev 2001)

ve Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Bear and Co, 2004).

Haziran 2004’te küresel Birlik Kutlamasını ve Haziran 2005’te

Ortaışık meditasyonunu başlattı.

1998’de, Maya takvimi üzerine Merida Mexico’da

Amerikaların Yerli Konseyi tarafından organize edilen konferansta ana konuşmacılardan biri idi

ve bugün tüm dünyada bu konu ile ilgili konferanslar sunmakta ve kurslar vermektedir.

Stockholm Üniversitesi’nde Fiziksel Biyolojide doktorası vardır ve

1986 – 93 yılları arasında

Seattle’da Washington Üniversitesinde

Çevre Sağlığı Kıdemli Araştırmacısı idi. Sri Bhagavan ile birlikte çalışmaktadır.

 

 

MAYALAR
 

Mayalar, M.Ö 300 M.S 1500 yılları arasında hüküm süren medeniyet. M.Ö 600 dolaylarında yükselişe geçti ve Milat'tan kent devletlerinin çoğunun siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü İS 900'e dek, günümüzde Orta Amerika ve Meksika sınırları içinde kalan geniş bir alana hükmetti.

M.S. 600 - 800 yılları arasındaki Post-Klasik dönem ve sonraki birkaç yüzyıl dünyadaki en önemli sanat eserlerinden bazılarını üretmişlerdir. Fakat hala tam olarak anlaşılamayan bazı sebeplerden dolayı, Maya Uygarlığı çökmüş ve kabile, kentlerini terk etmek zorunda kalmıştır.

Bugün Meksika diğer yerlerdeki Mayalar dağlarda yaşar, 4000 yıl önceki ataları gibi.

Köken ve Tarih:
Mu Uygarlığının ilk kolonilerinden birisi olduğu sanılan Meksika'nın güneyi,Honduras,Guatemala ve Belize'nin kuzeyindeki coğrafyada yaşamış olan eski bir uygarlıktır.

Yukatan'da Mu Kıtası anisina inşa edilmiş Uxmal Tapınağındaki Yazıtlar yaklasik 12.000 yıllıktır. Bu tapınakta Geldiğimiz yer olan Batı ülkelerinin anısını korumak için inşa edilmiştir, diye kabartma yazılar bulunmaktadır.

Jeolog - arkeolog James Churchward'ın ve özellikle Dr. William Niven'in (1921-1923 yıllarında Meksika'da ortaya çıkardığı tabletler) yaptıkları araştırmalar Mayalar'ın tarihlendirilebilen ilk MU kolonisi olduğunu göstermektedir.Ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir tarih bulunamamasına rağmen Doğu yönünde ilk kolonilerin, bugün Kuzey ya da Orta Amerika'nın Batı sahilleri olarak bilinen coğrafyaya yerleştiklerini göstermektedir.Mısır'daki Nil deltasında yerleşmiş olan 'Maya Kolonisinin yaklaşık 16. 000 yıl önce kurulduğunu belirtmektedirler.

Dayanıksız malzemelere yazılmış olduğu düşünülen bütün edebiyat metinleri arasında, bugün , incelemeye elverişli sadece birkaç örnek var. Bunların da en iyi bilinenleri, William Niven'in Meksiko City yakınlarında bulduğu 2600 adet tablet arşivi içinde bulunan tabletlerden birinin üzerinde çok özel bir işleme bulunmaktaydı. Bu, yüz bin yılı aşkın süredir Kutsal Dörtlü olarak bilinen simgesel bir figürdü. Bu büyük Kutsal Dörtlülere, eskiler birçok farklı isim vermişler ve bu figürler insanlığın dinsel anlayışlarında hep önemli bir yer tutmuştur.

Bu dört Maya yazmasının yer aldığı Popol Vuh ile Maya efsane, kehanet ve tarihinin kaydedildiği Chilam Balam Kitapları. Popol Vuh uzun yıllar gizli tutuldu. Chichicastenango'da (Guatemala) Peder Francisco Ximénez 1702'de metni buldu ve bir kopyasını çıkardı.İspanyolca çevirisini kaleme aldı. Özgün K'iche' metni günümüzde hâlâ kayıp; ama rahibin çıkardığı kopya ve hazırladığı çeviri Şikago'daki Newberry Kütüphanesi'nde bulunuyor.

İspanyollar 1500'lerde Orta Amerika'ya girince, Mayalara ait çok sayıda hiyeroglif yazısını yok ettiler. Mayalar Latin harflerini öğrendikten sonra, eski eserlerden bazılarını bu alfabeyle yazdılar.

Maya Dili:
Bu dil, eski Mısır dili ve modern Japonca da olduğu gibi kelimeleri ve fikirleri belirten ideogramların ve sesleri belirten fonetik sembollerin bir karışımından oluşmuştur.

Dil uzmanları tarafından ancak dörtte biri çözülebilmiş, yaklaşık 800 hiyeroglif işaret kullanmışlardır. Bugün, günlerin isimleri, aylar, tanrılar, rakamlar, renkler ve pusula yönleri rahatlıkla okunabilmektedir.

Yönetim:
Bilimsel ve dini literatürleri ve bilgileri son derece ileri, askeri ve dini liderler olan Kral tarafından yönetiliyorlardı.Yöneticilerin ve çevrelerindeki asillerin altında göreli olarak daha küçük bir uzman zanaatkar grubu bulunmaktaydı.

Bunlardan sonra da kalabalık bir sıradan çiftçiler grubu geliyordu.Yaşamsal gereçler haricinde pek fazla kişisel mala sahip değillerdi. Mısır ve diğer mahsulleri yetiştirmek için basit tarım araçları kullanırlar, bununla beraber toprağın verimliliğini sağlamak amacıyla, tuhaf ve acı verici majik ayinler düzenlenmesi gerektiğine inanırlardı. Bu majik nitelikli ayinler, doğayla barış yapmak adına harikulade süslü ve gösterişli giysileriyle rahipler ve kabile liderleri tarafından yürütülürdü. Maya kabilesi hiyerarşik bir toplumdu. Kanun adamları da köylüler de yerlerini bilirlerdi.

Sosyal Hayat:
Basketbolu ilk oynayanların Mayalar olduğu kabul edilir.Yazıtlardan, kentlerin, yaşamak için değil dinsel ayinler, özel durumlar ve çalışmalar için yapıldığı anlaşılmaktadır.
Tipik bir Maya ailesi kahvaltıda sıcak çikolata, yeterince zengin değillerse haşlanmış mısır ve şeker kamışı yiyorlardı. Atole denilen bir içkileri vardı. Genelde evler tek odalı ve çamur sıvalıydı. Büyük olasılıkla gün içinde mısır, bezelye, tavşan ve hindi diğer yiyecekleri arasındaydı.

Hasat mevsimi erkekler tarlalarda çalışırken, kadınlar evde yemek pişiriyorlardı. Günün sonunda tüm aile evde toplanıyor ve evin reisi küçük bir dini ayinle atalara dua ediyordu. Zamanlarını sadece tarımla geçirmiyorlar, piramitler ve tapınaklar inşaatında çalışıyorlardı. Genelde düğün törenlerine, kutlamalara, astrolojik ve takvimsel çalışmalara katılıyorlardı. Böyle zamanlarda kral kurbanlar kesiyor ve top oyunları düzenliyordu.

Din:
Kurban edilmiş bir bakire Mayalar'ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka'lar çok üstün seviyeli dinsel bilgilere sahiptiler. Tek tanrı inancındaki eski Mu Güneş Dinine bağlı bir topluluktular.

Bugün, genellikle Meksika ve Guatemala’da yaşayan yaklaşık 2 milyon Maya Yerlisi vardır. Çoğu çiftçidir. Hemen hepsi Katolik olmakla birlikte, inançları geleneksel Maya dininden çok etkilenmiştir; yağmur ve [bereket]] için putperest ayinler düzenlerler.

Kayıp Şehir:
Fransız bilim adamı Dr. Augustus Le Plongeon Maya İmparatorluğu'nun kayıp şehirlerini fotoğraflayan ilk kişi oldu.Arkeolog Le Plengeon'un Kutsal Sırlar Mabedi dediği Yukatan'daki Uxmal Mabedi'nde James Churchward'ın İnsanlığın İlk Dini Diyagramı dediği MU kozmogonik diyagramı bulunmuştur. Bu diyagramda merkezdeki dairenin Güneş'in, Ra'nın ve Tanrı'nın kolektif simgesi olduğu belirtilmektedir.

Bilim ve Sanat:
Mayalar'a göre yeryüzünde meydana gelen en önemli değişimlerden biri de eksen açısıyla ilgiliydi. Günümüz bilimsel bulguları Mayalar'ın bu bilgisiyle tam anlamıyla örtüşmüş durumdadır. Maya yılı her biri 20 günlük 18 aydan oluşuyordu. Ayrıca haab adı verilen 5 ekstra gün daha vardı. 360 günlük periyoda tun deniyordu ve bu periyot, takvimin temelini oluştururdu.

Mayaların 584 gün olarak buldukları Venüs yılı, bugünkü hesaplara göre 583.92 gündür

Mayalar özellikle astronomi, mimarlık, matematik, heykel ve [hiyeroglif]] yazı gibi birçok alanda ilerlemişlerdi.Çok karmaşık bir takvim sistemleri vardı. El sanatlarında da ileriydiler. Bir çeşit güneş dinine inanırlardı. Bu din, insan kurban etmek gibi dünya tarihindeki en vahşi uygulamaları barındırıyordu. Çok başarılı takvim hesaplamaları, piramitleri, altın işlemedeki başarıları inceleyenleri hayrete düşürmüştür. Nasıl yok oldukları dahil olmak üzere, pek çok gizem barındırırlar.

Benim Notum:
Maya Takvimi 2012 yılında biter. Bu sebeple son zamanlarda bazı kehanetler uydurulmaya başlandı.
Örneğin; kıyametin kopması, ABD'nin yıkılması gibi...

Mimari:
Mayalar ters çatı kemeri [Kimmerler] tarafından yapılan ve Camdodia'da Ankgkor'da bulunan dirsekli kum taşı kemerlere benzemektedir) güçlü bir kireç harcı ile yapılandırılmışlardır.

Büyük boyutlu yapılar binalar inşaa etmişlerdir.

En büyük boyutlu binalar Yucatan'ın en büyük şehri Uxmal'dadır.

Bilimsel Belgeler:
1.Yukatan'da hazırlanmış eski bir Maya kitabı olan 'Troano El Yazması, bugün British Museum'da bulunmaktadır.
2.Troano El Yazmasıyla ayni yaşta olan bir başka Maya kitabı 'Cortesianus Kodeksi'dir. Madrid Ulusal Müzesinde bulunmaktadir.
3.Paul Schlieman tarafindan Tibet'te bir Budist tapınağında bulunan 'Lhasan Belgesi.
4.Yukatan'da Mu Kıtası anısına inşa edilmiş [Uxmal Tapınağı]]ndaki Yazitlar yaklasik 12.000 yıllıktır. Bu tapınakta 'Geldigimiz yer olan Bati ülkelerinin anisini korumak için insa edilmistir,' diye kabartma yazilar bulunmaktadir.
5.Meksiko sehrinin 96 km güneybatisinda yer alan 'Xochicalo Piramiti Yazıtları'. Bu piramit, üzerindeki kabartma yazılara göre Batı ülkelerinin yıkımının anısına inşa edilmiştir.
6.Dr. Niven'in Alaska'da buldugu Mu kıtası sembolleriyle islenmiş bir totempol.
7.Eflatun'un Timeus ve Critias adlı eserinde batık kıtaya dair şu sözler geçer: 'Mu ülkesinde 10 halk vardı.'

Bir zamanlar muazzam piramitler inşa edip, yıldızlar ve gezegenler üzerine çalışma yaptıkları bölgenin büyük bir kısmı şu anda ormanın ve toprağın derinliklerinde yatmaktadır.

 

Aztekler, 16. yüzyılda "Fatih" Cortez Meksika kıyılarına ayak bastığında, uygarlıklarının gelişim eğrisindeki son evreyi yaşıyorlardı artık. O görkemli mimari, o göz kamaştırıcı astronomi bilgisi ve benzerini ancak eski Mısır'da gördüğümüz garip yıldız kültürü, altın hırsıyla Yeni Dünya'ya çıkan İspanyolların elinde yağmalandı, yerle bir edildi. Hem de geride pek az iz bırakmacasına. Arkeoloji tarihini anlattığı "Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler" adlı kitabında C.W Ceram, Aztekler'den "boynu vurulan kültür" diye söz eder.
Diğer yandan, Azteklerle doğrudan bir bağlantısı olmayan ve ondan çok daha eski, çok daha büyüleyici bir kültürün yaratıcısı olan Olmec'ler ve Mayalar, uygarlıklarının denizin ta öte yakasından gelen açgözlü yağmacılar tarafından yıkılmasına tanık olmayacak ölçüde şanslıydılar denebilir. Bu insanlar, bugün başlangıcının İ.Ö 2500 yılına dayandığı ileri sürülen bir tarihi yaratmışlar, sonra da İspanyollar gelmeden çok önce sessiz sedasız ortadan kaybolup gitmişlerdi. Tam olarak "kaybolmuşlardı" da denemez; ırkları, jungle yakınlarındaki basit ve düz köylerde varlıklarını mütevazı biçimde sürdürmüş, ama o görkemli piramitleri, tapınakları yapan "ustalar ve bilginler" sanki "sır" olmuşlardı.

Eğer diplomatik bir görevle Orta amerika'ya giden maceracı Amerikalı avukat John Lloyd Stephens ve onunla birlikte bu geziye çıkan İngiliz ressam Frederick Catherwood olmasaydı, belki dünya bir zamanlar Yucatan ve çevresinde büyüleyici bir uygarlığın yaşadığını epey geç öğrenecekti. Stephens, balta girmemiş ormanlar içinde çıktığı gezintilerden birinde, inanılmaz bir şeyle karşılaşmıştı: Ormanın tam ortasına yerleşmiş, ıssız ve sakin bir şehir! O güne dek varlığından haberdar olunmayan Maya uygarlığı, yirminci yüzyılın başlarında art arda gelen yeni buluşlarla gün ışığına çıkmaya başladı.

Ne var ki, 3500 yıla yayıldığı sanılan bu kültürün, geride bıraktığı büyük kültürel mirastan yalnızca birkaç kırıntı kalmıştı geriye. Olmec ve Maya uygarlıklarının yıldız kültürü, dini ve astronomisine ilişkin yazılı kaynakların, İspanyol "fetih" döneminde sistematik bir biçimde yok edildiği sonradan ortaya çıktı. "Vahşi" yerlilere "Tanrı yolunu" öğretme iddiasıyla Meksika ve Orta Amerika'ya gelen papazlar, o muhteşem kalıntılardan ve onları yaratan uygarlıktan habersizdiler ama, "ilkel" orman köylülerinin elinde, "putperest, pagan, batıl" kitaplar olduğunu; bu basit köylülerin o anlaşılması zor dinlerine oldukça bağlı yaşadıklarını farkettiler. Misyonerlerin en acımasızı ünlü Diego De Landa, bir gecede, çevredeki bütün köylülrin elindeki kitapları toplattı ve binlerce cildi, acımadan onların gözleri önünde yakıp yok etti. Landa, "Tanrı yolu"na olan inancıyla yaptığı bu işten gurur duyuyordu ama, yerlilerin büyük üzüntüsünü görünce yaptığı işten belli belirsiz bir pişmanlık duymaya başladı. Ne var ki, iş işten geçmiş, bütün bilgiler kül olmuştu. Landa ilahi bir vicdan azabıyla, kimseye bir şey söylemeden geriye kalan birkaç safayı aldı ve sakladı. Bunlar, bugün Maya kültürüne ilişkin elimizde olan çok az belgenin bazılarıdır.

Arkeologlar, uzun süre bu gizemli uygarlığın izlerini yorumlamakla ve kronolojisini çıkarmakla uğraştılar ama o denli az veri vardı ki, çok da somut bir yerlere varamadılar. Diğer yandan, Maya ve Olmec kültüründeki çoğu unsurun Mısır ile belirgin ortak nitelikler taşımasını ya görmezden geldiler ya da bunlara "önemsiz rastlantı" deyip geçtiler. Bunların en ilginci, her iki kültürde de dini yapıların en önemlileri, "piramit" biçiminde olmasıydı. Üstelik, Teotihuacan'daki Maya piramidiyle, Giza'dakiler arasında ölçüler yönünden de büyük benzerlikler vardı.

Arkeologlar ve tarihçiler, buna rastlantı demeyi yeğlediler. Her iki kültür de astronomi merkezliydi ve gezegen yörüngeleri, hareketleri, yıldız haritaları ve hatta presesyon inanılmaz bir hassasiyetle hesaplanmıştı. Ve yine her iki kültürde de, "ölümsüzlüğün sırrı"na yönelik bitmeyen bir arayış, yıldızlardan medet umma geleneği vardı ve buna da "rastlantı" deniyordu. Her iki kültür de, bütün piramit ve tapınaklarını belli yıldızlara ya da göksel olaylara hizalayarak yapmıştı, herhalde bu da "rastlantı"ydı.

Chichen Itza'daki ünlü tapınağın iki yüzünden biri kış gündönümünde güneşin batışına, diğer yüzü de yaz gündönümünde güneşin doğuşuna yöneltilmişti. Yılda iki kez, ekinoks anlarında da, piramidin basamaklarının gölgesi, yan duvarın üzerine "tüylü yılan" biçimi vermek üzere düşüyordu. Bu "tüylü yılan" simgesi, Maya uygarlığında sık sık karşımıza çıkıyordu ve tanrı Kukulkan'a bağlanıyordu. Maya dininde Kukulkan bir "tüylü yılan"la gösterilirdi ve oldukça ilgi çekici bir hikayeye sahipti: Efsaneye göre, yeryüzü büyük bir felaketle karşılaşıp, birçok ülke sular altında kaldıktan sonra, Maya ülkesine "doğudaki deniz"den, bilge bir tanrı gelmişti, küreksiz bir gemiyle. Yıldızlarla, dünyayla, bina ve tapınak yapımıyla ilgili bilgileri hep bu bilgeden öğrenmişti Mayaların ataları. Onu getiren gemi de, biçiminden ötürü, uzun boynunu ufka çevirmiş büyük bir tüylü yılanla sembolize edilmişti. Bu bilge tanrı, Kukulkan kimdi? Sakın buzul devrinin sonunda suların 100 metre yükselmesiyle ülkesi denizin dibine gömülen bir uygarlığın, okyanustan çıkagelen kazazedesi olmasın? Mitleri çoğu zaman hafif masallar olarak görürüz; ama arkeoloji tarihi bize mitleri hiçbir zaman hafife almamayı öğretir. İngiliz arkeolog Leonard Woolley'nin, Sümer şehri Ur'u ararken, Tevrat'ın Gılgamış Efsanesi'nden ödünç aldığı "tufan" mitini doğruladığını unutmamak gerek. Aynı şekilde, Heinrich Schliemann'ın, yalnızca Homeros'un İlyada'sındaki bir fantezi, bir mit olduğunu düşündüğü ünlü Truva kentini bularak efsanenin doğruluğunu kanıtlamasını da.

Bir diğer ünlü Orta Amerika tapınağı, Teotihuacan'da bulunuyor. Bu tapınak da, Pleiades ya da bizde bilinen adıyla "Ülker" yıldız grubuna göre ayarlanmış. Takvimlerine çok bağlı olan ve uygarlık tarihinin en şaşmaz takvimini yaratan Mayalar, Pleiades'e büyük anlamlar yüklemişler. Bu yıldız kümesinin gökyüzünün en tepe noktasına yerleşmesi, 52 yıllık döngülerle gerçekleşiyor. Mayalar, sürekli olarak "dünyanın yokolacağı büyük felaket" korkusuyla yaşamış bir ulus. Nereden kaynaklandığını bilmediğimiz inanışlarında, 52 yılda bir "dünyanın sonu"nun geleceği fikri var. Bu nedenle, Pleiades döngüsünü tamamlayıp zenith noktasında belirdiğinde, Mayaların sevinçle bunu kutlamaları şaşırtıcı değil. Böylece, "Bir afet dönemi daha olaysız bitti, önümüzde 52 yıl daha var" diyebiliyorlardı. Şaşırtıcı olan, dünyanın bu sessiz, sakin, büyüleyici doğa güzelliklerine sahip bölgesinde yaşayan insanların niçin durup dururken böylesi "afet teorileri" oluşturup bunlardan ölesiye korktukları sorusu. Yoksa, toplumsal bilinçaltında, çok eskilerden gelen bir "anı" mı vardı?

Meksika, Guatemala ve Honduras bölgelerindeki eski uygarlıklar, derinlemesine araştırılmayı hakediyorlar. Sezgiler ve sağduyu, Mısır'da, Uzak Doğu'da, Stonehenge'de izlerini gördüğümüz "yitik uygarlık"la ilgili en önemli ipuçlarının bu bölgede ortaya çıkacağını söylüyor sanki.

 

MAYALARIN ATALARI, ORTA AMERİKA’YA YELKEN AÇMIŞLARDI

 

Zaman, yaklaşık olarak M. Ö. 1,500’ler. Günümüzün Maharasthra eyaletinden Batı Hindistan’a kadar uzanan beyaz kumlu güzel bir kıyı şeridi olan Konkan’ın ya da Kankon’un birkaç limanındaki Tamil gemi filosu, çapa kaldırıyor ve şimdiki Seylan ulusunun büyük adasına (günümüzdeki Sri Lanka) doğru güneye yelken açıyor. Amaçları, göçmen yerleşimcileri orada bıraktıktan sonra gemilerle Patala’ya ya da şimdiki Meksika ve Orta Amerika’ya gitmektir. Seylan’daki kalışları sırasında, evvelce Orta Amerika’da Olmekler veya Olman uygarlığı olan Akad tipi (Sumerli) bir uygarlığın üzerine ya da yanıbaşına yeni bir Tamil uygarlığının inşasına başlamak için becerikli taş işçilerini, marifetli ustaları ve Maya vilayetindeki tapınak inşaatçılarını topluyorlar.

 

Konkan bölgesinde bir sahil (Hindistan)

Konkan bölgesinde bir sahil (Hindistan)

 

 

Antik Tamiller, uluslararası tüccar ve kolonicilerdi. Dünya üzerinde gittikleri her yerde, yer adları, yiyecekler, oyunlar ve tapınak binaları gibi kuşkuya yer bırakmayacak şekilde varlıklarının izlerini bıraktılar. Yaptıkları tapınak binaları genellikle zikhariler (katmanlı veya piramitsel tapınak platformları) şeklinde idi. Sıklıkla, ama daima olmamak üzere, her bir katmanda ufak girişler ya da tapınaklar yer alırdı. Tepedeki katmanda daima bir tapınak olurdu. Bunun üzerinde ise, dikdörtgen prizma şeklinde süslü bir kule bulunurdu. Ancak, bunun yanı sıra tapınağın üstünde sık sık yuvarlak kümbetler ya da döne döne çıkılan tek bir sarmal kule tepesi de yer alırdı. Zikhariler genelde ev sahibi ulusların Dravit ya da Tamil-türevli kültürlerine göre görünüm bakımından değişiklikler arzetmekteydi. Fakat bir şey asla değişmezdi : Tamil etkisinin kolayca tanınan varlığı.

 

Konkan’daki Zikhariler

Konkan’daki Zikhariler

 

 

 

 

Kanchipuram Tapınağı (Hindistan)

Kanchipuram Tapınağı (Hindistan)

 

 

 

FENİKELİLERİN GERÇEKTE KİM OLDUKLARI HAKKINDA

 

Bu makaleye devam etmeden önce, Fenikelilerin kim olduğunu açıklığa kavuşturmam gerekiyor. Hakkında modern insanın hiçbir şey bilmediği, yeryüzünde yerleşimler kurmuş olan bu halk hakkındaki ilk bilgileri 19’uncu yüzyıl İngiliz Şarkiyatçısı George Rawlinson tarafından yazılan Phoenicia (Fenike) adlı kitaptan öğrendim. Rawlinson, bu gözüpek denizciler hakkında önde gelen bir otorite sayılmaktaydı. Fakat o bile yanlış yolda idi. Fenikelilerin belli başlı bir anavatanının olmadığını, ama tüm Orta Doğu’daki ticaret limanlarını tuttuklarını söylemişti. Batı yarımküresinde onlara Puni deniyordu; ama genelde bu isme cevap vermiyorlardı. Üstelik, Rawlinson, Fenikelilerin Akdenizli olduğunu söylemişti. Ancak, ben Hindu tarihini incelerken, onların ayrıca Orta Asya ve Hindistan’da da bulunduklarını keşfettim. Fakat oralarda Pani diye adlandırılmışlardı. Onlar ise, Hindistan’da bile kendilerine Pani dememişlerdi.

 

Rig Veda’nın Tarihi adlı kısa ama aydınlatıcı kitabında Bengalli tarihçi Rajeswar Gupta şöyle demiş : “Antik zamanlarda Kızıl Deniz ve Akdeniz, Fenikelilerin ve Aryan ticaret gemilerinin Akdeniz’e giriş yaptığı bir boğaz yoluyla birbirleriyle bağlantılıydı. Bu geçit, alüvyonlarla dolup tıkanınca, Hindistan ile Avrupa arasındaki bağlantı koptu” (s. 4).

 

Eğer Profesör Gupta, Orta Asya’daki Türk bağlantılı uluslarla daha tanışık olsaydı, Fenikelilerin ve Aryanların aynı halk olduğunu fark ederdi. Orta Doğu’daki Fenikeliler, kendilerini sahiller boyunca ufak şehir devletlerine bölmüşler ve sonunda Dravit olma bilincini kaybetmişlerdi.

 

Hatta bugün bile Türk halkları kendilerini Ari diye çağırırlar. Türk halklarının ataları da kendilerini Pancha (Beş) Krishtayalar (İnsanlığın Orijinal Beş Irkı) diye çağırmışlardı.

 

Benim gibi, Profesör Gupta da Fenikelilerin Orta Asya’da doğduğunu sezinlemişti. Yunan tarihçisi Herodot, Fenikelilerin dağınık ve düzensiz şehir devletleri derlemesi olduklarından bahsetmemiş, ancak tek bir siyasi kuruluş olduğunu belirtmişti. Ben asıl Fenike’nin Anadolu (Türkiye) ve Bulgaristan olduğunu sezdim. Yunanistan, bir süreliğine Fenike’nin bir parçasıydı; fakat sonradan kaçıp kurtulmuştu. Şimdi bile Yunanlılar, Türkler gibi büyük bir deniz halkıdır. Doğruyu söylemek gerekirse, 6000 yıllık meşhur Piri Reis haritası, daha eski Türk haritalarından yapılmıştı. Mercateur haritası bir başka örnektir.

 

 

PANİ YA DA PUNİ TERİMİNİN MANASINI ANLAMAK

 

Eğer Paniler veya Puniler kendilerini bu isimle çağırmadılarsa, bu benzer terimler ne anlama geliyordu? Bu kuraldışılık kafamı karıştırıyordu; çünkü sözcük dünyanın nerdeyse tüm dillerinde, hatta Orta Amerika’da bile bulunmaktadır. Panama’nın adının onlardan gelmesi bir gerçektir; çünkü Panama, gemilerin geçmesini sağlayan bir geçit idi ve halen de öyledir. Pani’nin ne anlama geldiğini öğrenmek için, Malati J. Shendge tarafından yazılmış olan The Civilized Demons, the Harappans in Rig Veda (Uygar İblisler, Rig Veda’daki Harappalılar) adlı kitaba başvurdum : “Uluslararası ticarete katılmışlardı; malları ihtiyaç fazlası yerlerden getirip talebe göre temin ediyorlar, kervanları yöreden yöreye götürüyorlardı (s. 222). Kısacası, bunun anlamı “trafik, bir yerden başka bir yere hareket etmek” demektir. Aynı anlam, Nahuatl dilinde de bulunur : pan (dış mekan); pano; opano (diğer tarafa geçmek), vb. (bkz : Angel Maria Garibay tarafından yazılan Llave del Nahuatl (Nahuatl’ın Anahtarı) adlı kitap). Hatta İngilizcede “pan” öntakısı kabaca aynı şeyi kasteder : “tümünü kuşatan, her yerde olan, vb.”

 

 

SUMERLER TÜRK İDİ

 

Çoğu kişi, Akad ya da Sumerlerin Türk olduğunu kabullenmekte güçlük çeker. Akadlar (Sumerler), ayrıca Kadlar, Khattiler (Hattiler), vb. olarak bilinen Fenikeliler idi. Onlar, köken olarak, İncil’in Eden (Aden adlı cennet) dediği ve Akad dilinde Bozkır (Orta Asya) anlamındaki yerden gelen bir Türk (Kur, Tur, Tul, Tol, vb.) halkıydı. Tufan’dan önce Bozkır ya da Eden, bir yeryüzü cenneti olarak kabul edilirdi. Ancak Tufan nedeniyle şimdiki Altay, Tannu (Tıva, Teva veya Tuva) ve Hakasya Türk Cumhuriyetlerinin bulunduğu yerleri sular basınca, hayatta kalanlar uygarlıklarını yeni baştan kurmak zorunda kaldılar. Çoğu şimdiki Hindistan’a kaçarak Kuzeyin doğu bölümü ile güney yarımküreyi tek bir ulus halinde birleştiren Hintlilerin kendisi haline geldi.

 

Tufan sonrası kabilelerin çoğu vahşileşmişti. Aryanlar ve Kurlar (Türkler) eski hallerine geri dönemediler. Hint mitolojisinde iyi talih, hazine ve altın tanrısı olarak bilinen Kubera adında bir Bulgar kralı (Khyber, Kheever veya İncil’deki adıyla Heber), onları Lanka’ya sürgüne yollamaya karar verdi. O ve takipçileri olan Yakhular veya Yakshalar, onların bu verimli tropikal ülkede refaha kavuşacaklarını düşünüyorlardı. Ancak orada bile kendilerini uygarlaştıramadılar. Altaylı Mayalar ve birtakım Huna (Hunların benzerleri veya Moğollar) kavimleri hariç, Rakshasalar ve Pisacalar denilen iflah olmaz göçebe kabilelerinin çoğu, bozuk ve aşağılıkça bir hayatın derinliklerinde kalmayı tercih etti.

 

Kubera halkına Nagalar veya Chanlar adı verildi; çünkü simgeleri yılan idi. Ramayana’ya göre yaklaşık olarak 10,000 yıl süren bir zamanda dünyayı halklaştırdılar. Kubera ve onun Yakshaları, önceden bahsettiğim Mayalarla birlikte, ne kadar Rakshasalı ve Pisacalı varsa öldürdü, kalanları ise Patala’ya götürdü.

 

Tarihçi Kuttikhat Purushothoma Chon, Remedy the Frauds in Hinduism (Hinduizm’deki Sahtekarlıkları Çözün) adlı kitabında Mayaların Sibiryalı kökenlerinden bahsetmiştir. “ Bizim Mahabharata adlı destanımızda Maya mimarlarından bahsedilir. Maya halkı, Siyam’da (Tayland) ve Doğu Asya’dadır. Kerala’da Mayyavad denilen bir yer vardır. Uttar Pradesh halkının dilinde Maya sözcüğü, “Ganga ki Maya” deyiminde olduğu gibi, anne anlamında kullanılır. Rus Doğu Sibiryasında, Maya adında bir ırmağın yanı sıra geniş bir alan vardır”.

 

Cologne Sanskritçe Sözlüğü (Cologne Sanskrit Lexicon), Maya sözcüğünün tanımını matematikçiler (ölçümçüler), askeri strateji uzmanları, büyücüler, bilgeler ve inşaatçılar şeklinde yapar. Bizim Orta Amerikalı Mayalar, bu tanıma kesinlikle uymaktadır.

 

Malati J. Shendge, Panilerin, Asuraların, Yakshaların ve Mayaların benzer bir nedenle birbirlerinin ortakları olduklarını söylemiştir.

 

 

AMERİKALI KIZILDERİLİLERİMİZİN SİBİRYALI KÖKENİNİN DNA KANITI

 

Rus bilimcileri son zamanlarda Tuva (ayrıca Tannu, Tıva ve Teva olarak bilinir) sınırındaki Sibirya Hakasyası ve Altay bölgelerindeki halkın DNA‘sı aracılığıyla Mayaların ilk olarak Altay’da ortaya çıkmış olması gerektiğini keşfettiler. Sonradan Kubera takipçileri onları, büyük bir halk haline geldikleri yer olan Seylan’a götürmüştü. Güncel olarak bakıldığında, Tuvalıların DNA’sı üzerine az araştırma yapılmıştır. Hatta Rus bilimcileri Tuvalıların Amerikan Kızılderilileri ile daha yüksek bir oranda DNA eşleşmesine sahip olduklarına inanıyorlar. Geriye sadece Mayaların DNA’sını diğer Asya ülkelerinde, tabi bizim kendi Mayalarımızda, İnka Nahualarında, Maya ve Mayo klanlarında ve ayrıca aynı dili konuşan iki kabilede, yani Meksikalı Yaqui (Yakhlar mı?) ve Mayo (Maya) kabilelerinde testler yapmak kalıyor.

 

 

ASURALAR KİMDİ?

 

Malati J. Shendge, Asuraların İndus Vadisi’nde (Batı Hindistan’da) hüküm sürdüklerini söyler : “Bu halklar, tarım, teknoloji, mühendislik, denizötesi yolculuk ve ticarette iyi bilgi sahibi idiler ve nehir sularında barajlar ve sulama kanalları kurarak denetim sağlamışlardı” (The Civilized Demons (Uygar İblisler), s. 289). Bu bağlamda Fenikeliler bile Asuralıdır.

 

 

ASURALAR VE MÜTTEFİKLERİ AÇIK YA DA KOYU TENLİ MİYDİLER?

 

Batı Hindistan’ın kıyı bölgesi topraklarında yaşayan Aryanların koyu tenli olduğu konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Indica adlı kitabında Arrian şöyle demiştir : “ İndus’daki yerleşimciler, kendi görünümlerinde olup Etiyopyalılar gibi görünmezler. Güney kıyısındakiler, çok kara ve ayrıca kara saçlı oldukları için onları en çok andıranlardır; ancak o kadar düz burunlu değildirler, saçları da pek öyle yün gibi değildir. Onlar daha çok kuzeyli halleriyle Mısırlılara büyük ölçüde benzerler”.

 

Bazı Hindu milliyetçisi guruplar, Aryan istilası denilen şeyin, beyaz olmayanları ezmek için beyaz ırkın söylediği bir yalan olduğu konusunda Hinduları ikna etmeye çalışmıştır. Ancak, neden Türklerle bağlantılı uluslarda yaşayan yüz elli milyon kişinin kendilerini Ari (Aryan) diye adlandırdıklarını açıklayamamaktadırlar. Üstelik, Krishtayalar, insanlığın tüm beş ırkının kendileri olduğunu iddia ediyorlardı.

 

Tarihsel dilbilim profesörü olan Dr. Polat Kaya şöyle demiştir : “ Ön-İran kültürü, Aryanlardan önceki Turan uygarlığı ve kültürüdür. İndus uygarlığı da tıpkı Sumerlerin olduğu gibi, bir Turan kültürüdür. Bu antik kültürlerle ilişkide olan Dravitler, hep birlikte onlara ve ayrıca Türklere bağlıdır. Tarihçilerin ve dilbilimcilerin Tur/Türk adını kullanmamaya şartlanmış olmalarına karşın, hepsinin dilleri bitişkendir” (İstanbul allingus@hotmail.com).

 

Dini bir toplantıda dostum T. L. Subash Chandra Bose’u şereflendiren bir Tamil gurubu. Bose, arka planda bir çiçek çelengi tutan adamdır

Dini bir toplantıda dostum T. L. Subash Chandra Bose’u şereflendiren bir Tamil gurubu. Bose, arka planda bir çiçek çelengi tutan adamdır

 

 

Antik Fenikeliler, köken olarak Eritre Denizi’ne kıyısı olan topraklardan geldiklerini iddia etmişlerdir. Eritre Denizi, Pakistan sahillerinden başlayıp Hindistan’ın tüm batı kıyısı boyunca uzanan Arap Denizi’ndedir.

 

 

OLMEKLER TÜRK MÜ İDİ?

 

Olmekler ya da Olmanlar, Orta Amerika’daki ilk uygarlık idi. Varlıklarına dair bol miktarda fiziksel ve dilbilimsel eser olmasına karşın, yalnızca Nahuatl dilini konuşan kabileler ve Mayalar, Olmeklerin veya Olmakların bir halk olduğu hakkında birşeyler biliyorlardı. Kesin olan bir şey varsa, o da onların Türk olduğunu bilmemiz; çünkü Olmak ya da Olman, Adem (Adam) sözcüğünün Türkçe adlarıdır. Belki de Meksika’nın ilk yerleşimcileri oldukları için kendilerini böyle çağırıyorlardı.

 

Olmeklerin Batı Meksika’ya gemilerle Tehuantepec Kıstağı’ndan girdikleri söylenir. İlk olarak Papaloapan ırmağının yakınlarında Veracruz kentinin doğu kıyısına yerleştiler. Nahuatl dilini konuşan insanlar, B harfini telaffuz edemiyorlardı. Papaloapan sözcüğü, muhtemelen Babalu-apan idi (Babil Geçiti).

 

Olmeklere ait La Venta kentinin nasıl göründüğüne dair sanatçı görüşü

Olmeklere ait La Venta kentinin nasıl göründüğüne dair sanatçı görüşü

 

 

Olmeklerin Zikharileri (Tapınak Tepeler), Sumerlerin Ziguratlarına benziyordu ve esasında aynı Zicualli ve Zacualli adı nedeniyle benzer idiler. Nahuatl kabileleri L harfini söyleyemedikleri için, bu sözcük muhtemelen Zigurat sözcüğünün diyalektik bir versiyonu olan Zicuari idi.

 

Kıyıya yerleştikten sonraki yüzyıllar boyunca Meksika’nın orta iç karalarına ve günümüzdeki San Luis Potosi eyaleti kadar uzaklardaki kuzeye doğru hareket ettiler. Onların izleri en sonunda Güneybatı Birleşik Devletlere kadar uzanan uzaklar yerlerde bulunabilmektedir.

 

Üst kısımları aradan geçen yüzyıllar boyunca aşınmış olan bir Orta Asya ziguratı

Üst kısımları aradan geçen yüzyıllar boyunca aşınmış olan bir Orta Asya ziguratı

 

 

Çoğalıp yayıldıkça, Olmek ya da Olman olduklarını unuttular. Hatırlayabildikleri tek şey, Amerika’ya gemilerle geldikleri idi : Nava veya Nauvak (Nahua veya Nauwak), “gemici halk”.

 

En sonunda, Nauvak sözcüğü Anauwak olarak değişti (artık gemici halk değildi). Bugün bile Nahuatl dilinde Anahuac sözcüğünün anlamı, “iki su arasında” demektir. Nahuatlca konuşan kabileler de ayrıca kendilerini, “Turan ya da Tulan’ın Oğulları” anlamına gelen Toltika sözcüğünden türemiş Toltek olarak adlandırırlar. İspanyollar Meksika’ya geldiklerinde, Aztekler, onların da Türk olduklarını sandıkları için İspanyolları “Tuleler” diye çağırmışlardı.

 

 

Rusya’nın Sibirya bölgesindeki Tula’nın haritası. Yoksa Aztekler bu Tula’dan mı gelmişlerdi?

Rusya’nın Sibirya bölgesindeki Tula’nın haritası. Yoksa Aztekler bu Tula’dan mı gelmişlerdi?

 

 

Onlar ve Sumerler aynı ana tanrıçalara dua ediyorlardı.

 

 

Güney Pers ülkesinin, Afganistan'ın ve Pakistan'ın çeşitli değişik adları vardı : Sivapuri (Tanrı Shiva'nın bölgesi), Sivabhu (Kutsal Shiva Ülkesi), Sivapuni (Shiva'nın İffeti) ve Shivulba (Rahim, Köken veya Shiva'nın Mağarası). Pueblo Kızılderilileri, kendi “altdünya”larını veya köken yerini Sibapu veya Sibapuni diye adlandırırlardı; Mayalar için orası, “altdünya” ve tanrıların yeri olan Shibalba idi. Hinduların Sivabhu, Sivapuni ve Shivulba’sının, Puebloların Sibapu, Sivapuni’si ve Mayaların Shivalba’sı (Xibalba) arasındaki dilbilimsel ve işlevsel benzerlikleri, rastlantı olmak için aşırı şekilde hemen hemen aynıdır.

 

Tepe sözcüğü, etrafı bir köy ile çevrili dik kaya anlamında idi. Tepe, hem saldırı durumunda bir kale, hem de köyün sıklıkla ana tanrıça olan özel bir tanrısını onurlandıran dinî bir merkez olarak kullanılıyordu. Tüm Sivabhu üzerinde ve hatta Orta Doğu’da yayılmış olan yüzlerce Tepeden birkaç örnek verecek olursak : Tepe Yaya, Tepe Ya, Tepe Kilize, Tepe Liman, Tepe Catal, Tepe Godin, Tepe Cora, vb.

 

Orta Doğu ve Orta Asya’nın dışında olup da Tepe diye adlandırılan bu koruyucu ve kutsal tepelerden yüzlercesini bulduğumuz tek bölge, Meksika’dır. Bunlardan bazıları, Tepatitlán, Tuxtepec, Tepec, Tepic, Mazatepec, Tepetatas, Tepantita, Tepetzintla, Tepuste, Tepetlix, Tepetlalco’dur ve böyle devam etmektedir.

 

Antik Sivabhu’da bu tepelerin üstünde bulunan tanrılara “Muhafız Melek” anlamına gelen Yah, Yakh, Yakhu, Yaksha, Yakshi, vs. denirdi. En başta gelen Meksika Yakshi’sinin (kadın muhafız melek) şimdiki Tepeyac’ın üstünde yer alan bir tapınağı vardı. O, şimdi Guadelup Bakiresi’dir (Virgin of Guadalupe).

 

Meksika´da Morelos eyaletinin Tepoztlan kentindeki

Meksika'da Morelos eyaletinin Tepoztlan kentindeki "Sumerli" Heykeli

 

 

En sonunda Meksika’da Olmek’lerin dışındaki kabileler de, - tabi eğer sonunda kaldıysa – Olmeklerden sonra onların uygarlığını kopyaladılar. Aztekler, bir zamanlar şimdiki Florida Adaları (Florida Cays/Keys) denilen yerde yaşadıklarını iddia etmişlerdir. Kentleri su altında kalınca, denizci bir gurup onları kurtarmış ve Meksika anakarasına bırakmıştı. Aztekler, yıllıklarında halihazırda orada bulunan uygarlığı uyarladıklarını belirtmişlerdir.

 

Nahuatl’ca konuşan kabileler ve Mayalar, İspanyollara, Tamoan-chan ya da Tamuan-chan dedikleri bir halkın da Olmeklerle karıştıklarını anlatmışlardır. Bunlar Okyanusya’nın Samoa ya da Yeni Zelanda gibi bir bölgesinden gelmiş bir halk olabilirler (bkz : Garibay’ın Llave del Nahuatl adlı kitabı). “Chan” sözcüğü, “Yılanların Yeri” anlamına gelmekteydi.

 

1950’lerde Morelos eyaletinin Tepoztlan kenti yakınlarında fena halde aşınmış bir Sumer heykelini andıran tuhaf bir kaya oluşumunu görmeye gitmiştim. Bazı insanlar, kayanın yalnızca doğal bir oluşum olduğunu düşünürler, ama ben öyle düşünmüyorum. Kayanın yanında kesinlikle Aztek tarzında olmayan ve insan eliyle yapılmış başka oluşumlar da vardır.

 

 

MAYALAR, TAMİL'Dİ

 

Artık, Tamillerin Amerika’ya yaptıkları kuramsal seyahate dönmeye hazır sayılırım. Tamiller muhtemelen iki tip harita kullanıyorlardı. Aşağıdaki ilk harita, dört yöne açmış taç yapraklarıyla Meru Dağını göstermektedir. Soldaki taç yaprak, Ketumal veya Chetumal denilen uzak bir ülkeye doğru yönelmiştir. Tamiller bu ülkeye ulaşabilmek amacıyla, gemileriyle Afrika’nın en güneydeki ucuna kadar inip de etrafını dolaşmaktan sakınmak için, doğuya doğru gitmek zorundaydılar. Daha önce de oralarda bulundukları için nereye gittiklerini biliyorlardı! Aşağıdaki ikinci harita, onların kendi dünya haritası idi.

 

 

Mayalar, atalarının batıya doğru 150 günlük bir mesafede bulunduğunu söylemişlerdir.

 

Tamiller Kuzey Amerika’ya varınca, Panama Kanalı (Büyük Geçit) aracılığıyla şimdiki Karayip Denizi’ne geçtiler. Diğer tarafa geldiklerinde, güvenli Chetumal limanına demirlediler. Liman hala aynı adı taşımaktadır ve Belize’dedir Belize adı, Belisha (Tanrı Shiva) sözcüğünden türemiştir.

 

Sonra, Chetumal’den ayrılıp kıyı boyunca, eski yurtlarının güzelliğini anımsatan bir yer olan Konkan’a yelken açtılar. Orada çapalarını bırakıp Amerika’daki ilk yurtlarını kurdular. Elbette ki yeni yurtlarını Kankun (Cancun) diye adlandırmaları şaşırtıcı değildir. Binlerce yıl sonra bile, sadece son hecenin telaffuzu birazcık değişmiştir.

 

 

 

Chetumal limanının fotoğrafı (Belize, Orta Amerika)

Chetumal limanının fotoğrafı (Belize, Orta Amerika)

 

Cancun bölgesindeki Tulum kasabasının sahil manzarası (Meksika)

Cancun bölgesindeki Tulum kasabasının sahil manzarası (Meksika)

 

 

Tamillerin Chetumal’dan Cancun’a yaptıkları seyahati gösteren harita

Tamillerin Chetumal’dan Cancun’a yaptıkları seyahati gösteren harita

 

 

Tamiller, Yucatan’a yerleşince, Tikal ve Palenque şehirlerinde olduğu gibi, tipik zikharilerini inşa ettiler. Tikal’de taş anıtlarını, tıpkı Konkan’da yaptıkları gibi, kızılımsı renkte bir boya ile boyadılar.

 

 

Bir Tikal Zikharisi (Guatemala, Orta Amerika)

Bir Tikal Zikharisi (Guatemala, Orta Amerika)

 

 

 

Bir Pelenque Zikharisi (Meksika)

Bir Pelenque Zikharisi (Meksika)

 

 

İnsanlar, aşağıda Copan şehrinde görüldüğü üzere, Maya ülkesinde fil resimleri görünce, şaşkınlık geçirmektedir. Bu durum, Hindistan’daki fillerden kalma bir hatıra olabilir.

 

Mayaların dışarıdan geldiği şeklindeki görüşüme katılmayan bazı uzmanlar, bir zamanlar Güney Meksika’da fillerin bunduğunu düşünmektedir. Gerçek şu ki, Mayalar uzun burunlu bir tanrıya (Chac) tapıyorlardı, tıpkı Tamillerin Hindistan’da fil kafalı Ganesha’ya taptığı gibi.

 

Bir filin kafasının üzerine binmiş vaziyette sarıklı bir Hindu fil sürücüsünün taş üzerine yapılmış oyma baskısı

Bir filin kafasının üzerine binmiş vaziyette sarıklı bir Hindu fil sürücüsünün taş üzerine yapılmış oyma baskısı

 

 

Chak, Mayaların uzun burunlu yıldırım, şimşek, yağmur ve ekin tanrısı idi. Fil gibi hortumuyla yeryüzüne su püskürürdü. Dünyanın başka bölgelerinde Chak’a karşılık gelenler; Zeus, Dyaus, Jupiter, Ca, Jah, Ju, Jahve, Jehova Jeho, Sakh, Sagg, Sa-ga-ga, Sakko, Zagg, Zax idi. Zeus diye bilineni, sıklıkla ellerinde yılan biçiminde yıldırım ve kutsal bir kase tutmuş olarak ya da birisi kaseyi ona uzatırken resmedilmiştir. Mayaların Chak’ı da aynı şekilde resmedilmiştir.

 

Maya tanrısı Chac (Çak)

Maya tanrısı Chac (Çak)

 

 

 

MAYALARIN SEYLAN’LI OLDUKLARINA DAİR BİLİMSEL KANITLAR

 

Mayalar, Seylan’ı (Sri Lanka) dolaylı ya da dolaysız olarak teşhis eden çeşitli isimler vermişlerdir : Shilanka (Xilanca) – eski bir Seylan (Zeilan-Ka) adı.

 

Shikalanka (Xicalanca) - Seylan. Tamil dilinde, Shikalam.

 

Kültürel kahramanlarından birinin adı Itzamna idi. O, batıdaki bir ülkeden geldiğini öne sürmüştü. Isham sözcüğü, Kaplan anlamına gelir; “Altın Ülkesi”, Seylan’ın Dravitçedeki adıdır. Isham-na’daki Na eki, kişiyi ululamak içindir.

 

Ishbalanka (Xbalanca), bir başka kültürel kahramandır. Tamilcede, “Lanka’nın Shiva’sı” anlamına gelir. Hindistan tanrısı Shiva’nın, bugünkü Sri Lanka’da bulunan Adem Tepesi’nde ayak izini bırakmış olduğu varsayılır.

 

Shibalba, Mayaların yeraltı dünyası. Bu sözcük Sanskritçedeki Shivulba’dan gelir; Hindistan’da, “Tanrı Shiva - Meru Dağı’ndaki pınarbaşından gelen” anlamındadır.

 

Palenke (Palenque). Bu ad, Tamilce Pal-Lanka’dan türemedir; “Lanka’nın Korunma Devleti” anlamına gelir. Antik Lanka, Hindistan’ın Atlantis’i idi.

 

Yaxilan (Yakshilan) Maya kalıntıları, Bu ad, Sanskritçede “Seylan Yaksha’sı” anlamına gelir.

 

Ceren, Seylan’ın bir adı. El Salvador’da bulunan bazı Maya kalıntılarına Ceren denir.

 

Lacandon, bir Yucatan kabilesi. Hindistan tanrısı Kubera, Kuzey Hindistan’da bir Tatar Huna veya Rakshasha kabilesi olan Lakları Seylan’a sürgüne yollamıştı; Laklar, adlarını birçok adı olan bu ülkeye vermişler ve burada Lakan ya da Lakam halkı olmuşlardır. Lacan-don’daki Don sözcüğü, Dan (Tannu veya Dannu mu?) sözcüğünden türemiştir (Antik Seylan adlarının Maya kabile ve yer adları ile karşılaştırılması için, genelağda çevrimiçi Cologne Sanskritçe Sözlüğü'ne ve Tamilce sözlüklere bakınız).

 

 

ANTİK SEYLAN’IN ÜÇ EYALETİ

 

Antik Seylan üç eyalete bölünmüştü : Maya, yani adanın merkezî bölümü, Ruhuna (Huna Ülkesinin Ruhu) ve üçü içinde en kuzeyde olan Pihitee. Seylanlı Mayalar etkileyici astronomik bilgileri, mimarlık harikaları, tapınakları ve sulama göletleriyle tanınıyorlardı (Kaynakça : The History of Ceylon (Seylan’ın Tarihi), yazar : William Knighton, ilk baskı : Seylan’ın Colombo şehri, 1845).

 

Seylan’ın kült dinlerinden birinin adı Mayon’dur Adada yaşayan birkaç yerli arasında varlığını hala sürdürmektedir. Rakshasa ve Pisaca’lı yaramaz çocukların çoğu, Tatar Hunaları idi; bunlar “Meru Dağının etrafındaki Kutsal Ülke’den gelen Hunalar (Tatarlar)” anlamındaki Huna-Bhu’dan gelmişlerdi. Bu kabilelerin çoğu yamyam gibiydi, kabilerarası kavgalara alışık ve meraklı olup dinsel ayinlerinde insan kurban ederler ve savaşta kafa derisi yüzerlerdi; ayrıca Amerikan kızılderili kabilelerine atfedilen başka adetler de gözlenmiştir. Mayalar onları kültürel kahramanları Hunapu (Huna-Bhu mu?) olarak hatırlamaktadır.

 

Orta Amerika yerlileri, “ST” bileşimini telaffuz edebilselerdi, günümüzün Yucatan’ı, Yucasthan (Yakhuthan mı?) olurdu. Hatta bugün bile, Meksikalı Kızılderililer ve köylüler bu bileşimi söyleyemezler. Örneğin, Cómo estás? (Nasılsın?) yerine, sadece "Cómo tá?" diyebilirler.

 

Guatemala adı, Sanskritçede Guha (Kozmik Zeka) + Dha (Yılan Şeklinde) + Amala (Göbek Bağı) sözcüklerinden oluşan Guadhaamala’dan türemiştir; Batı Asya ve Hindistan’ı Orta Amerika’ya bağlayan Kutsal Göbek Bağıdır. Maya ülkesinde Seylanlıların ve Tamil kabile adları olan Yakkha, Maya ve Lak’ın yanı sıra, Lenca ve Rama kabileleri vardır. Mayaların alçakta kalan bölgelerine Guanacaste denir, Batılı Aydınlanmış Nagalar anlamına gelir. Olmeklerin, geride bıraktıkları yer adlarından dolayı Nahuatlca konuştukları varsayılır. Olmekler, Güneydoğu Veracruz’daki Maya ülkesini Coatzacoalcos (Yılan Tapınağı) diye adlandırmışlardı. Yılan Tapınağı, Batılı veya Amerikalı Nagaların yurdundan başka bir yer değildi.

 

“Kökensel açıdan, Asuralar veya Nagalar, yalnızca uygar bir halk değildi; aynı zamanda bir denizcilik gücüydü, yılanların anası Kadru, oğullarına denizin öte tarafında Nagaların yaşadığı güzel bir ülkeye taşıma hizmeti yapması için Garuda’yı (Kartal ya da Şahin) zorlamıştı. Asuralar (Nagalar), çok önemli denizcilik kaynaklarına sahip olan ve uzak sahillere kadar temeller atmış usta gemicilerdi” (Encircled Serpent (Kuyruğunu Yutan Yılan), yazar : M. Oldfield, s. 47).

 

Hatta günümüzde Meksika bayrağında ağzındaki bir yılanla antik Meksikalıların Orta Amerika’ya varışını temsil eden bir Kartal vardır. Bayrak ayrıca Meshika’nın şimdiki Meksiko şehrine varışını da temsil etmektedir.

 

 

 

Meksika bayrağı

Meksika bayrağı

 

 

Aşağıdaki ilk resim : bay Subash Bose, kendi bölgesindeki tapınakta kutsal bir emanet olarak korunan Tamil Pachesi oyun tahtasını gösteriyor. Tamiller ve Meksika’dan Panama’ya kadar tüm Orta Amerika kabileleri, hep aynı Pachesi oyununu oynuyorlardı. Aşağıdaki ikinci resim : Orta Amerikalılar oyuna dilbilimsel olarak benzer olan bir ad vermişlerdi : Patolli (not : CH ve T sesleri dilbilimsel olarak benzerdir. LL sesi ise, Rönesans devri İspanyollarının Z ve J seslerini benzetebilmelerinin tek yolu idi. Bu da Patolli’nin Pachesi’den türediğini ispatlar). Ben kendim San Jose’deki Kostarika Ulusal Müzesi’nde bir Patolli oyun tahtası gördüm.

 

 

 

 

HEM MEKSİKA KIZILDERİLİLERİ HEM DE TAMİLLER AYNI İSİMDE TAMALE YİYORLARDI!

 

Tamiller ve Türkler, antik Meksikalılara en sevdikleri yemekleri aynı isimlerle armağan etmişlerdir : Tamale ve Corunda (not : Tamale denilen yemek, mısır ununun mısır yapraklarıyla sarılıp buğulanması ya da haşlanmasıyla yapılır; yerken yapraklar atılır. İsteğe bağlı olarak içine kıyma, kırmızı biber ve peynir konur. Corunda ise, Tamaleye benzer; buğulamadan önce mısır yaprakları hamurun etrafına üçgen şekli vererecek şekilde katlanır ve içine et konmaz. Yerken, üzerine krema ya da acılı salsa sosu eklenir). Antik Tamiller, Tamil ya da Tamal olarak bilinirdi. En sevdikleri yemeklerden biri, bambu yaprağı ile sarma yapılmış bir tür hamur işi ya da dolma idi. Hatta Hindistan’ın Tamil Nadu eyaletinde Tamal diye adlandırılır. Meksika’nın Michoacán eyaletinde ise, Corunda denilen üçgen biçimli benzer bir tamal yenir. Türkçe karşılığı, kur-unda (yani hamur) olacaktır.

 

Tamil Nadulu dostum, bay Subah Bose, Hinduların sıkça kobralara, Mayaların ise çıngıraklı yılanlara taptığını bana işaret etti. Maya evlerinin aynen Tamil Nadu’dakiler gibi olduğunu söyledi.

 

Kuberalar bile isimlerini Kuzey Amerika’ya vermişlerdi. Orta Amerikalılar, İspanyollara Kuzey Amerika’nın Quivira (Khyber Halkının Ülkesi) olduğunu söylemişlerdi.

 

Çoğumuz Mayaların kutsal kitabı Chilam Balam’ı duymuşuzdur. Chilan veya Chilam, Maya rahiplerinin bir ünvanıdır. Balam, Jaguar’ın Mayaca adıdır. Sanskritçede Cheilan = Seylanlı ve Vyalam = kaplan, aslan, avcı leopardır. “Jaguar”, muhtemelen Saskritçede Kaplan gibi veya “kaplan gibi ses çıkaran” anlamındaki Higkara sözcüğünden gelmedir.

 

Mayalar, “Quetzalcoatl”a Kukulcan ya da Gukumats derlerdi. Bu isimler doğrudan doğruya Türkçeden türemiş gibi görünmektedir. Kuk ya da Gok, Türkçe Gog (Göğ) ve Gok (Gök) sözcüklerinden türemiştir, antik Türk kabile adlarıdır. Ulu, “yüksek yere yerleşmiş” demektir. Mats, “Mesih” anlamında Türkçe sözcük olan Masi’den türemiştir. Khan, “Kral (Han)” anlamında Türkçe sözcüktür. Bu nedenle Kukulcan = Gogulkhan (Göğün Ulu Kralı), Gukumats = Gokumasi (Ulu Gök Mesihi).

 

Amerika’da Dravitçe, Türkçe ve Sanskritçe sözcüklerin bulunması hiç kimseyi şaşırtmamalıdır; çünkü Aryanlar ve Hintliler (Ramanaka) birlikte dünyanın her yerine seyahat etmişlerdir. El Orígen de los Indios (Kızılderililerin Kökeni) adlı kitabında İspanyol rahip Gregorio Pérez, Karayip Kızılderililerinin, kurucu atalarının Kuru-Rumani olduğunu söylediklerini yazmıştır.

 

Bazı Dravitler, Sanskritçenin Dravitçeden yayıldığını düşünürler; fakat benim araştırmalarım bunu göstermemektedir. Türklerin çoğu, bir zamanlar şimdikinden daha genel bir biçimde konuşulduğu için ayrıca Aramca da konuşurlardı. Türk bilimci Polat Kaya, Sanskritçe, Dravitçe, İbranice, Çince ve daha birçok dilin Türkçeden türemiş anagramlar (harflerin yeri değiştirilerek elde edilen çevrik sözcükler) olduğunu ifade etmektedir. O, ayrıca Maya dilinin de Türkçeden türeme olduğunu söylemiştir.

 

Bu makalede, elimde bulundurduğum kanıtların sadece ufacık bir kısmını, Mayaların Hintli ve Seylanlı kökenlerine işaret ederek sundum. Bu makaleyi, Cizvit papazı Francisco Xavier Clavigero’nun Historia Antigua de Messico (Meksika’nın Kadim Tarihi) adlı kitabının birinci cildinde yazdıklarını tekrar belirterek bitirmeye karar verdim. Clavigero, Chiapaneco Mayalarının (yani şimdiki Chiapas eyaletinde yerleşmiş Mayaların) kendisine, Nuh peygamberin bir torunu olan Votan’ın, insanları Amerika’ya götürdüğünü anlattıklarını söylemiştir. Votan, Chan (Naga ya da Yılan) kabilesindendi. Ayrıca Mayalar, Votan’ın doğudan geldiğini ve kendisiyle birlikte yedi gurup getirdiğini söylemişler. Diğer iki önder (yoksa guruplar mı?) daha önce yerleşimciler getirmişlerdi : Igh ve Imox. Votan, şimdi Palenque olarak bilinen büyük bir şehir inşa etti, ona Yılanlar Şehri anlamında “Nauchan” adını verdi. Nuh peygamber, gemisinden çıktığında, o ve halkı, Nashan (Nuh halkının Chan’ı) adını verdikleri ilk şehirlerini inşa etmişlerdi.

 

Votan, ana ülkeye vergilerle bağlı olan Tulan, Mayapan ve Chiquimala adında üç krallık kurdu. Tulan kalıntıları; Tula, Hidalgo ve Meksiko’nunkilerdir. Mayapan, Yucatan yarımadasının kendisidir. Chiquimala bölgesinin yerini henüz bulamadım. Muhtemelen ya Guatemala’dır ya da Maya eyaleti olan Tzequil’dir.

 

Hindistan ve tarihi konusunda cahil olan Beyaz Irktan birçok kişi gibi, Clavigero da onları Cartagena, Afrika, Roma ve hatta İspanya’da yerleştirmeye kalkıştı. Fakat en azından Maya yerleşimcilerinin Fenikeliler olduğunu sezinlemişti.

 

Eğer Hindistan ve Seylan hakkında daha bilgili olsaydı, Tamil dilinde VALAM POTAM ibaresi “Gemilerin Yeri” anlamına geldiği için, Mayaların Seylanlı olduğu olduğunu bilecekti. Valam Potan (Seylan), ticaret rüzgarlarının estiği bir yerde, Yengeç Dönencesi ile Oğlak Dönencesi arasında bulunuyordu (not : Yengeç Dönencesi, Ekvator’un 23°27’ kuzeyindeki enlem olup öğle vakti güneşin en yüksek konumda olduğu en kuzeydeki enlemdir. Oğlak Dönencesi ise, aynı özelliklere sahip en güneydeki (23°27’) enlemdir). Valum Votan ile Valam Potam arasındaki farklar önemsizdir.

 

Aşağıda antik Tamillerin deniz ve kara rotalarını gösteren haritaya dikkat ediniz. Haritanın alt kısmında Oceanus Indicus (Hint Okyanusu) sözcüklerini fark edeceksiniz. İspanyolların Amerika’ya varmak için kullandığı antik haritalar da benzer biçimde Mar Indica ve Oceanus Indica terimlerini kullanıyordu. İspanyollar, Oceanus Indica’nın doğu ucunun Amerika olduğunu gösteren bu haritaları nereden elde etmişlerdi?

 

Antik Tamillerin deniz ve kara rotalarını gösteren harita.

 

 

Paskalya adasının kıyılarından denize bakan taş kafalar, temsil ettikleri düşünülen antik denizciler hakkında bizlere birçok şey anlatmaktadır. Heykellerin başlıklarına dikkat ediniz. Bunlar Tamil sarığı olabilir mi acaba?

 

Paskalya adasının taş kafaları

 

 

BİRTAKIM FARKLI DÜŞÜNCELER

 

Çoğu kişi, Maya ve Tolteklerin, yalnızca, birçok Amerikan Kızılderilisinin “Plimut Tavuğu” olan Chetumal üzerinden Amerikalara giriş yapmış göçmenler olduğunu bilmez. Orada karaya çıkmış olan birkaç Birleşik Devletler Kızılderili kabilesini zikredebilirim. Onların köken öyküleri düz sözlerle böyle diyor.

 

Bu makalede söylediklerim göz önünde tutulursa, bizim Amerikan Kızılderililerinin kökenlerini belirlemede daha nitelikli olan kimdir acaba? Beyaz ırktan Avrupai akademisyenlerimiz mi? Yoksa Türkler, Hindular ve Amerikan Kızılderilileri mi?

 

Uzak mesafelere yolculuklar yapan ve Wotan, Woden, Almancada Wuotan, Yap Adasında Paathan ve Filipinler'de Batan olarak bilinen antik gemiciler hakkında çoğu mistik olmak üzere her türden spekülasyonlar yapılmıştır. Votan, tek bir kişi değildi. O aslında bir “gemiciler ulusu” idi. Antik gemiciler ulusu ve maceracıları hala bizimle birliktedir : Dravit Tamilleri!

 

Bir Dravit gemisi

 

AynıTengri’nin Çocukları

Türklerle Kızılderililerin ataları aynı mı?

İnsanların birbiri ile iletişim kurmasının en bilinen yolu konuşmaktır ve bunun aracı da dildir… Dilin söylediğini unutmamak ve duymayanlara aktarabilmek için “yazı” denen sembolleştirme yöntemine ihtiyacımız vardır. Yeryüzünde bugün mevcut olan yüzlerce farklı dil ve yazı; aynı atadan geldiğine inanılan insanı ne yazık ki “iletişimsizlik” konumuna düşürmüştür. Evrensel dil yapılma çabasında olunan İngilizcenin, ‘ Tüm’ halkları birbiri ile nasıl iletiştirdiği ise tartışılır bir konu bence…

Yazı ve semboller olarak elimizde bulunan tüm kaynaklar şimdiye kadar doğru yorumlanabilmiş midir?

Bizim klasik bilgilerimizle uygarlık tarihimiz 6.000 yıla dayanıyor olsa da, acaba tüm gerçek bu kadar mıdır?

İlk yazıyı Sümer’ler mi kullandı gerçekten?

Sümer’lerin kendi dillerine ait sesleri semboller halinde tabletlere geçirmiş olmaları ve bunun çözümlenmesine kadar geçen 5500 yıl, insanın var oluş cetvelindeki bütün uygarlığı temsil etmekte yeterli midir?

Yazının Sümerlerden intikal ettiği söylenen; Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asur, Hitit ve Urartu sıralaması ve dağılımı ne kadar doğrudur?

Bu soruların sayısı epeyce arttırılabilir.

Aslında son yıllarda bilinen bazı gerçeklerin o kadar da “ gerçek” olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlasa da, Arkeolojik yaş tespiti için kullandığımız eski metotların yerini alacak yeni yöntemler, geçmiş tarihimizin yeniden yazılmasını sağlayana kadar bazı şeyler sadece iddia olmaktan öte geçemeyecek bir süre daha.

Bu iddialardan bir tanesi var ki çok ilginçtir:

Türkler ile Kızılderililer'in ataları aynı (mı)?

Asya'da uygarlık yaratan Türkler ile Amerika kıtasında yaşayan eski uygarlıklar Maya- Aztek- Olmek uygarlıkları arasında sembollerle başlayan benzerlik, bir sürü konuda şaşırtıcı noktalara ulaştı.

Asya’da Hitit Güneşi olarak bilinen semboldeki TENGRİ (yani evrenin her yerindeki tanrı) ile Maya ve Aztek tanrısı Quetzalcoatl ‘ın sembolü arasındaki benzerlik karşılaştırmaya değer. Hele bu tanrının adını “kutsal katlı” olarak okuduğumuzu düşünürsek anlamsal ve sembolik benzerlik iyice artar. (Kutsal katlı, Tengri ile aynı anlamdadır)

Maya ve Aztek tanrı isimlerinde Türkçe ile başka hoş benzerlikler de mevcuttur.

Chac: Yani "Çak" Mayaların yıldırım ve şimşek tanrısıdır. Çak şeklinde okunan bu sözcük halen bile dilimizde “Şimşek çaktı” şeklinde varlığını sürdürmektedir.

Kinich Ahau: Maya güneş tanrısıdır. Kinich veya Küniş, Türkçe “Güneş” kelimesi ile neredeyse birebir aynıdır. Eski Türk inancında “Künhan” Güneş-Han adı kutsal güneşe verilen isimlerden biridir. Ahau ile Han sözlerinin yakınlığı ise dikkat çekicidir.

Xiuhtecuhtli: ateş ve zaman tanrısıdır, çifte göreve sahiptir ve çifte kutlu olarak okunabilir.

Tezcatlipoca: Tez = hızlı, Katlı = Kat eden (hareket eden) ve B den P ye dönüşümle Bora sözü “poca” şeklini almış olabilir. Tezkatlıbora rüzgâr tanrısıdır.
Xochiquetzal: Güzellik ve çiçek tanrıçası idi. Burada “quetzal” sözünün kutsal olduğunu Xochi’nin çok olduğunu kabul edersek bu durumda “Çokkutsal” adı ortaya çıkmış olur.

Aşağıda sıralanan Kızılderili dilinde kullanılan kelimeler ile Türkçe arasındaki benzerlikler gerçekten dikkat çekici.

Yat-kı: yatılan ev

Tamazkal: Hamam, temiz kalmak

Yanunda: yanında

T- sün: uzun

Misssigi: Mısır

Tepek: tepe

Hu: selam

Türe: töre

Tete: dede

Atış-ka: ateş

Aş- köz: yemek

Yu: su

Yu-mak: yıkamak

Köç: göç

Tekun: tekin

Atağ: ata

Yaşıl: yeşil

Çakira: çakır

Kün: Gün

Atapaskan: Kızılderili kabilesinin adı

Ata-Hualpa: Son Maya kralının adı

Kalakmul, Uaxactun, Kopan: Maya şehirlerinin isimleri

Kızılderili kelimeleri ile Türkçenin karşılaştırıldığı bu birkaç örnek dışında Fransız dilbilimci Dumesnil, Kızılderililerin kullandığı 320 kelimenin Türkçe ile aynı olduğunu tespit etmiştir. Tarihçi Ord.Prof. Denis Sinor’ un araştırmalarına göre, töre, kültür, inanış, din, semboller, dil ve gelenekler arasında çok ciddi benzerlikler mevcut. Bazı bilim adamı ve tarihçilere göre genetik incelemelerde de ciddi kanıtlar tespit edilmiştir. (Gen araştırmaları etiklik açısından genellikle gizli yapıldığı için kaynaklarımız sınırlı ne yazık ki.)

Türkkelimesinin tarihine baktığımızda Sümer tanrıçası İnanna ile karşılaşırız, tıpkı Anadolu kültüründe olduğu gibi…

Tarihteki araştırmalara göre Kızılderili gelenekleri ile Türk gelenekleri arasında aşağıda listelenen benzerlikler tespit edilmiştir.

Sümer Tanrıçası İnanna’yısembolize eden “Ay kayığı”simgesi olan hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. (Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı.)

Tork isimli, hilal şeklinde kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak kullanırlar.

Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle Mayanca demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya göçmeden evvelki yerleşim sahası idi…

Tahiti adasına ayak basan Kaptan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir.

Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit edilmiştir.Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır.

Doktor kelimesi yerine Ah-men, kırık çıkıkçıya Kak-bak, şifacı hekime Ah-bak, çocuk doğurtan ebeye ilk-alan-zah derlerdi. Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el öpme adeti tespit edilmiştir.

Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.

Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atapaskan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.

İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler.

İnka’lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. (Dede Korkut Hikayelerinden Boğaç Han’ın Hikayesini hatırlatıyor.)

Kına yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.

Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılırdı. Loğusanın kırkını yaparlardı. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan davası bir töre olarak uygulanırdı.

Mayalar ölüm yıl dönümünde Yıl aşı verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.

Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı Tez Katlı Poka (Tez katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı vardır. Cennete Vakui (Akui-(Altından ırmaklar akan yer) derlerdi.

Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson, Irok gibi kabilelerinde “Hu” çekerek Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir.

İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar Ç-şıra (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye Çira derlerdi.

Tarihte Türklere ait heykel başları


 

Meksika'da Parque Muzesindeki Olmec heykel başları


 

Bu ilginç benzeyişlerin gerçek sebebi ne olabilir?

Peki ama dilde, sembolde, dinde, kültürde bu kadar benzeşmemiz biraz şaşırtıcı değil mi? Biz daha motorlu gemileri ve uçağı yeni bulmuşken, binlerce yıl önce aradaki koskoca Pasifik Okyanusu nasıl aşılabilmiş ve aynı genlere, aynı dile, aynı törelere, aynı törenlere, aynı sembollere nasıl sahip olmuşuz acaba?

Bu sorunun cevabını ararken karşılaştığımız kaynaklar bize şimdiye kadar öğretilen tarih bilgisinin eksiklerle ve yanlışlarla dolu olduğunu göstermeye yetiyor bence. Resmi tarihte bulunan eksiklikler, maddesel kanıtların yokluğundan kaynaklanmaktadır ama Dilbilim söz konusu olduğunda dillerdeki benzeyişler yeterince kanıt olmalıdır.

Atatürk’ün ilgisi

Yıllar öncesinde Atatürk’ü epey heyecanlandıran bir araştırma Türkiye’de ortaya çıkabilmek için yıllarca beklemek zorunda kalmıştır. Türk tarihinin ve coğrafyasının araştırılmasını isteyen Atatürk, ilkel diller uzmanı ve tarihçi-diplomat Tahsin Mayatepek'i görevlendirmiş ve ömrünün son yıllarında ilginç kaynaklara ulaşmıştır. Mayatepek’in sunduğu ön raporda Güney Amerika uygarlıklarından Maya uygarlığının dil ve kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerlik dikkat çekiciydi. Süreci inceleyip Atatürk’e raporlar halinde iletmesi için 1935’de Meksika’ya maslahatgüzar atandı ve Arkeolog William Niven’in Meksika’da yaptığı kazılarda bulduğu yaklaşık 15 bin yıl öncesine ait tabletlerin deşifrelerinden ve ardından James Churcward’ın Hindistan’da bulduğu benzer tabletlerin çevrilerinden Atatürk’ü haberdar etti. Sağlığının bozuk olmasına rağmen Atatürk, Türkiye’ye getirilen kitaplarla çok ilgilendi ve hızlıca çevirilerini yaptırıp, bizzat kendisi geceler boyu okuyup üzerlerinde notlar aldı. Halen Anıt kabir’de bir kısmı sergilenen kitaplar ancak 2000 li yıllarda Türkçeye çevrilebildi. (Kayıp Kıta Mu , Mu’nun Sembolleri)

Günümüzde bile bilimselliği hala tartışılan adres, MU kıtasından başka bir yer değildi. Mu kıtası üç büyük kara parçasından oluşuyordu, günümüzde küçük adacıkların olduğu bölgede dört ayrı ırk, tek tanrılı bir din, sembolizme dayalı bir öğretim sistemi ve gelişmiş bir uygarlık mevcuttu. Kıtadaki uygarlık devam ederken Asya’da ve diğer kıtalarda koloniler kurmuşlardı. Bu kolonilerden bir tanesi de Uygurlardı.

Azımsanmayacak sayıda bilim adamına, mevcut ve geçmiş medeniyetlerdeki pek çok ortak noktanın kaynağının Mu kıtası olduğunu düşündüren kanıtlar ciddiye alınmayacak gibi değil. Sadece yazılı kaynakların değil, imgelere ve simgelere dayanan kültürel tarihin de incelenmesi bugünkü geçmiş tarih bilgimizin değişmesini sağlayacaktır. Buzul çağından önce yani, günümüzden 30.000 ile 15.000 yıl öncesi göçlerle oluşan Maya, Aztek, İnka kültürlerinin incelenmesi, efsanelerinin tekrar gözden geçirilmesi bakış açımızı mutlaka değiştirecektir.

Mu kıtasının Pasifik Okyanusta batacağını anlayan uygarlığın yaşamın devamını sağlayabilmek için diğer kıtalara göçler yaptığı Dil ve kültür araştırmalarında ortaya çıkmaktadır, tıpkı yıllardır konuşulan Kızılderililer ile Türkler arasındaki benzeyişler gibi…

İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği USA (IEMEZUSA) 26 Ocak tarihinde New York’ta İki kültürün benzerlikleri konusunda bir panel düzenledi:

 

Türk dünyası ile Kızılderililer arasındaki ortak bağlar?

Panel konuşmacıları:

Prof. Türker Erdoğan (George Washington Üniversitesi), Prof. Timur Kocaoğlu (Michigan Devlet Üniversitesi), Araştirma Profesörü Marjorie Mandelstam Balzer (Georgetown Üniversitesi & Eurasia Antropoloji ve Arkeoji Dergisi Editörü), Doçent Carol Lujan, Ph.D , (Amerikan Kizilderilileri Araştirma Bölümü, Arizona Devlet Üniversitesi)

Diliyorum ki; Milliyetçi bakış açılarının o ince tehlikeli çizgisinde sınırlı kalmadan, sadece Kızılderililer ile Türk dil ve kültürlerinin değil, bilinen eski uygarlıkların bıraktığı tüm maddesel ve sembolik kanıtlar, bütün dünya ülkelerinin katılacağı geniş kapsamlı sempozyumlarla araştırılır ve Mu Kıtasının gerçekte var olup olmadığı anlaşılır bir gün…

MU kıtasının var olduğu iddiasını savunan kaynaklar:

Dr. William Niven'in 1921-1923 yılları arasında keşfettiği, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan 2600 tablet. Yucatan'da hazırlanmış eski bir Maya kitabı olan 'Troano El Yazması'. (British Museum'da bulunmaktadir) Maya kitabı olan Cortesianus Kodeksi. (Bugün Madrid Ulusal Müzesi'nde bulunmaktadır.) Paul Schlieman tarafından Tibet'teki bir Budist tapınağında keşfedildiği ileri sürülen “Lhassa Belgesi”. Yucatan'da (Meksika) Churchward’un batan Mu kıtasının anısına inşa edilmiş olduğunu ileri sürdüğü Uxmal tapınağındaki (bana uç mahal kelimesini hatırlattı nedense) yazıtlar. Bu tapınaktaki yazıtlarda “geldiğimiz yer olan Batı ülkelerinin anısını korumak için inşa edilmiştir” ifadesi bulunmaktadır. Meksiko şehrinin 96 km. güneybatısında yer alan Xochicalo Piramiti yazıtları. (Bu piramit, üzerindeki yazıtlara göre, “Batı ülkelerinin yıkımının anısına” inşa edilmiştir. ), Perezianus ve Dresden kodeksleri.

Kaynağımız neresi olursa olsun hepimiz aynı Tengri’nin çocuklarıyız!